Kayıt Ol
Şub 11, 2019
493 Views
4 0

ANKARA

Written by

Hep bir telaş içindeyiz. Farkında olmadan yoruluyoruz. Takvim yaprağım 11 şubat pazartesi 2019’u gösteriyor. Kızılay’da etrafıma baktım. Ben bakarken yoruldum. İnsanlar telaş içinde. Hayatın akışından kimse farkında değil. Etrafta yorulan bir şeyleri değiştirmek isteyen insanlarla dolu. Bir farkındalık yaratmak isteyen umudunu yitirmemiş fakat ne yaptığından bihaber insanlar. Karanfil sokağa geçiyorum ‘Bana sarılır mısın?’ diye bir pankart gözlerine siyah bandajla örtmüş bir genç ve kamerasıyla onu çeken arkadaşı. Bunu ona kim yaptırıyor? Kendisi mi yoksa kendisi yaptığını zannederken hayatın telaşında, akışın farkında olmadan çağın gerektirdiği gerekler mi? Cevabı vermek istemiyorum çünkü her iki cevapta rezalet. Az ileriye gidiyorum takım elbisesi üzerinde elinde gitarı telefondan sözlerine baktığı şarkıyı söyleyen bir genç, eyvah. Hiç sesine yorum yapılmamış gibi tırmalayan bir sesle deyimi yerindeyse çığırıyor. Bunu ona kim yaptırıyor? Belki düşüncelerimde hatalıyım. Olması gereken onlar söylediklerim değil fakat siz de bilirsiniz ki düşüncelere kelepçe takılmaz, düşünceler susturulamaz. Çok ilerlemiyorum karşıma seçim arabası çıkıyor parti mi önemli değil, birbirlerinden farkı kalmamış seçmenlerini diğer insanlardan ayırmış ve sınıflandırmış birçok parti. Aklıma gerçekten devlete ihtiyacımız var mı sorusu geliyor? Platonun ideal devlet ütüpyasını düşünüyorum rahatlıyorum. Sahte vaatlerin arkasına sığınmış onlarca yalan sözü işitmek güneşli Ankara gününün keyfine varırken rahatsız ediyor. Kahve almaya gidiyorum. İçtiğim de rahatlık hissi veren filitre kahvemi yudumlarken fotoğrafını internete yüklemeyi ihmal etmiyorum. İnsanları bu denli eleştirirken yaptığıma tükürmek istiyorum. Sosyal medyanın köpeği olmuş tasma diye şarj aletiyle dolaşıyorum. Yazık ki en çok kendime acıyorum. Kaçmak istiyorum birçok kez girişimim olmasına rağmen hayatın telaşında, akışın farkında olmadan çağın gerektirdiği gereklerin peşinden gitmekten vazgeçmiyorum. İnanıyorum ki bir gün başaracağım. Sadece ruhumun gerçekten neyi istediğini net bilmek istiyorum. Herkes kar küresini severken ben karın yağışını sevdim, herkes deli gibi gezip gösteriş yapmak isterken yaşadağım anın tadını çıkarmak istedim. Sevgili yapmayı marifet zannedildiği zaman da sevginin diğer adına vefa koydum vefalı bir yar istedim. Kahve içerken etrafıma bakmayı ihmal etmedim. Ellerdeki telefonda, gözler birinin gözü de birininkine değmiyor. İnsanlar yozlaşmış arkadaşlıkları bayatlamış keyifsiz ve isteksiz insanları gördüm. Yazık ki muhabbeti bilmeyen iki cümleyi bir araya getiremeyen nesillerin kapıda olduğunu hissettim, üzüldüm. Kendi adıma, ülkem adına, gelecek nesiller adına. Düşünmeden edemiyor insan bunu bize kim yaptırıyor? Kahve faslı bittikten sonra mağazalara giriyorum. Yabancı müziğin bangır bangır çaldığı insanların yığınla dolu olduğu bir mağazadayım sesler birbirine karışıyor duyduğum tek cümle ‘kanka bu çok saykooo’ oluyor. Bir an garipsiyorum. Sayko ne demek ki diyorum. Halbuki ben de bu çağın bir genci olarak fazlasıyla duyduğum bir kelime olduğunu idrak etmek uzun sürmüyor. Googla giriyorum acaba ne demek diye İngilizcede “psikopat” anlamına gelen “Psycho” kelimesinin Türkçe okunuşu yazıyor. Kaç kullanan insan biliyor diye düşünüyorum. Herkes kullandığı kelimin anlamını bilmek zorunda mı demek istiyorum sonra aklıma insanlar söyledikleri kelimelerden sorumludur geliyor. 4 anlaşma kitabında bir anlaşma olan seçtiğiniz kelimelere dikkat edin bölümünü uygulama kararı alıyorum. İnsanlara kendinizi doğru ifade etmek zorundasınız. Çünkü hayat sizi hiçte anlaşılır kılmayacak. Düz yolunuza taş atacak ve benim önlemim kendimi doğru ifade etmek. Mağazanın anlamsız gürültüsü ve kalabalığından sıyrıldığımda durakta buluyorum kendimi. Otobüsün gelmesi uzun sürmese bile otobüse binmek hayli zor. Sıra denilen kelimenin lügattan silindiği anlara tanık oluyorum ve geri çekilerek en son biniyorum otobüse. Usulca ayakta kalan insanlardan ayrılıp arkaya doğru geçtiğimde inmek için hamle yapan birinin yerine oturuyorum kafamı kaldırdığımda barbarlara bakarcasına bakıyorum çünkü düzen ve nizamı yok sayan her şeye aykırı olduğumu biliyorum. Ankara’da sıradan bir gün diyorum. Sıradan olmayan şeylerle sıradan bir gün.

                            ANKARA
Avatar

Latest posts by Tuğçe TOPAL (see all)

Article Tags:
· · · ·

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.