Kayıt Ol
Nis 27, 2015
1212 Views
0 0

Bölüm – Tanrı Erkeği Yarattı

Written by

               Dürüstlük mü yalan mı? Aşk mı nefret mi ? Sadakat mi aldatma mi? Realist mi hayalperest mi? Siz bunlardan hangisisiniz veya hangisini tanıdınız ?Peki hepsini içinde barındıran bir erkek hayal edebilirmisiniz? Dürüst ve aşık bir erkek aldatabilir mi? Veya yalancı birisi sadık olabilir mi?


               Uzun zaman önce bi adam tanımıştım. Adam dediğime bakmayin sakallarının altında çocuksu bir gülümsemesi olan,etrafa merak ve heyecanla bakan bir adamdı bu. İncitmekten ve incinmekten hiç korkmazdı .Onun için hiçbir acı katlanılmaz değildi ve hiçbir zevkten mahrum kalınmamalıydı çünkü hayat başlı başına bir sorundu ve insanın çözüm üretmesindense yeni sorunlar oluşturmasını çok saçma buluyordu. Basit bir adamdı onun için hep iki cevap vardı evet veya hayır. İstediğini istediği zamanda yapar istemediğinde ise tenezzül bile etmezdi. Düzensizliği ve programsızlığı hayatının düzeni ve programı olmuştu. Hayatı anlık yaşardı fakat karşısına bir sorun bir problem çıktığında sanki önceden olacağını biliyormuş gibi aldırmaz,üstelemezdi çünkü yaptığı seçimlerin bir sonucu olacağını bilirdi ve değiştiremediği , zamanı geri alamadığı müddetçe kabullenmesi gerektiğini söylerdi. Kendisini çok beğenmişti öyle ki banal gelirdi göz önünde olmak ve onun yerine sahne arkasında durmanın keyfini sürerdi. Hayal kurmak için saatlerini ayırırdı. Sadece istemesi yeterdi, karakterlerden birinin gözünde canlanması için.Herkesten herseyden çok kendisiyle konuşur kendisini dinlerdi.Açık sözlü biriydi karşısındakinin iyiliği söz konusuysa lafını hiç esirgemez,düşüncelerini direk söylerdi.Fazla seçiciydi arkadaşlarında ve ilişkilerinde onun için önemli olan insanların içlerindekiydi, dışarıya davranışları değil.Aşkı bir sanat olarak görür kendisini ise bir sanatçı çünkü aşk onun için hayat biçimiydi ve ilişkilerinde bıkmadan usanmadan sonuna kadar savaşırdı.Sevişmek ilişkisinin meyvesi,sanatının eseriydi. Tutkuyla hiç bitmeyecekçesine sevişirdi. Her kadının içinde daha kendisinin bile keşfetmediği bir cevher olduğuna inanırdı ve bir kadının kendini anlaması için önce sevişirken onu neyin mutlu ettiğini bilmesi gerektiğine inanırdı çünkü ona göre insan gerçekten sevişirken yaşadığını hissederdi, sevişirken bütün duyularını kullanır bütün duyguları hissederdi.Oyunun kurallarını çok iyi bilirdi. Her ilişkiye sanki son ilişkisiymiş gibi yaklaşır, kendinden çok karşısındakinin mutluluğuna önem verirdi.Her erkek gibi onunda kusurları vardı. Kim inanırdı en çok istediği şeyin onun hem kaderi hem de laneti olacağına. Kendisine bir söz vermişti, yalnızca ve yalnizca kendisini hayatını kuracağı kadına ailesine ve cocuklarına adamaya. Tüm sorunlar işte tam olarak burada başlıyordu. Ona göre evlilik kutsaldı ve ait olacağı kadını bulana kadar ailesinin babası olana kadar merak ettiği herşeyi denemeli istediği herşeyi yapması gerekiyordu çünkü en büyük korkusu doyuma ulaşamadan evlenmek ve kendini yetersiz hissetmesiydi. Hayatını adayacağı kadının kriterlerini çok iyi bilir ama hiçkimseye söylemezdi. Bir gün ruh eşimi bulucam gibi saçma hayaller peşinde koşmazdı sahip oldugu etrafında olan kadınların onun aşkını, sevgisini, sadakatini hak edip etmediğine bakardı.Kadının sevgisini, içten ve saf duygularla beslediği aşkı ve kalpten bağlandığını hissetmek isterdi. Ama sürekli aynı soruyu duydu birlikte olduğu kadınlardan ” -Sana güvenebilirmiyim?” Ve hep aynı cevabı verdi “-elimden geleni yapacağıma söz veririm.” Bazıları inanırdı bazılarıysa inanmazdı. Doğru olanı yapanlar inanmayanlardı çünkü ona göre akıllı bir kadın asla sormazdı,bilirdi güvenip güvenemeyeceğini ve bir kadın ona sorgusuz güveniyorsa asla güvenini ve sevgisini boşa çıkartmaz aksine benliğini adardı hiç düşünmeden. Geri kalanlar ise tam bir Rus ruleti oynarlardı çünkü bir günü diğer günüyle uyuşmazdı. Birgün romantik bir aşıkken öbürsü gün hiç muhattap bile olmayabilirdi. Aldatmaya meyilli gözükürdü fakat yaşadıklarından aldığı dersler onu sadık birisi haline getirmişti ve aldatmayı bir zayıflık olarak görürdü. İlişkilerinde eşine aşk ve sevgiyle bağlanırdı. Bu yüzden ayrılıklar onun için hep çok zor olmuştu. Genede gerek duyduğu zamanlarda, sevgisini test etmek için giderdi başka kadınlara çünkü bilirdi; eğer hala seviyorsa bir başkasını istemezdi bedeni, aksi durumlarda ise artık ilişki süresinin dolduğuna inanırdı ve karşılıklı olarak birbirlerine zarar vermeye başlamadan sessizce bitmesini sağlardı. Kadınlara oldukları,istedikleri ,hissettikleri gibi hareket etme şansı verirdi çünkü her insan hata yapabilirdi ve affetmenin gücüne inanırdı ama kendi isteğiyle sonuçlarını bilerek yapılan bir hata asla affedilmemeliydi ve hatasının sonuçlarını karşısındakinin kabullenmesi gerektiğini düşünürdü bu sayede hayatından kolayca çıkartabilirdi. İyi veya kötü birçok alışkanlığı vardı ve birisiye tanıştığında önce kötü yanlarını gösterirdi bu sayede onu öyle kabullenenler hatalarını da hoş görebileceklerdi onu anlayabileceklerdi. Genel olarak iyi birisi değildi çünkü iyiliğin hak edildiğine inanırdı, tolerans sahibiydi ama yapılanları asla unutmazdı. Hata yapmaktan hiç çekinmezdi, tecrübenin gerekliliğine inanır , özür dilemenin önemini bilirdi. Ne istediğini çok iyi bilirdi fakat nasıl olacağı konusunda kesin bir yargıya varmazdı, zamanın değişkenliğine inanırdı. Mutlu olmak için istemediği şeyleri bile yapardı, sonradan üzüleceğini bilmesine rağmen. Ancak gelecekte mutlu olmak için, şimdi sadece acı çekmek ona göre çok yanlıştı. Ufak detaylarla hayatını şekillendirir paranın satın alamayacağı mutluluğun pesinden kosardı. Ben sadece bir adam tanıdım, okulda, sokakta heryerde karşılaşabileceğiniz bir adam. Belki şimdi sizin yan masanızda oturuyordur, veya az önce önünüzden geçmiştir, belkide onu tanıyorsunuzdur, belki en yakın arkadaşınızdır, belki bir ortamda karşılaşmışsınızdır, belki eski sevgilinizdir, belki sadece sevişmişsinizdir. Hayatınıza girdiyse bilirsiniz onun kim olduğunu çünkü mutlaka bir iz bırakmıştır. Sizi kırdıysa, üzdüyse, aldattıysa veya terkettiyse onun adına ben özür dilerim sizden; eminim herşeyin çok daha farklı olmasını istemiştir ancak onu siz kaybettiyseniz bir daha onun gibisini bulamayacağınızı bilin çünkü o size imkansızın varolmadığını hayatınızda bir kez olsun hissettirmiş veya yaşatmıştır.

