Kayıt Ol
Kas 22, 2015
989 Views
0 0

Written by

Bilmiyorum bu kaçıncı yaktığım sigara…

Galata Kulesi bu kadar büyük müydü hakikaten. Önünde uzun uzun duruyorum, etrafımda duru bir sessizlik. Gündüzken gürültüden geçilmeyen bu meydan şimdi ıssız. Ay bana gülümsüyor. Bilmem ne zaman geçecek bu ? Yürüyorum yavaş yavaş, yine başladı. Gözlerim doluyor, kimsecikler yok sigaranın dumanı diye yalan söylemem gerek yok doya doya ağlayabilirim. Caddeden yürürken ağlayışım çığlığımla birleşiyor. Telefona bakıyorum saat için gece yarısına geliyor. Yolu takip edip İstiklal’e çıkıyorum. Yeni bir yaşam başlıyor orada. Yeni insanlar yeni dükkanlar. Yıllara rağmen halen ben buradayım diyor aziz İstiklal Caddesi…

Bir kadın görüyorum yolda ağlıyor. Yanına gidiyorum, Kadın bana tokat atıyor ben o şokla hızla koşuyorum. Kendime geldiğimde Aziz Antuan Kilisesindeyim. Yüce Tanrı bilir kaç erkekten dayak yemiş, hor görülmüş sadece kadın diye yırpalanmış, kerameti orasında sananların tacizine uğramış. Hak veriyorum. Onun bu tepkisi bana ders olsun. Eskiden herkesin derdine koşardım. Şimdi kendi derdimi bile savuşturamıyorum ki ! Sonunda geri dönüyorum kadın yerinde değil. Gene Kule’nin oraya geliyorum. Kule’nin dibine geçip doya doya ağlamaya başlıyorum. Saat kimin umrunda. Belki birini ararım, Geçiyor isimler, Ahmet, Burçak, Celal, Deniz,  Ecem,  İbrahim,  Muhammed , Tuğba vs.

Kimseyi aramıyorum. Hangisini arasam, zamana bırak denen saçmalıktan söz edecekler. Ama zaman sadece büyütme için var. Unutmak diye bir şey var mı bilmiyorum ama ben yaşadığım bütün ihanetleri dün gibi hatırlıyorum. Yaşam denen deryada sırtı bıçak yarası dolu bir garibim. Ne güzel hayallerim vardı benim oysa ki?  Çok büyük adam olacaktım. Belki Mercedes arabam olacaktı. Olmadı küçük bir adam oldum, araba hak getire. En azından yaşıyoruz bu da bir şey abi !

Yine dayanamayıp birisini arıyorum,

– Alo Sezen, Naber?

-İyi, senden?  Hayırdır ne oldu?

-Kötüyüm, Kulenin orada ağlıyorum.

-Ya üzme kendini bu günlerde geçer. Git evine.

-Ya gelsene buraya.

-Buraya?

-Evet?

-Ya canım şimdi nasıl geleyim ki?

 

Şak diye kapattım yüzüne. Hepsinin temel örneği bu. Kalbim bir şey fısıldıyor, ” Gelecek ” diye. Ama biliyorum gelmeyecek. Sanırım kalp kan pompalamak dışında insan mantıklı karar almasın ve yanlış işler yapsın diye yaratılan bir organ. Düşünüyorum da lisede çok iyi arkadaşdık, Ben hep onun yanındaydım. Bir gün son anda intihar etmesini önlemiştim. Rahmetli annem şöyle  derdi ; ” Oğul iki koyun almışlar. Arkadaşını koruyanı kesmişler. ” Annem gençti öldüğünde daha 50 yoktu. Akciğerine kanser diye bir velet girmiş ben bilmem o zamanlar daha küçüğüm. Ama şunu öğrendim ki bu velet zormuş. Adamı resmen gömermiş. Hele akciğere girdi mi çıkarana aşk olsun. Annem kemoterapi olurken çığlık atacak dahi hali olmazdı. Bilinci sanki yerinde değildi. Zordu. Mezarında anladım artık o yoktu. Ben, babam vardı o yoktu. Kaç kez ağladım şimdiki gibi neyse eskiyi açıp daha üzülmeyeyim…

 

Sonrası tepetaklak, liseyi bir şekilde bitirdik. Üniversite de bitti. İş bulduk tam dedik işler düzeldi. Onu gördüm. O Beril, isminin manasını bilmiyorum şimdi. Lisede tanıdım onu hani derler ya gözlerinde gözlerimi gördüm diye işte öyle fiyayakalı bir aşk baya öyle takıldık annem ölünce ayrıldık okula geldiğimde de yoktu. Ev numarası  değişmiş bulamadım sonra devam ettim. Onu gördüğümde soğuk bir cumartesi  günüydü. Yeğenime hediye alacaktım ki onu gördüm biraz sohbet ettik. Sonra kahve içmeye gitti;

-E Beril bari evlendin mi?

-Hayır.

-Neden?

-Seni bekledim.

-Ben seni çok aradım.

-Aramadın.

 

Hışımla dışarı çıktı. Bende bizim şirkette IT’den Çağlaya bunu araştırmasını söyledim. O anda bir golden geldi yüzümü yalamaya başladı ben gülmeye başladıkça daha da yaladı. Sonra o da gitti. Çağla aradı hepsi yalanmış 6 yaşında bir kızı varmış. ..

