Kayıt Ol
Tem 24, 2019
244 Views
3 0

Öteki

Written by

Gözlerini açtığında bir rüyada olduğunu fark etti ama değildi, uyanmıştı. Buna sebep olan şeye anlam vermeye çalıştı kısa bir süre. Sebebi ise kör bir kurşunun dışarıda yarattığı, bulutları yararcasına aceleci ve ısrarlı bir kurşunun çığlıklarıydı. Arka bahçede ki çam ağacının üzerine konuşlanmış kargaların homurtulu kaçışına sebebiyet veren şeyi bulmak için puslu gözlerle camdan dışarıya boş ve anlamsız bakışlar fırlattı. Güne başlamak için start verilmişti adeta. Banyoya girdi, suyu açtı, musluktan akan soğuk suyun, sıcak suya geçiş süresine hakim olduğunu bilmek ona biraz da olsa güven vermişti. O sırada yatağını ve odasını toparladı, ketıla suyu koydu ve duşa girdi. Suyun altında beklerken kafasını eline gömmüş, gözlerini yummuştu. Bu duruşuyla saklambaç sırasında saymaya başlayan ebe konumundaydı adeta. Günün kısa bir programını duş sırasında yaptıktan sonra mutfakta kahve ve sigara eşliğinde kahvaltısını bitirdi. Evden çıkmadan önce hava durumunu tahmin etmesine yetecek kısalıkta pencereden kafasını sarkıttı. Deri ceketinin yakalarını hafifçe kaldırdı ve sokağa adımını attı. Bu duruşuyla bir zamanlar Manchester United’a top koşturmuş efsanevi oyuncu Eric Cantona’ya benziyordu. Her an reklam panolarının üzerinden bir taraftara uçan tekmeyle atlayabilirdi.

Her ayın ilk pazarında sabahın ilk ışıklarına doğru kurulan bitpazarında sağdan soldan toplanan, çöpten bulunan, bir kısmı çalıntı olan mallarını çantasına yüklemiş tezgahını açmaya koyulmuştu. Pazar alanından içeri girerken bir adım attı ve etrafındaki insanların yüzlerine baktı. Burada yaşayan inşaların içindeki kötülük yüzlerine maske olmuş gibiydi. Yanlarından geçerken olması muhtemel kötü olaylara karşı tedbirli olmanı sağlayacak tipte kötülüğe sahip insanlardı. İleriye doğru boş bakışlarla, gövdesi kendinden habersiz ama ayakları yola hakim bir şekilde tezgahının bulunduğu noktaya yaklaştı. Yan tezgahı açmakla uğraşan arkadaşı T. Onun yerini ayırmıştı, ilk gelen yanını tutardı çünkü. İhtiyaç duymadığı takdirde konuşmayı sevmeyen bu ikiliden T. kafasını seri bir hamle ile yukarı kaldırdı ve selamlaştılar. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra ikisi de sırtını duvara yaslayıp beklemeye koyuldular. T. montunun iç cebinden gazeteye sarılmış şekilde bir cigaralık çıkardı, kıvrak ve estetik bir hareketle sarmaya başladı. Cüzdanından rastgele çıkardığı bir vesikalık fotoğrafı işaret parmağı genişliğinde yukarıdan aşağıya doğru kesilmiş tarafından aynı ölçekte yırtmaya başladı, kısa bir süre sonra zıvanayı T.’ye uzattı. Yoğunluk başlamadan seri bir şekilde içilen cigara bitti. Biraz olsun hareketlenmeye başladığını fark etti bünyesinde bazı şeylerin, keyfi yerine geldi. Aradan geçen 7 saat boyunca 4 cigaralık bitirdiler ve elinde birkaç parça ürün kalana kadar tezgaha gelen müşterilerle ne konuştuğunu T. ile evde bira içerken anımsadı.

