Kayıt Ol
Tem 9, 2018
546 Views
0 5

İlişkiler

Written by

İlişkiler

İnsan ilişkileri hakkında yazmayı planlıyordum. Toplumu bu iletişimsiz, kopuk ve sevimsiz duruma getiren şeyler. Biz insanlar bir arada yaşamak zorundayız. Ve mutlu olacaksak da bir arada mutlu olmak zorundayız. Bunu başarmak için gereken süreçleri kısım kısım incelemeli ve aşmalıyız. Eskiden insan ilişkileri daha saygındı. Yani insani ilişki kurmak daha kolay, daha yaygın bir çevrede geçerliydi. Öncelikle aileler bu iş için yetersiz kalıyor. Ailelerde öğrenilemeyen ilişki kurma işi sonradan öğrenilemiyor. Zaten bu konuda okullarda da bir ders yok. Çocuk, karakteristik ve çoğu zaman psikolojik semptomlardan arınamamış aile örüntüsü ile büyüyor ve toplumda bununla yaşamayı öğrenmeyi deneyimliyor. Kime nasıl davranılacağına dair bir genel geçer kurallar ya da standartlar olması gerektiğinden bahsetmiyorum. Herkes karakterine göre az ya da çok, realist ya da duygusal konuşabilir. Ancak arkadaşlıklar sadece cemiyete girince, hatta evlilik sadece cemiyete girince devreye giriyorsa bu düpedüz ikiyüzlülük. Baş başa muhabbet edemeyen ebeveynler komşuların yanında birbirini övüyorsa, yakın arkadaşlar sadece kalabalık buluşmalarda diğerinin arkasını kollamak için varsa hepimiz kimsesiziz.

Toplumda ise, ilişki kurmak derken kastettiğim, bir şey satın alırken ya da sokakta biriyle tesadüfen kentsel bir konuda temas etmişken konuşmamak değil elbette. Daha kısıtlı bir şeyden bahsediyorum. Her gün hayatımızda olan insanlarla sadece yüzeysel konuşuyor olmamızdan. Belki çok farklısınız ve paylaşacak ortak bir konu bulamıyorsunuzdur. Ama bunların da dışında, ofise yeni gelen kişiyi tanımaya, asansörde merhabalaştığımız komşumuza, merhaba dışında bir şey söylemeye, her gün gördüğümüz insanlarla yakınlık kurmaya çekinir olduk. Yakınlaşmak bizi ürkütüyor. Bir ceylanın aslana yem olmaktan korktuğu gibi korkuyoruz yakınlaşmaktan.

Yeni birini tanımaktan korkuyoruz. Yeni ve farklı bir insanla ilişki içine girmekten korkuyoruz. Bir başkasına kendimiz hakkında ödün vermekten korkuyoruz. Mükemmel olmayı arzuluyoruz ve bu yalana inanabilmek için ilişki bağlarımızı minimumda tutmamız gerekiyormuş gibi.

Sadece yeni tanıştığımız durumlarda, her şeyimizi anlatabiliyoruz. Ve sonra bir daha onunda görüşmüyoruz! Bir de sanki çok samimiymiş gibi, o kadar güzel rol yapıyoruz ki, kendimizi korumak için o en önemli bilgiyi vermiyoruz tabiki. Bir daha görüşmek zorunda kalacağımız o önemli bilgi neyse, onu vermiyoruz. O bilgi kalbimiz. Kalbimizi vermiyoruz. İçinde sevgi olmayan, gerçekten kutsal bir yerlerimize dokunmayan ilişkiler kuruyoruz. Böylece hep güvendeyiz. Kimse bizi kıramayacak. Üzemeyecek. Terk edemeyecek. Eğer duygusal bağ ile sağlamlaştırılmış bir anlam ve ilişki yoksa karşınızdaki insanın ne yaptığı ne söylediği sizi ilgilendirmez.

Bunun yerine güvenli bir şekilde seçilmiş müziğinizi dinler, seçilmiş dizilerinizi seyreder, seçilmiş arkadaş ve eşlerle sınırlı sayıda alışverişe girer, seçilmiş ve bilindik sularda yüzersiniz. Tebrik ederim. Nur topu gibi bir yalnızlığınız oldu. Ancak! Ne yazık ki toplumu da yalnız bıraktınız. Toplum da ne yaptığı anlaşılamayan ve ne zaman, neye, ne tepki vereceği belli olmayan bir topluluk yığınına dönüştü.

Takip et!

Rümeysa Sarıarslan

Merhaba,Hayatımızın çoğunu bir sis perdesi ardından yaşıyoruz. Kişisel aydınlanmamızı yaşayacak kadar şanslı ve gelişime açık biriysek, hayatın daha gerçek bir versiyonunu keşfediyoruz. İşte bu gerçeklik daha ne kadar öteye ulaşabilir! Bunu merak ediyorum. Bu merakı birlikte paylaşalım, keşfedelim ve en güzelini, en iyiyi deneyimleyelim! Sevgiler.
Rümeysa Sarıarslan
Takip et!

Latest posts by Rümeysa Sarıarslan (see all)

Article Categories:
Aforizmalar · Deneme · Hayata Dair · Yaşam

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.