Kayıt Ol
Ara 19, 2016
1002 Views
2 0

Eskisi Gibi

Written by

Pazartesi. En nefret edilesi ve benim tabirimle en lanetli gün. Bir şeyin nasıl başlarsa öyle devam edeceğine inanırdım. Ve bugün bir haftanın başlangıcını yapıyorduk. Acaba bu hafta da diğerleri gibi sıcak olan havayı benim için kar soğuğuna çevirebilecek miydi, düşünmeden edememiştim doğrusu. Pazartesiye yakışacak bir şekilde alarmımdan önce kalkmam, aslında bu haftanın da diğerlerinden pek farklı olmayacağını yüzüme vurmaktan öteye gidemiyordu. Tamam, dedim kendi kendime. Zaten güzel olacağını umut etmiyorum. 

Kendimden hiç beklemediğim bir enerjiyle yatakta doğrulduğumda, başıma saplanan keskin ağrıyı hızlıca kalkmama bağlayarak, biraz da olsa uyanabilme umuduyla lavaboya gidip yüzüme defalarca su çarptım. Odama giderken aldığım mis gibi ekmek kokusu, annemin uyandığını, hatta fırına bile gittiğini bana anlatıyordu. Üstüme ‘ Yaz geldi de geçiyor Naz. Neden kalın giyiniyorsun? ‘ diyen annemi hatırlayarak beyaz, dizimin bir karış üstünde biten elbisemi giydim. Haklıydı, ölü gibi yaşamayı bırakmalıydım artık. Havanın sıcaklığının beni bunalttığını bilmeme rağmen, sırf onu hatırlatıyor diye kışlıklarımı giymeyi severdim. Yoldan geçen her insanın, deli geçermiş gibi gözlerini bana dikmelerine alışmıştım artık. 

” Günaydın güzel kızım. ” diyen annemin neşesinin yüzüme yansımasına izin vererek, kocaman öptüm yanaklarından. Onu masaya oturtup, tezgahta kalan diğer kahvaltılıkları da masaya koyduğumda annemin karşısındaki yerime yerleştim. ” Bugün çok farklı görünüyorsun. ” dedi annem iştahla hazırladıklarını yerken. Evet, bugüne diğerlerinden farklı başlamıştım. Çünkü Kaan’a bir söz vermiştim. En azından çabalayacaktım. ” Neden öyle diyorsun anneciğim? Her zamanki halim. ” Cevabım onun hoşuna gitmiş olacak ki, içten bir kahkaha bahşetti bana. Annem her zaman neşeli bir kadındı. Babam daha ben küçükken, neşemi annemden aldığımı söyler dururdu. Evet babacığım, iki sene öncesine kadar cıvıl cıvıldım. Neşemi annem kadar yaşatamayacağım. Üzgünüm.  ” Ben çıkıyorum anne. ” dedim masadan kalkarken. Okulların kapanmasına bir hafta vardı. Aslında bu hafta okulu kırmak, bana mantıklı gelse de annem bu işlere pek olumlu bakmazdı. ” Okula mı gidiyorsun Naz? ” dedi tatlı bir endişeyle. Hala anasınıfına gidiyormuşum gibi hissettiğini düşünürdüm çoğu zaman. Sanki birazdan ayaklanacak, beslenme çantamı elime verecekti. ” Atölyeye uğrayacağım. Birkaç çizim göstermem gerek. ” dedim akşamdan hazırladığım dosyayı göstererek. Bu aralar atölyeyi pek fazla önemsemiyordum. Üç haftadır gidememiştim. Özgür Abi, bana istediği cezayı verebilirdi. Haklıydı da. Çizim yeteneğim fena sayılmazdı ve böyle işlere meraklıydım. Müsait olduğum zamanlarda  kıyafet tasarlayıp Özgür Abiye götürürdüm. O da beğendiği tasarımlarımı satın alırdı. Bu sayede haftalık harçlığımı buradan çıkarır olmuştum. ” Derse gitmeyecek misin? ” Annemin ders konusunda takıntısı vardı. O daha sormadan söylemeliydim aslında, dersin öğleden sonra olduğunu. Bu hareketine gülümseyerek cevap verdim. Telaşlanma anneciğim, dersi asmıyorum. 

” Öğleden sonra bugünkü ders. ” Kapıdan çıkarken ona el salladım ve daha fazla soru sormasına fırsat vermeden uzaklaştım. Öğretmen olduğu için benim her işime burnunu sokardı. Sınav notlarımı benden önce öğrenmesi bazen sinir bozucu olabiliyordu. Özellikle, kötü not beklediğim sınavlarda. Evden yeterince uzaklaştığımda, caddenin kalabalığına aldırmadan yol kenarında durdum. Bunu yapmam gerekiyordu. Çabalamam için biraz cesarete ihtiyacım vardı. 