Elini cebine attı ve bugünkü hasılatı masanın üzerine koyup küçük bir muhasebe yapmaya koyuldu. Kazandığı paranın miktarı kadar bir plan çizdi kendisine, onu hayatta tutabilecek olan miktarı bir kenara ayırdı, geri kalanını ise alkol ya da uyuşturucu için harcaması gerektiğine kendince haklı olarak onaylayan bir baş işaretinde bulundu. Fakat düzenli bir işde çalışmadığı için yapılan bu kısa vadeli planlar sadece haftalık ya da aylık olarak ilerliyordu. Diğer zamanlarda ise gece vardiyasında çöpçülük yaparak hayatta kalıyordu. Kimi zaman çöpe atılmış antika değeri olan ama küçük düşürücü bakışlarla maruz kalarak artık evde bulunmamasına karar verilen parçaları kendisine ayırdığı da olmuyor değildi. Başlarda biraz keyifli gelmişti iş ona ama eve girip yatağa yattığında kendi kokusundan tiksinerek banyoya koşup defalarca kusmasına sebep veren bu boktan iş artık canını sıkmaya başlamıştı.

Koltukta uyuya kaldığını, gözlerini açmadan önce belini yukarı doğru kaldırmaya çalıştığı esnada sırtından kürek kemiklerine varan bir ağrının saplandığı sırada fark etti. Sol yanağında hafif bir ıslaklık vardı, elini yanağına götürdü ve dudağının kenarından bir şerit halinde yanaklarının yastık ile birleştiği yere küçük bir fili andıran salya birikintisini gördü, ayağa kalktı ve elini yüzünü yıkamak için banyoya gitti. Vücudunda anlam veremediği bir yorgunluk vardı, bunun sebebini düşündü bir süre balkonda sigara içerken. Bu akşam iş başı için moralini biraz olsun yüksek tutmak adına kendisine mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlamak için bakkala doğru yola koyuldu. Kapıdan içeri girdiğinde bakkalın elindeki paralara bakmadan televizyona sabitlenmiş gözlerini gördü, karşısında duran adamın ise bedeni bakkala dönük ama kafası televizyona amade bir şekilde takılı kalmış halde beklerken onları harekete geçirecek sesler eşliğinde içeri girdi. Sabahları insanlarla konuşma külfetinden kaçarcasına seri adımlarla işini hemen halledip eve geldi, mutfağa girmeden önce kısa bir müzik listesi hazırladı kendine, topuklarını bastığı anda ahşap parkeden çıkan gıcırtılar eşliğinde sofrayı hazırladı. Güzel bir şeyler yerken bile arkasından içilecek olan sigaranın hazzı ile çarçabuk önündekini bitirmek istemedi. Her ne kadar bunun için çaba sarf etse de oturma odasında geçip koltuğa uzandığında 10 dakika da kahvaltısını bitirdiğini fark etti. Kafasını yan koltuğa çevirdiğinde T.’nin dün gece anlattığı hikayelerin gerçek olup olmadığını tahayyül etti, bir insan bu kadar çok hikaye anlatabiliyorsa yalan söyleme ihtimali de aynı doğrultuda artmış olamaz mıydı? Gözleri ortada ki sehpanın üzerinde dünden kalan cigaraya ilişti ve kendisine hemen bir tane sardı.

Listede çalan parçanın ritimlerine ayakları ve kafasıyla aynı vuruşlarla eşlik etti, şarkının yükselmesini bekliyordu ve kısa bir süre sonra ayağa kalkıp kendince dans etmeye başladı. Kolları hafif kırık kalça hizasında, ayakları belli ritimlerde öne giden şekilde yaptığı bu dans daha çok hafifçe sallanmak olarak da tanımlanabilirdi. Bir süre sonra sıkıldığını fark edip balkona çıktı. Sadece durup düşünmek için yapılmış bir balkondu bu adeta masa, sandalye koymak için oldukça küçüktü. Sigarasını içip dışarıda gezen insanlara, yaptıkları hareketlere, çocukların arasında geçen küfürleşmelere baktı. Sokakta yürüyüşünü beğendiği biri olursa bazen onun gibi yürümeye çalışır ya da gecesinde izlediği bir filmden hoşuna giden bir karakterin hayat felsefesini kendi dünyasına adapte etmeye çalışırdı ama bir sonraki karaktere kadar devam edebilirdi bu durum, sürekliliği olmayan hiçbir şeyin kalıcılığı da kısaydı onun için. Yüksek bir yerde oturmanın hoşuna giden tek tarafı pencereden baktığında evlerin çatısını görebilmenin yarattığı anlamsız huzurda saklıydı. Bir apartman binası değildi bu, Kale Mahallesinin tepelerinden birine yapılan gecekondulardan biriydi. Tek manzarası birkaç yüz metre ileride olan tepelere bakarken, arkasında yaşayan hayatları düşünürdü her seferinde ve kendi kendine, bakışlarının bittiği yerde ki ufuk çizgisinin ardından yaşayan insanların hayatlarını, özgürlüklerini ve acılarını düşünürdü.

