Kitap Gönder
Oca 9, 2015
975 Views
0 0

KIRMIZI ASLINDA SİYAH

Written by

Sonbaharda savrulan SARI yaprakları, kah GRİ, kah BEYAZ bulutları, MAVİ gökyüzünü, KIRMIZI – MOR – PEMBE açan çiçekleri, YEŞİL çimenleri, TURUNCU portakalı ve dahası tüm renklerin koyusunu, açığını hiç görmediğini farz et dedim kendi kendime. Doğada tanımladım hep renkleri, doğada tanımladım ki gerçekliğini kolay kabul edebileyim.

İçine düştüğüm sorular yumağının en çetrefilli düğümüydü kör olan insanların dünyaya bakışları; kokusunu, tadını, şeklini bildikleri bir nesnenin rengini nasıl tanımladıkları.

Şunu öğrendim ki bilincimiz nesneleri kendine uydurur, ona isim verir ve kendine göre değiştirir. Bu yüzden gördüklerimizin doğruluğu ve gerçekliği konusunda emin olamayız. Çünkü aslında duyularımız kesin değildir.

Biz KIRMIZI’ya bize KIRMIZI olduğu öğretildiğinden KIRMIZI diyoruz. KIRMIZI hiç olmayabilir. Gördüklerimiz algı dünyamızın bir yansımasıdır belki de. Hem zaten benim algılarıma göre tanımladığım renk tonu nasıl bir diğer insanınki ile bire bir örtüşebilir ki?

Sorular, sorular…

Kör bir insana sorulan soruların başında “Acaba rüya görüyor musun” sorusu yer alıyormuş. Doğuştan hiç görmemiş biri; rüya da göremezmiş. Onların rüyalarında görsel figürler yer almazmış. Rüyaları; yürüme duygusu, mutluluk hissi gibi günlük hayatta deneyimledikleri duygu ve duyulardan oluşuyormuş.

Renkleri rüyalarında da tanımlayamazlarmış hiç görmemiş insanlar…

Uykunun REM (rapid eye movement-hızlı göz hareketi) evresinde görme özürlü insanlarda, görenlerin aksine gözlerin hareketinin ya çok az ya da hiç olmadığı tespit edilmiş.

SİYAH’ın fotoğrafını çek…

Fotoğrafın icadından bu yana, gören insanlar; gördüklerini, olduğu gibi bir karta basarak geleceğe taşımışlar ve fotoğrafın zamanla olan ilişkisinde; aslında fotoğrafın üstünde olanı değil, çekim anını tekrar görmeyi ve yaşamayı amaçlamışlar.

Fotoğrafın sanatsal değeri ile ilgilenen bizler fotoğraflar çekiyoruz, objeleri kadraja grafiksel değerler çerçevesinde (kapladığı alana, şekline, rengine vs. göre) yerleştiriyor, zaman içinde bir kesiti donduruyoruz.

Gören insanı etkileyen şey; fotoğrafın çekildiği “an” olan zamanın geçip gitmiş olmasına rağmen elde tutuluyormuş yanılsamasıdır.

Görmeyen insanlar zaman olgusunun dışındadırlar. Kendi dünyalarında geceyi gündüz, gündüzü gece gibi yaşayabilirler. Bizim BEYAZ geceler dediğimiz zamanlarda bile onlar için gece de, gündüz de hep SİYAH’tır.

Gören insanlar ellerinden kaçırdıkları zamanı fotoğraflar ile tutmaya çalışırken, zamanın aslında var olmadığının gerçekliğine en yakın onlardır (hiç görmemiş olanlar).

Bir insanın gördüğü renk tonu bir başkasınınkini tutmazken, renklerin aslında var olmadıkları gerçeğine en yakın yine onlardır.

Doğuştan kör bir insana KIRMIZI rengi anlatmak diye internette arama yaptım. Birçok forumda, blogda bu konuda tartışmalar ve yazılar buldum.

“KIRMIZI olsun, 3 kuruş fazla olsun” deyiminden yola çıkarak, gören bizlerin âlemindeki bu rengin görmeyenlerin âleminde tanımı nedir acaba dedim.

Sıcaklıktan bahsedenler, utanmaktan, heyecanlanmaktan yola çıkanlar, dili yakan acıdan tutturmaya çalışanlar gördüm…

Gelin size KIRMIZI nedir söyleyeyim; gözlerinizi sımsıkı kapattığınızda gördüğünüz renk var ya, SİYAH. İşte doğuştan kör insanlar gözleri açıkken de onu görüyorlar. Peki diğer renkler; onlar yok zaten.

suaterdemkorluk

suaterdem

Kendini bir yazan olarak tanımlıyor.
Article Tags:
· · · · · ·
Article Categories:
Felsefe · Psikoloji

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.