Kayıt Ol
Eyl 28, 2017
682 Views
0 0

27 Eylül 2017 – Okul Günlüğü

Written by

Gerçek yazıyı kendi blogumda okumak istiyosanız buraya basınız.

Herkese yine merhaba,

Bugün artık blogumun asıl amaçlarından olan “Okul Günlüğü” serisini başlatıyorum. Bu seriyi İnşallah yıl sonuna dek, belki de bir sonraki yıllara kadar uzatmayı düşünüyorum. Bayağı yorucu olacak ama siz okuyucumlarım için (benim için de) faydalı olacağını düşünüyorum. Bu seriyi okurken zevk almanızı umut ediyorum.

Okulum çok arkadaşçıl bir okul. Her okulun müdür yardımcısı sert olurken, yani biz onunla sadece özel ve önemli konularda buluşurken benim okulumun müdür yardımcısı çok saygılı, dertleri dinleyen birisi. O yüzden okulda en çok çalınan (vurulan) kapısı bizim müdür yardımcımızın odası oluyor. Veliden çok öğrenci uğruyor müdür yardımcımızın odasına, bazıları dertlerini anlatmak için gelirken bazıları ise ne var ne yok için gelirler. Müdür yardımcımızın kapısı da her zaman herkese açık olur.

Bu okula geldiğimde karnemdeki notlar yüksek diye müdür yardımcımız beni okulun en iyi sınıfına yerleştirdi. Allah ondan razı olsun.

Arkadaşlarıma gelince, onlar da eşsiz benzersiz arkadaşlarım. Çok iyiler, sınıfta kıskanan, küsen, kavga eden hiçkimse yok diyebilirim. Çok güzel bir sınıf.

Okulumuzda (bilmiyorum sistemi öyle) her ayrı derste farklı farklı sınıflara gidiliyor. Mesela Türkçe 3. katta, Matematik 2. katta, Müzik 1. kattaki sınıflardan birinde yapılıyor. Tabii tüm sınıfın bir ismi var, Türkçe-2 ve Matematik-3 diye.


Bu yıl 7. sınıfa geçtim ve yeni dersler geldi. Teknoloji ve Tasarım, Yazarlık Eğitimi, Halk Kültürü (dersimize müdür yardımcısı geliyor) gibi. Bu dönem Fen öğretmeni (sınıf öğretmenimiz) dolaylı izin aldığı için şimdiki sınıf öğretmenimiz Yazarlık Eğitimi öğretmeni oldu. Kendisi Türkiye’nin bazı yerlerinde tanınan, bazen il/ilçe yazarlık yarışmaları yapıp kazanan eserleri kitap yapıp bastıran birisi, böyle olunca sınıfa kim güzel yazarsa yazısının kitaplarda basılabileceği teklifi verdi. Ben de sevindim, kaç aydır bunun üzerinde araştırıyordum, doğrusu kitap yazma fikrim vardı ancak bunun üzerinde bilgi edinemedim. Ama böyle olunca İnşallah gerisi gelir diye düşünüyorum. Deneyeceğim İnşallah!

Bugün sınıfımıza yeni bir öğrenci geldi, en son ben 5. sınıftan buraya geleli hiç sınıfımıza yeni birisi gelmedi, bu yüzden yoklama sırasında listenin sonunda hep ben olurdum. İşte bugün birisi geldi, Ağrı’dan buraya taşınmış. Biraz içine kapanın ve üzgün gibi, evet ben de eski okulumdan ayrıldığımda biraz da olsa moral bozulmasına uğradım. O da öyle olabilir ama eğer ben bunu her sefer yaparsam kime uyum sağlarım? Böyle olunca herkese uyum sağlayabilmek en önemli sıfatlarımızdan biri olabiliyor. O nasıl Ağrı’dan Denizli’ye 1000 km’den fazla gelmişse ben de aslen Malezya’daki okulumdan Denizli’ye taşındım, yaklaşık 9000 km! Malezya nerde, Türkiye nerede? Dünyanın öbür ucu. Ben Malezya’da nasıl arkadaş edindiysem burada da edindim. Şimdiye kadar muhtemelen 40’tan fazla öğretmen edindim ve 1000’e yakın arkadaş edindim. Evet bazılarını hatırlayamayabilirim ama mantığa göre bu evet doğru.