Odasına girip üstünü değiştirmek için içeriye doğru yöneldi. Bu geceyi hızlıca bitirmek için yanına bir şişe şarap almaya karar verdi kıyafetlerini giyerken, belki kokuyu bastırmazdı ama en azından kendisini keyifli hissederdi. Ayakkabılarını giydikten sonra ceketini sırtına çekti, kapının yanında duran aynada kendisini bir süre izledikten sonra bir boksör edasıyla kafasını kollarının arasına gömüp gardını aldı, sola doğru bir feyk verdi ve sağ kroşe çıkartıp evden çıkmadan önce yaptığı güne başlama hareketiyle sokağa fırladı.

Yürüme eyleminin kendi içinde yarattığı huzura anlam vermeye çalıştı bir süre, kafasının içinde dolaşan türlü düşüncelerin bir anda saklanmasına sebep oldu.

Çöp kamyonun arka kısmında bulunan pedal vari platforma çıkıp, sağ elinin içiyle iki kısa devam edebilirsin anlamına gelen uyarıya yaptıktan sonra bir sonraki durağa gelene dek gözelerini kapattı ve leş çöp kokusu eşliğinde gözlerini kapatıp, saçlarının rüzgarda keyifle savrulmasına izin verdi. Bazen etrafındaki gürültüyü önemsemeden sadece boşluğa bakıp kendisini dinlediğinde kafasında dönen düşüncelerin vicdanına mı ait yoksa, başka biri tarafından kurulan düşünceler olup olmadığına karar vermeye çalıştı. Hiç tanımadığı bir ses sanki kulağına eğilip “sen diye bir şey yok!!” diyordu “ biz varız, bunu sakın unutma.”

