Kayıt Ol
May 20, 2017
724 Views
11 0

Bir Jöntürk’e Açık Mektup -II-

Written by

Sevgili Jöntürk,
Mutlaka görmüş ya da duymuşsundur. Mahkeme salonlarında, hakimler sanıklardan daha yüksek bir yerde dururlar. Onlara bazen tehditkâr, çoğunlukla ezici gözlerle bakarlar. Yargılayan daima yüksekte, yargılanan çoğunlukla alçaktadır. Şimdi lütfen bana söyle, bana yüksek bir perdeden seslendiğini itiraf etmişken ve istisnasız her cümlen beylik hissiyatlarını yansıtıyorken, nasıl kızmamamı beklersin? Kalbin ile beynin arasına koyduğun o paralel aynalar beni yansıtmıyor mu? Yoksa bu refleksif tavırlarının başka bir açıklaması mı var? Senin kendi zehrini üreten bir yazar ve işini iyi yapan bir duvar ustası olman, başkalarının da öyle olması gerektiği anlamına gelmiyor sevgili ağabeyim. Ve özür dilerim, selamı unuttuğum için. Kızacaksan bunun için kız. Bu mantıklı bir neden. Sözüm olsun, sana bir daha hoşça kal demeyeceğim. Veya ölüsevici. Bunlar için de ayrı ve diğerinden daha büyük bir özür dilerim. Sen de lütfen, boş kalan sanık koltuğuna beni oturtmaya çalışma bundan sonra. Bak, hakim olma demiyorum. Sadece, beni sanık yapma.

Sevgili Ağabeyim,
Olmak ya da olmamak. To be or not to be. (Siktir et Sheakspeare’i Hazar, Kuzey Afrika edebiyatına yönel!) Bence de bütün mesele bu. Seçimlerle belirlenen kaderlerimizin, en temel seçimi. Her an olmayı seçiyoruz. Olduktan sonra, başka bir olmak seçimi. Sen jöntürk olmayı seçmişsin örneğin. Ben kısır döngüde olmayı seçtim. Yok yok, seçmedim. Başka seçimler beni oraya götürdü. Fakat anlamadığın veya anlamamak için özel bir çaba sarf ettiğin nokta, kısır döngülerimin ve korkularımın tamamen uzay-zamansal anlamda olduğu. Bunu lütfen başka bir yere çekme. Ve sen ise benim değerli ağabeyim; bu döngüden kurtulmak, elimi verdiğim geçmişten kolumu kurtarmak için açıkça ve alenen yardım istediğim tek insansın. Gel, önce şu meseleyi halledelim. Sonra şiirimi veya beni, istediğin ameliyata sok. Ama şu an ikimize neşter dahi gösterme. Şimdi kesersen korkarım ki kanı durduramazsın. Böyle yaralar dikiş tutmaz. Ağabey, Antik Yunan ayemeften aldığı borçları ödeyemediği için boğazına kadar boka batmakla meşgul. Filozoflar kravatları taktılar ve birkaç milyar dolar arıyorlar. Türk Boylarının Anadolu’ya göçtükten sonra iki yakası bir araya gelmedi. Artık özür dileyerek keseceğimiz ağaçları, önce dikmemiz gerekiyor. Eski Babil ise eskisi gibi değil. Gelecek, yirmi birinci yüzyıl için koca bir muamma. Yarın üçüncü cihan harbi çıkabilir desem, sen dahil bana itiraz edebilecek hiç kimse yok. Yani şairler artık geleceği söylemiyor, sona geldiğimizi olabildiğince yumuşatarak anlatmaya çalışıyorlar. Ara sıra iki binlere de bir uğra. Bazen bana şakayla karışık anlattığın “karanlık olma” meselesinin gerçek olduğunu düşünüyorum biliyor musun? Bu kafalar kolay erişilecek kafalar değil. Evet! Ne demek istediğini anlamamışım değil mi? Olsun, sen de seni anlamayan beni kardeşin olarak bil. Benim sana almadığım ve asla almayacağım gibi sen de bana ofansif ya da defansif bir tavır alma. Orta sahadayım. Top çevirelim şimdilik. Sakatlıklarımı beraber iyileştirdikten sonra, atağa da beraber çıkalım. Çünkü bazı goller atmamız gerek, biliyorsun.

Değerli Ağabeyim,
İnsanın anayurdu çocukluğudur, demiş Borges. (Siktir et Borges’i Hazar, Sibirya edebiyatına yönel!) Sana memleketimden bahsetmediğim için mi bana dehşet verici cümleler yazmak istiyorsun yoksa? Taşını toprağını soruyorsan gel kendin gör. Oysa ki defalarca bahsettim. Ben çocukken… diye başlayan onlarca cümle kurdum sana. Unuttun mu? Seyrettiğin martılara benden selam söyle ağabeyim. Aşık olduysan en çok onlar sevinmeli. Ruhun ritim olduğu konusunda sana katılmıyorum maalesef. Mistik olarak ruh, daha az mistik olan bilinç değil midir? Ben bunlar kadar ritimsiz şeyler görmedim hayatımda. Ritimsizlik ritmi ise ancak eşyanın ruhunda görülüyor. Ama kuşların ritimle uçtuklarına dair yemin edebilirim. Sahi, sen neyin ruhundan bahsediyorsun? Galiba oradaki duvarı yüksek ördün. Ve otoporte… Odamın duvarları, beyaz olmak istememiş ama kremrengi olmaya da gücü yetmemiş rengidir. Bu bir otoportre olarak bu mektup için yeterli. Şiiri, kalbi filan karıştırmayalım şimdi. Bir alışkanlık örneğim olarak, sarma tütünü geri çevirmek.

Selamın yağmur sonrası rüzgarları gibi esti içime ağabey, sağ ol. Ben de sana selam ederim. Senden ricam, mektupları (eğer yazacaksan) daha açık ve kısa tutman. Oğuz Atay ile aramdaki ilişkiyi biliyorsun. Çoğu şey ile aramdaki ilişkiyi biliyorsun gerçi. Senin için kullandığım maskemi paketinden yeni çıkartmıştım ve ilk sen gördün. Sana söz ağabeyim; iki kere, on altı kere, yirmi iki kere, otuz bir buçuk kere, otüz dört kere, yüz üç kere söz. Her şey değilse de güzel olacak bazı şeyler.
Senin kadar mutlu oldu…

Kardeşin

Hazar Ertac

Bazı şeyler canımı sıkıyor.
Hazar Ertac

Latest posts by Hazar Ertac (see all)

Article Categories:
Mektup

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.