 

Biliyorum  sevgili okur benim gibi bir adamın hikayesini direkt anlamasına şaşıracak. Ama hayat böyle her şey yüzüne şak diye vuruyor. Ağlaman ani gülmen ani doğum ve ölüm ani üniversitede kavgada yediğim ilk yumruk ani aşık olmak ani.

 

Ani işte.

 

İnsan geçmişini hatırladıkça ders alırmış derler ama yalan. İnsan hatırladıkça yüreği daha da içe çöküyor. Gözleri yaş doluyor. Telefona bir kez daha baktım. Resimlere göz gezdirirken aslında hayatın resimlerden ibaret olduğunu anladım. Diyor ya şair, oh dulces prendas por mi hallados ve yine aynı şair,  Y can ellas en mi suerte conjuradas. Ne kadar güzel söylemiş. Yürümeye başladım yine, nereye gittiğimi bilmeden.

 

Telefonda son ses Mevsimsiz Kar yağar çalıyordu. Bu şarkı benim gençliğimdi. Şimdimdi ne anılar yüklemiştim bu araya. Beni benden aşırır/ Bir dağ yangını içerim…

Yolda gören beni deli sanıyordur. Artık umrumda değil zaten deli psikolojik olarak hasta olan değil, genel toplum dogmalarına uymayan değil midir?  Keşke birisi arasa keşke o arayan gel dese. Kalabalıktaki ıssız adam olmak zor.

 

Yanımdan bir çift geçti. Sanırım kavga ediyorlardı. Bana baktılar ve sustular. Üstüm sportifti, elimde telefon var o kadar. Hemen gittiler.

 

O anda aklıma Burçak geldi. Hani o kadar sövdüm ya Sezen’e filan. İşte bende öyle yaptım. Burçakla lise sonda tanıştık benden 4 yaş büyüktü. Ama onun gülüşüne aşık olmuştum. Öyle güzel gülüyordu ki yanında oturup sadece gülmesini seyretmek için neleri vermezdim?  Çok güzel bir ilişkimiz oldu. O hiç yaşı sorun etmedi. İnsanlarda yaşın değil sevginin en değerli şey olduğuna inanıyordu. Bir gün onu terkettim. Niye çünkü korktum!

Ah şu allahın cezası korku, insanın içini bir sardı mı  çıkarana aşk olsun ! Ne var büyükse önemli olan aşk değil mi?  Sanane elalemin lafından sanane sanane sanane…

Numarası aklımdaydı şu anda lazım olan bana oydu. Aradım.

 

-Alo Burçak, Sana ihtiyacım var ne olur!

-Afedersiniz kimsiniz tanıyamadım ?

– …….

-Kimsiniz neden cevap vermiyorsunuz?

-…….

 

Ben onun yüz hatlarını dahi unutamışken o beni unutmuş. Ama haklı kız ben onu bıraktım hayatta insan seçmek zor bazen eline gelen bakırı altın, altını bakır sanman işten bile değil.

 

Acaba Derya ne yapıyor? Lisede “kankalarım “vardı ama onunla konuşurduk. Gece 2’de yazsam dahi kızmazdı. Aradım kızı açtı telefonu

 

-Derya Renter’in telefonu?

-Evet, kimsiniz?

-Bir arkadaşıyım.

-Annem öldü.

-Mezarı nerede?

– Kadıköyde Katolik mezarlığı var ya orada.

-Tamam

 

Hızla koşmaya başladım. Arabamı sonunda buldum köprüyü geçtim hızlıca..

 

Sonunda vardım. Zor da olsa buldum. Önüne eğildim. Kimsem kalmamış. Kimse. İnsanlar boş gönüller sadece menfaat, Dostları bilemedik, neden öldü acaba. Üstünde Latince bir şeyler yazıyordu ama anlamıyordum. Çantama gitti elim şişeyi aldım elime. Şimdi miydi acep?  Buraya kadar mıydı? Acaba bütün her şey bu an icin miydi?  Yaşasa doya doya sarılırdı. Annemi, Onu toprak ettim. Kalbim kaldırmıyordu. Öbür dünyada buluşmak o kadar önemli değildi. Zaten var mıydı onu da bilmiyordum. Hani diyor ya şair, Biz üç kişiydik diye bende 3 kişi sevdim Derya, Burçak, Annem. Keşke bağıra bağıra seni seviyorum!  diyebilseydim. Hiç bir şeyi beceremedim ben her şeyi abarttım hem de korktum. Bari ölmeyi iyi becereydim. Elime kağıt aldım.

“Beni buraya gömün ” yazdım. Siyanürü tek seferde yutmuştum. Yüzüm güldü. 10 dakika sonra her şey bitiyordu. Arkamdan kimse ağlamayacak biliyorum. O seni seviyorum naraları atanlar timsah gözyaşlarını dökerler. Zaten insanların en iyi yaptığı şey, rol yapmaktır. Arkamdan bir ses gelir diye duydum ama karga imiş. Anımsadığım ilk anım bir karga idi son anım da o oldu. Öyle ölürken filan yağmur yağmadı. Berbat bir yaşam eh denen bir ölüm oldu. Ait olduğum yere yani toprağa döndüm…DncnH_Halloween Psychogeography_YkVrQWc

Avatar

Latest posts by Gurkan Ersin (see all)

Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.