Öğretmenlerin bazıları da değişti, hep atamalar yüzünden sürekli değişiyor, okulca buna uyum sağlamaya çalışıyoruz. Bir bu hocayı sevdik, sonra başka yere atanınca “Ah keşke o hoca olsaydı” derdik. Tüm öğretmenler birbirinden farklı, bazıları iyi kalpli, bazıları da sert, disiplinli olabiliyor.

Bugün Sosyal Bilgiler dersimizde Kitlesel İletişim hakkında konuştuk. İnternet, televizyon vb. teknoloji ürünleriyle dünyanın öbür tarafında olan bitenleri anında öğrenebiliyoruz. Örnekler verirken hoca şöyle demiş : “Japonya’da 4,2 büyüklükte deprem olmuş hepsini her anda öğrenebiliyoruz … Şöyle böyle Malezya’dan kaçan Malezyalı başarılı öğrenci Türkiye’de bulundu”. Böyle olunca sınıf hepsi dönüp arkada oturan bana baktılar. 🙂

Bu çoğu zaman gerçekleşiyor, mesela Bilişim öğretmeni değişmiş, yeni hocanın ismi (benim ismimle aynı) diye duyurulduğunda tüm sınıf bana bakar. Ben de bazen şaşırarak kalıyorum, bazen de gülüyorum.

Aşağıda teneffüste (muhtemelen tek bizim okulda olan) “11 50” oyununu oynuyoruz. Hep beraber çember oluşturup belirli bir kişiden başlayıp sıra sıra 15’e kadar sayılır. 15. kişi de ebe olup diğer tüm arkadaşları yakalamaya çalışır. Yakalanan yine ebe olup diğerlerini kapmaya çalışır. Oyun bitinceye kadar devam eder ve sonra yine çember oluşturulup oyuna yine başlanır. Bu okula ilk geldiğimde hiç anlayamamıştım ama sonra anlamaya başladım. Saklanbaçtan daha güzel bir oyun. Sınıfımız da oyunu sevdiği için yıllardır bu oyun oynanıyor. Tüm teneffüslerin ¼’inde oynanıyor. Yani en az hafta içi 2 gününde bu oyun oynanılır.

Tüm okul beni tanıyor, ben ise onları tanıyorum. Karşıdaki ilkokul öğrencileri beni tanıyabiliyorken sınıfım dışındaki çoğu arkadaşlarımın isimlerini bilmiyorum. Aman Allah’ım, her köşede öğrenciler dolaşıyor ve onların önünden geçtiğimde (erkek arkadaşlar) beni çağırıp ya ne var ne yok sorarlar, ya selam verirler, ya el sıkışılır, ya da sohbetler edilir. O yüzden okulumdaki tüm öğrencileri isimlerini bilmemekle birlikte az buçuk tanıyorum. Yani eğer çarşıda gezinirsem bu şu öğrenci bizim okuldan geldiğini anlarım.


Okul anlata anlata bitmez, bu yüzden bu seriyi başlattım. Daha anlatılacak çok şey var, detay, deneyim, ipuç vesair-vesair. Bu yüzden lütfen serimin güncellemeleri için beklemede kalın! Eğer hangisi serinin içinde olduğunu bilmek istiyorsanız, başlığı bununki gibi tarih, sonra “Okul Günlüğü” yazısını görebilirsiniz.

Yazımı okuduğunuz için teşekkürler!

Gerçek yazıyı kendi blogumda okumak istiyosanız buraya basınız.

Muhlis Gursoy

Melez, 3 dil bilen, 1 yıldır blog yazan, e-kitap yazıyor olan meraklı bir öğrenci
Muhlis Gursoy
Article Categories:
Blog Tanitim · Yaratıcı Yazarlık

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.