Kayıt Ol
Tem 30, 2017
625 Views
0 0

Özgürlüğe Merhaba!

Written by


Cumhuriyet gazetesi davasının son duruşmasından, 7 tahliye 5 tutukluluğa devam kararı çıktı! Duruşmaya katılan sanıklardan; Musa Kart, Bülent Utku, Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Hakan Kara ve Turhan Günay, özgürlüğe merhaba derken: Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Kemal Aydoğdu kolları kelepçeli ceza evine geri döndüler.
Şöyle hep birlikte, elimizi şakağımıza koyalım, bi düşünelim; bu ne anlama geliyor?
Doğrusunu söylemek gerekirse, “Ergenekon, Balyoz, Casusluk” davaları ne anlama geldiyse bu da onların bire bir kopyasıdır.
Bir kere daha iktidarın hukuksuzluğunu, yargı istemese de; her şeye rağmen karara bağlayacak ya da bağlamak zorunda demektir.
Türkiye; hukukun bittiği, adaletin tatile çıktığı; hâkim ve savcıların bağımsızlığını kaybettiği, cahiliye döneminin karanlığında çok zorlu, yazılı teste tabi tutuluyor.
Atatürk’ün izinde yürüyen, Türk milleti: tarihinden aldığı ışıkla, bu sınavı verecek, cumhuriyet zor da olsa ipi göğüsleyecek diye umut etmek isterim.
Atalarımız, “Her yokuşun bir inişi” “ her gecenin bir sabahı var” dememiş mi?
Öyleyse?
Tahliyeleri, şafak sökmesi olarak yorumlamak, karanlığın sonu geldi diye değerlendirmek düşüyor bize.
Tahliye edilen 7 ve tutukluluğu devam eden 5 sanığın ifadelerini tek tek okudum.
Duruşmada savunma yaparken; elini ovuşturan, boynunu büken, mahkeme heyetine yalvaran gözlerle bakan bir sanık bile yoktu.
İfadeleri özetleyip canınızı sıkacak, dikkatinizi dağıtacak değilim. İfadeleri ve sanıkların duruşunu merak edenler, muhteşem dik duruşu okusun isterim.
O zaman bu yazının vermek istediği mesaj daha iyi anlaşılacak ve değerlendirmek daha da kolaylaşacak.
Özellikle, mahkeme başkanı ile tutuklu sanık Ahmet Şık arasında geçen konuşma ve tutanaklara yansıyan ifadenin, Hukuk Fakultelerine ders notu; yüksek lisans eğitimi yapanlara Doktora tez’i olabilecek nitelik ve niceliği görülmeli.
Ahmet Şık’ın annesi Fatma hanımın: “Adalet sarayı yazan bina, çirkefliklerin yeridir. Kesinlikle adalet yok ,adalet satılmış. Burası hukuk devleti olsaydı oğlum içeride olmazdı” diye konuşan Fatma Şık sözlerine şöyle devam etti: “Bu ilk değil. Ama dimdik ayaktayım. Gerçekler yerini bulacak. Allah kahretsin. Yaşasın adalet, yaşasın özgürlük. Adalet sarayları başlarına yıkılacak.” Tepkisi ise alkışı çok çok hak etmiş!

Tutuklu annesinin, mahkeme kararına karşı gösterdiği bu tepki bile, şafak vakti çöken zifiri karanlığın bu yüzden arttığına işaret sanki!
Lafı çok uzatmanın bir manası yok!
Eski defterleri açmanın da kimseye faydası olmayacak. En iyisi gelin biz sözü , Nazım Hikmet’e bırakalım. Ve bu yazıya son noktayı “Yaşamak şakaya gelmez” Şiir’iyle koyalım!
Ne dersiniz?

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.