 

Daha fazlası için www.jokerimo.blogspot.com

 

Baver Önen

Dünyaya önce bir elma düşmüş sonra insanoğlu. H.C Andersen'in Kral Çıplak masalında kendini beğenmiş bir kral, onu çırılçıplak sokağa çıkaran bir terzi ve korkusundan konuşamayan halkın arasından bilinçsizce gerçekleri söyleyen küçük bir çocuğun hikayesi anlatılır. Hayatımız bu masaldan farksızdı aslında. Günü geldiğinde önce kralcı olduk ardından kral. Geçmişimizi unuttuk. Zaman geldi kendimizi en tepelerde gördük. Yaşlandık terzi olduk hatalarımızdan ders çıkarttık. Ama hiç bir zaman sokaktaki hiç bir şeyden habersiz o çocuk kadar saflığımızı koruyamadık. Yaşayarak öğrenenler soy grubunun denemeden olmaz bölümündenim. Zekaya ve yaratıcılığa özel bir ilgim var. Dünyanın değişmesinden ise insanın değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak çok az sayıda insanın gözünde kendini eleştirebilecek cesareti görüyorum. Bana göre herkesin içinde bir anka kuşu vardır. Hayatın bütün renklerini ahenkli bir biçimde bulunduran ve hiç bir zaman yılmayıp her seferinde küllerinden doğabilen. Bana inanmıyorsanız bi kendi içinize bakın mutlaka düştükçe kalkmasını öğrenen birini göreceksiniz. W. Ernest Henley ¨ Invictus / Yenilmez ¨ adlı şiirini şu iki dizeyle sonlandırır:
Kaderimin efendisi benim,
Ruhumun kaptanı benim.

Latest posts by Baver Önen (see all)

Article Categories:
Blog Tanitim · Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.