Kayıt Ol
Nis 23, 2019
213 Views
3 0

23 NİSAN

Written by

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Milli bayramlarımızın değerinin ve manasının tam olarak idrak edilemediği bir dönemdeyiz. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 30 Ağustos tarihleri neyi ifade eder?

Tarih boyunca pek çok devlet kurulup, yıkılmıştır. Bu devletlerin her birinin kendisine has kanunları, kültürleri ve yönetim yaklaşımları olmuştur.

Yakın tarihimizde yıkılmış olan Sovyet rejimi zamanının büyük otoritelerinden olmayı başarmıştır. SSCB, himayesindeki farklı milliyet ve kültürlere sahip birçok devleti yaklaşık 70 sene bünyesinde barındırmıştır. Ufak bir örnekle bu çok uluslu devletin bu kadar uzun bir süre nasıl ayakta kalabildiğini açıklayalım. Hepimiz Kızılordu Korosu’nu biliriz. ”Polyushka Polye” ve benim de ezbere bildiğim ”Katyusha”…Bu marşların önemi nedir? Dikkatle bakıldığında zamanının müzik sanatını büyük çapta etkilemişlerdir. Stalin ”Bir erkeğin kalbi Polyushka Polye gibi atar.” sözüyle marşıyla övünmüştür.-Yaptıkları ciddi asimilasyon neftet uyandırır, lakin bu konumuzun dışındadır.- Çar Deli Petro’dan itibaren Ruslar milliyetlerini ve kültürlerini özendirecek biçimde yaşamışlardır.

Almanya ve Hitler. Hitler, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nde yükselerek parti başkanı oldu. Adolf Hitler’in milliyetçilik fikirleri hepimizin malumudur. Alman halkı Hitler’i Almanları 1. Dünya Savaşı’ndan önceki ”Güçlü Almanya” ve ”Alman güçlüdür” fikirlerini tekrar yaşatacak ideal lider olarak görüyorlardı. Almanya güçlendi, belirli bir karizma sahibi oldu; ancak fazlaca düşman topladı ve 2. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrıldı.

Napolyon Bonaparte… Örnek bir Fransız idealist ve lider. Fransız halkının başına geçti. Karizmatık duruşu ve sarsılmaz iradesiyle bütün Fransızları biraraya topladı. 150’den fazla savaş ve çatışma kazandı. Roma İmparatorluğu’ndan o güne kadarki en büyük Avrupa toprak birliğini sağladı. Fransızlar bu dönemde milliyetlerini o derece özendirerek yaşadılar ki Avrupa hudutlarının dışındaki devletlerde bile aristokratlar, politikacılar, halk da dahil Fransızca bilmeyi bir saygınlık derecesi olarak görüyorlardı. Balolarda Fransızca konuşmak insanların değer kazanmasına neden oluyordu. -Tolstoy, Savaş ve Barış eserinde bu durumu çok güzel betimler.- Nitekim Napolyon’ da saldırgan tavırlarıyla etrafında fazlaca düşman birktirdi ve Koalisyon Devletleri’ne karşı büyük bir hezimet yaşadı ve ülkesinden sürüldü. Daha sonra başa geçmeyi tekrar başardıysa da tutunamadı. Hatta Napolyon’da Fransız olmanın değeri o kadar çok artmıştı ki, bahsettiğim Fransızca konuşmanın, Fransız dostlar edinmenin bir onur sayıldığı Moskova’yı işgal etti. Hayali Moskova’da barbarlıktan bıkmış olan halkın kendisini güllerle karşılamasıydı. Lakin Napolyon Borodino’ya ulaştığında Ruslar çoktan Moskova’yı terketmiş ve ülkenin kuzeydoğu bölümlerine gitmişlerdi.