Önceki gün yol kenarında duran bir parkın bankında, ışıklarda duran bir arabaya arkadan çarpan ve gelen aracı göremediği için hamle yapmakta geciken öndeki aracın içindeki şoförün kafası direksiyonun ortasına gömülüp öylece kalmasına ve sinirleri bozan bir korna sesinin gürültüsü eşliğinde uyandı. Nerede olduğunu anlamaya çalıştı ilk önce, etrafta tanıdık bir bina, dükkan ya da tabela aradı gözleri. Ayağa kalmak istedi fakat olduğu gibi yere yığıldı. Başının döndüğünü fark etti. Kaldırımda kolları açık bir vaziyette yatarken yüzünden yere damlayan kanın süzülüşünü seyretti, yine kaşı açılmıştı. Toparlanabilmek için kendisine biraz süre verdi ve içinden üçe kadar saydı. Lakin dışarıdan bakan bir göz için yerde yığılıp kalmış bu adamın üç dakika süren ayaklanma süresi oldukça ilginç bir sahneydi. Üzerindeki tozu silkelemek için ellerine doğru baktığında parmaklarında bileklerine kadar kan içinde kalmış, saydam ve kuru bir eldiveni andıran bu ellere bakıp, bir önünü bir arkasını çevirip kendi ellerinin nerede olduğunu arar gibi üstüne başına sürtündü. Kısa süreli bir panik atağın başlangıcında olan belirtileri daha önceden bildiği halde kalp atışlarındaki hızlanmayı hissetti ilk önce, ardından kan akışındaki hızlanma, göz bebeklerinde büyüme ve nefes alış verişindeki hızlı tekrarlar dizlerinin üstünde yere çömelip kanlı ellerini başının arasına sıkıştırıp istemsizce ileri geri gel git’ler yapmasına sebep olmuştu. Aradan geçen beş dakikalık yüksek tansiyondan sonra hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkıp derin bir nefes aldı ve iki elinin avucuna tükürüp kan lekesini çıkarmaya çalıştı. Hangi zamanda olduğunu merak ettiği günlerden bir başkasına uyanmıştı yine, ne saatin kaç olduğuna dair bir bilgisi vardı ne de hangi günde olduğuna dair. Yürümeye devam ederken şüpheli görüntüsünü bir nebze olsun düzeltmeye çalışıp yukarı doğru baktı ve güneşin nerede olduğunu aradı gözleri ve bir küfürle son buldu gözünü yakan sıcaklık. Tamam saat öğlene yaklaşıyordu. Peki şimdi ben neredeyim? sorusunu sordu kendisine, elleriyle ceplerini yokladı ve sol cebinde sert ve uzun bir şey hissetti. Sabah ereksiyonu olduğunu bilseydi yüzünde hafif tebessümlü bir gülümseme olurdu ama bu sertliğin kendisine ait olmadığını cebinden çıkan bıçağın yansımasında kendisini görünce tekrar paniğe kapılıp hemen cebine koydu. Bu sefer konuşan iç ses mantıklı birkaç kelime edip. Sakince eve gitmenin bir yolunu bulmasını söyledi. Ceplerinde başka neler olduğunu öğrenmek için son bir kez yokladı, belki dün gece yaşananlara dair bir ipucu olabilme ihtimaline karşın. Fakat gereksiz bir şekilde ray-ban gözlük geldi eline, sorgulamadan takıp yoluna devam etti. Yedinci adımda üstünde hissettiği fazlalığı, gözlükleri çıkartıp bir süre izledikten sonra, camın yansıyan aksinde kendisini görüp “kimin lan bu gözlükler” lafı çıkabildi. Aradan yarım saat geçmişti ki uyandığı yerden sadece üç yüz metre kadar ilerleye bilmişti ve şimdiye kadar üstünden bir adet cinayet silahı ve bir adette ray-ban gözlük çıkmıştı. Bir sabah için bu kadar bilinmezliğin içinde gömleğinin sol cebinden bir sigara çıkartıp yaktı ve ileride duran ağacın serin gölgesinde kendine gelebildi. Sigarasını bitirene kadar ise hayat kurtaran planını hazırlayıp yola koyuldu. Önce ileride duran taksi durağına hangi lokasyonda olduğunu sorup en yakın otobüs durağını öğrendi, ardından cebinden para miktarı kadar gidebileceği en yakın yerde inip yolun geri kalanını yürüdü. Eve vardığında kapıdan içeri bok çuvalı gibi yığıldı. Girişteki betonun üstünde öylece yığılıp kalmıştı. Gözlerini açmaya çalıştı fakat bir gözü yerle bitişik vaziyette olduğundan sadece ötekiyle etrafı dinledi. Ölmüş olabilme ihtimalini düşündü çok kısa bir an ama arkadan derin ve anlamlı bir şekilde okunan Sela’nın ardından başka birinin öldüğünü fark etti ve sevindi. Boğazındaki kuruluk dilinin hareket edememesine ve yutkunurken hafif bir sızı hissetmesine sebep oldu, ayağa kalktı ve yere akmış salyasının beton zemindeki imgesine bir anlam yüklemeye çalıştı. Banyoya girdiğinde önce musluğu açtı, sonra gömleğini göğüsünden yırtarcasına son gücüyle açtı ardından ayaklarıyla pantolonunu sıvadı, çoraplarını ve baksırını seri hamlelerle bir kenara fırlatıp suyun arındırıcı gücüyle önce sıcak ve buharlı sonrasında soğuk ve seri bir duşun ardından suyun altında biraz düşündü. Gözlerini kapatıp parçaları birleştirmek istercesine kendini zorladı. Boşuna harcanan bu vakti duştan çıkıp, bornozuyla aynanın karşında durup sağ eliyle camın üstündeki ince buhar tabakasını sıyırdıktan sonra yüzünde kim olduğunu ve hangi hayatı yaşamakta olduğunu bulmaya çalışan bir adamın düşünceli ifadesi ile karşılaştı. Bu yorgunluğu iyileştirebilecek tek şeyin uyku olduğunu salondaki çekyatta, bornozuyla cenin pozisyonunda yatarken gözlerinin kapanmasıyla fark etti.

Devamı yakında..

Avatar

Latest posts by Sezer (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.