” Çalışacaksın, bunu onlara borçlusun. ” dedim inanmak istercesine. Güçlüce sarıldım bu sözlerime. Bu sadece benim elimde olan bir şeydi. ” Rüzgar, senin üzülmeni hiç istemezdi. ” Zihnime Kaan’ın söyledikleri dolarken istemsizce gülümsedim. ‘Ben de seni üzmeyeceğim, sevgilim. ‘ dedim gökyüzüne dalarken. O an aceleyle geçmeye çalışırken, bana çarpan insanların bir önemi yoktu benim için. Öylesine izliyordum gökyüzünü. Maviliğinde; her biri, birbirinden farklı bulutlar yüzüyordu. Her geçen buluta içimden haykırıyordum. Ne olur, bu söylediğimi Rüzgar’a iletin. Artık her şeyden daha emin, ilerliyordum. Rüzgar bilecekti artık üzülmediğimi. Bulutlara güvenmiştim. Evrendeki herhangi bir şeye güvenmek, birine güvenmekten daha kolaydı. Ve bunun verdiği huzuru, en derinimde hissediyordum. 

” İyi görünüyorsun. ” dedi Özgür Abi korka korka kapıdan içeri girerken. Beni uzun süredir tanıyan herkesin, bendeki değişikliği fark edeceğine emindim. Ama bunu en çok Kaan’ın görmesini istiyordum. Çünkü inanmamı sağlayan oydu. Onun sayesinde cesaretimi toplayabilmiştim. ” Bana kızmayacak mısın? ” Çizimleri masanın üstüne bırakırken şirince gülümsemeye çalışıyordum. Gülümsemeyi bile öylesine unutmuştum ki! Şirin olduğuna kesinlikle emin değildim. ” En önemli şey sensin. Bu kağıt parçaları değil. ” dedi çizimleri gösterirken. Hem bana laf yetiştiriyor, hem de çizimlerimi inceliyordu. Özgür Abi ile okul başladığında tanışmıştım. Dükkanını yeni açmış, çizim için eleman arıyordu. Evimize yakın olduğu için annemin de kabul edeceğini düşünüp, Özgür Abi ile anlaşmıştık. Rüzgar’ı ilk onunla tanıştırmıştım. Çocuğu olmadığı için beni kızı sayardı. Rüzgar’ı da görünce sevmiş, oğlu kabullenmişti. Patronumdan daha çok, baba gibi görmüştüm onu. Ben baba eksikliğimi onunla tamamladım, o da evlat eksikliğini benimle tamamlamış oldu. Üç hafta boyunca onu görmemiş olmak, benim için büyük bir eksikti. Neden böyle bir gereksiz bir işte bulunmuştum ki? 

” Eksikliğini hiç hissettirmedin Naz. Bunlar bize iki haftalık iş çıkarır. ” Sıcacık gülümserken, ayakta kalmış beni oturmaya davet etti. Onu kırmayıp masanın önündeki koltuklara oturduğumda, gözlerini üzerimden ayırmadan konuşmaya başladı. ” Sende bir değişiklik var. Anlatmak ister misin? ” Değişen tek şey onun gidişini kabullenebilmemdi. İlk defa kalbime haykırıyordum bunu. O gitti ve bir daha gelmeyecek. Kalbim, bunu ilk kez duyuyormuş gibi ağırlaştı ama gözyaşı zorlamıyordu bu sefer gözlerimi. Eski ruhumu kazanmaya başladıkça güçleniyordum. Bunu daha şimdiden kanımda hissetmiştim. ” Sadece… Artık ağır gelmiyor. ” dedim gülümseyerek. Yüzündeki endişe kırıkları silinmiş, en içten tebessümünü kondurmuştu. Ona olan hislerimi yakından görmüş, bazen çözemediğim düğümlerden kurtarmıştı beni. Acımı, hüznümü, mutluluğumu en yakından takip etmişti ve şuanda da benim için sevindiğini görebiliyordum. Bu anın resmini çizmek istemiştim, içimdeki umuda sarılarak. Çünkü emindim, bu resim umuduma ışık tutacaktı. ” Yarın tekrar uğrayabilirsen, tasarımları birlikte yapabiliriz. ” dedi çizimlerimi bana hatırlatırken. Hayallerimi gerçekleştirebilme imkanını, burada yaratıyordu Özgür Abi. Tasarımımı gerçekleştirmek, gerçekten bir vücuda sarıldığını görmek bende daha fazlasını yapma isteği uyandırıyordu. ” Gelirim. ” 

Ona derse yetişmem gerektiğini söylerken, kapıya ilerledim. Atölyeye girmiş sayılmazdım ve buraya gelip Tuğçe’yi görmemek, ölüm fermanımı imzalamaktan farksızdı. Hızla atölyeye girerken Özgür Abiye bu acele tavrımın nedenini açıklıyordum. ” Tuğçe’yi görmem gerek. ” Dikim yapan teyzelere kolay gelmesini dileyerek, tasarım odasına koştum. Tahminimde yanılmamıştım. Tuğçe geldiğimi fark etmemiş çünkü çizimine odaklanmıştı. ” Kolay gelsin. ” dedim benden çıkmasına şaşırdığım neşeyle. O kadar uzak kalmıştık ki birbirimizden, aniden karşıma çıkması, içten içe tedirgin olmama neden olmuştu. Tuğçe kafasını çiziminden kaldırabildiğinde, şaşkınlıkla üstümdekileri inceledi. Kıyafetlerimi kesmeyi bırakabildiğinde, ayağa kalkıp suratıma dikkatle bakarak inanamazcasına kısa tiz bir çığlık attı. ” İşte benim Naz’ım gelmiş. ” dedi kocaman sarılarak. O kadar sıkı sarıyordu ki bedenimi, bir an birkaç kemiğim kırılacak sanmıştım. Özlemini açıkça dile getirmişti zaten. Bu hareketi ile de korktuğunu varsayıyordum. Kaçıp gideceğimden… Yine eskisi gibi olabilmemden… 