Roma İmparatorluğu ve Jül Sezar… Kendilerini uygar, diğer devletleri barbar olarak tanımlayacak kadar kendilerine aşıktılar. Roma dini, Roma milleti, Roma kültürü, Roma İmparatorluğu… Bu devlet asırlar boyu ayakta kaldı ve hem kendi çağındaki hem de çağının ötesindeki devletlere ve fikirlere önder ve örnek oldu. Kendisini döneminde öyle çok benimsedi ve benimsetti ki Roma somut bir şeyden çok soyut bir anlam ifade eder hale gelmişti.

Daha pek çok örnek verilebilir, lakin bu örnekler anlatmak istediklerime yeter.

Mustafa Kemal Atatürk… Akıllı, zeki, ileri görüşlü, karizmatik bir lider, örnek bir Türk’tü. Bu şekilde yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyordu. İnkılapları aslında milletinin kendisini her alanda engelleyen önkabullenmelerinden kurtulup, modern dünya insanına örnek teşkil edecek şekilde yaşamasını amaçlıyordu. Ayrıca etrafında düşman da toplamadı. ”Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini benimseyerek yeni bir formül buldu. Komşularıyla dostluğunu geliştirebilmek için Sadabat Paktı’na ve Balkan Antantı’na önderlik etti. Artık dünya barışına önder ve dünya medeniyetlerine örnek millet Türkler olmalıydı. Bunun yöntemini bize Atatürkçülük ilkeleriyle armağan etti. Kültürümüzden ayrılmadan, kadim törelerimizi terketmeden, dinimizi de örnek bir dindar olarak yaşayabileceğimiz modern Türk devletini kurdu.

Osmanlı Devleti’nde diplomatların, sanatçıların kullandığı ağır dil halk tarafından anlaşılmıyordu. TDK’yı kurarak hem bu engeli kaldırmayı hem de Türkçe’nin bilimin ve sanatın dünya üzerindeki egemen dil olması yolundaki taşları ortadan kaldırmayı amaçladı.

TTK’yı kurdu ki Türk tarihinin ve Türk milletinin değeri bilinsin, Türkler tüm dünyaya aslını tanıtabilsin ve hakettiği değeri bularak karizmasıyla tüm dünya insanlarına ve modernizm hareketlerine örnek ve önder olabilsin.

İşte bu yüzden Atatürk’ü, ilke ve inkılaplarını takip etmeliyiz.

Tarihçi, gezgin J.J.F Poujoluat-İmparatorluklar Şehri İstanbul 1830’un yazarı-‘ın mektubundaki ifadeler manidardır:

”Uygarlık, hele ödünç alınmış uygarlık, kendisine her Allahın günü ulusların en üstünü deyip duran bir ulusta ve kendini hep örnek bir toplum sayan bir toplumda öyle çabuk ilerlemeler gösteremez pek. Hem, hergangi bir uygarlığa ulaşabilmek için, hiç değilse onun hakkında insanın ilkel bir fikri olması, onun ne olduğunu bilmesi gerek. Buradaysa bizim uygarlığımız hiç bilinmeyen bir ülke, yeni bir dünya gibidir. İnsanın hiç bilmediği bir amaca dosdoğru ilerlemesi, hele nereye gittiğini bilmeden bikoşu girmesi güçtür. İnanç olmadığı için gerçek bir çaba da yok bunda. Padişahın kendisi bile, kendi devrimine inanmıyor.”(1)

Atatürkçülük’ü ve Türk kimliğimizi diğer toplumlara örnek olacak şekilde yaşayalım ve buna inanalım. Yeni nesillerimizi de bu fikirlerle yetiştirelim.23 Nisan, 29 Ekim, 19 Mayıs, 30 Ağustos… Milli bayramlarımız bu fikirleri ve görevimizi tekrar hatırlatmak için mevcuttur.

(1)Divan Yolu’ndan Pera’ya Selametle-M.Kayahan Özgül

Ahmet Akmanoglu

Diş Hekimi

Latest posts by Ahmet Akmanoglu (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.