” Neden bu kadar geç kaldın ki? ” Sarılmasını bırakabilmiş, beni tekrar baştan aşağı süzdükten sonra sormak istediklerine başlamıştı. Bu heyecanlı haline ister istemez gülümsedim. Çevremde benim mutluluğumu isteyen kişilerin varlığını, şimdi daha çok hissedebilmiştim benliğimde. Bu his, beni daha da hırslandırdı, geri getirebileceğime inandığım Naz için yapabileceklerime. ” İki yıl kadar. ” Heyecanını bastırmasını izledim bir süre. O güzel mavi gözleri ışıltı saçıyordu etrafa şimdi. Ve bu ışıltının sebebi olmak, sınırsız mutluluğu avuçlarıma bırakıyordu.

Söylesene Rüzgar, sen de benim için onlar kadar mutlu oldun mu? 

” O zaman bunu kutlamamız gerekecek. ” dedi kafasında kurduğu planları bana anlatmaktan çekinerek. Her zamanki plansever Tuğçe’ye hoş geldin diyebilirdik artık. Ruhum, bugün için bunları hoş karşılar mıydı, emin değildim ama dışarı çıkma fikri, kabul edilmesi gereken bir teklifti. Bir şey söylemeden kafamı salladım ki bu, onayladığımı gösteriyordu. Sevinçle ellerini çarpan Tuğçe’ye akşama kadar plan yapacağı için veda edip, atölyeden ayrıldım. Uuzn bir gün olacaktı ve ben, derin bir soluk alarak temiz havayı ciğerlerime armağan ettim. Gökyüzüne baktığımda, atölyeye girmeden önce seçtiğim bulut orada değildi. Gökyüzünün derinliklerinde kaybolmayı seçmişti ya da parçalanıp başka şekillere dönüşmeyi. Ama umrumda değildi. Kendisi de olsa, parçaları da gitse Rüzgar’a mesajımı iletecekti. Buna inanıyordum. 

  Dolabın karşısında durmuş, son günlerde giymekten vazgeçmediğim kışlık elbiselerimi ayırmaya çalışıyordum. Yoğun süren matematik dersindeki yorgunluğumu daha atlatamamışken, Tuğçe çoktan plan yapmış bir saat sonra hazır olmamı istemişti. Baş ağrım, geçmesi gerekirken şiddetini daha da arttırdığında, son hafta olmasına rağmen her zamankinden daha fazla ders işleyen hocaya içimden bildiğim bütün küfürleri sıralıyordum. Bunu hak ettin Songül Hoca! Sonunda dolabımın derinlerinde kalmış, en sevdiğim – yani bir zamanlar en sevdiğimdi – yeşil elbiseyi bulmanın verdiği sevinçle kalan eşyaları ortada bırakıp, elbiseyi üzerime geçirdim. Aynanın karşısına geçip, Tuğçe’nin tehdit dolu cümlesi aklıma gelirken gözlerimi devirdim. ” Makyaj yapmadan gelirsen, eski Naz’a döneceğinin garantisini veriyorum. ” Gülümsemem, aynada kendimle göz göze gelince uçup gitti. Göz altı torbalarım şişmiş, dudaklarım solgun yüzümle orantılı olarak pespembeydi. Koyu kahve olan göz rengim, her zamankinden daha koyulaşmış bakıyordu etrafa. Aynadaki ‘ben’ ile gözlerimizi hiç ayırmadan gülümsemeye çalıştım. O kadar sönüktü ki bu, sanki suratıma kopyala yapıştır yapılmış gibi duruyordu. 

Peki ya neden herkes, solgun suratıma ters duran bu gülümsemeye eski Naz diyordu? 

” Bu samimiyetsiz gülümseme bile, onların sendeki tek umudu çünkü. “

İç sesimin haklılığı, suratımdaki ifadeyi daha da arttırmıştı. Gülümsüyordum. İçimde gitgide artan şaşkınlığı örtmek istercesine gülümsüyordum. Onların tek umutlarını büyütmek, suratıma yapışmasını ve hep orada kalmasını istiyordum. Aynadan ayrılmadan önce kendime uzun süre bakıp bir karara varmaya çalıştım. Gülümsemem silinmişti. 

” Sen artık sadece onlar için yaşıyorsun Naz. Onların umutlarını köreltme. “

 

Avatar

Latest posts by Neslihan Sezer (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair · Kurgu

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.