Kayıt Ol
Kas 20, 2016
1911 Views
1 0

Polly-Duygu Korkmaz

Written by

https://www.wattpad.com/user/Firtina_kiz30

Yazarın Wattpad hesabıdır. Yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu sakin, küçük kasabada, hayat her zaman olduğu gibi yavaş akardı.

Ta ki o güne kadar…

Beş yaşlarında, sarışın, çilli, sevimli bir kız çocuğu korkmuştu. Ne olduğunu tam olarak anlamadı. Belki kim olduğunu da bilmiyordu. En son “Anne” diye bağıracak cesareti bulabildi.

Sonra bütün kasaba, tekrar sessizliğe büründü. Artık sakinlik, yerini tedirginliğe bırakmıştı.

Polly bekar bir öğretmenin tek kızıydı. Annesi çocuk doğduktan sonra kocasıyla anlaşamayıp ayrılmıştı. Şiddet gördüğü iddia ediliyordu. İngiltere’nin bu ücra kasabasında öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyordu. Ancak bu kasabanın halkı, yabancıları sevmezdi. Hatta öğretmenin Londra’nın en ünlü genelevinde çalıştığına dair söylenti yayılmıştı kasabada. Kimin çıkardığı bilinmezdi, zaten iddianın aslı astarı yoktu.

Kısacası, iyi bir öğretmen olmasına rağmen, Bettina Johnson kasabada sevilmiyordu. Kasaba gazetesinde iki satırlık haber değeri bile olmamıştı Polly’nin kayboluşu…

O güneşli, karanlık güne dönelim.

Virane bir ev vardı. Polly’nin evinin çok yakınındaydı. Kasabadaki birkaç kişi dışında kimse orada kimin yaşadığını bilmezdi. Bilenler de, sanki kutsal ya da korkunç bir canlıymış gibi ondan bahsetmekten kaçınırlardı. İnsanın ateşten korkması gibi bir şeydi bu. Bu yüzden kimse soruşturmada o eve ve o adama dair tek kelime etmedi. O sabah saat 7’de, adamın evden çıktığını kimse görmemişti.

Adam üç gündür Polly ve annesini izliyordu. O gün, günlerden cumartesiydi. Nalbura gidip testere alması gerekiyordu. Bahçesindeki o büyük, kurumuş ağacı kesmeye niyetlenmişti. Kim bilir, belki başka işlere de yarardı…

Buradan almamalıydı. Dikkat çekerdi. Şehre gitmesi gerekiyordu.

Şehir, kasabadan daha büyük ve daha canlıydı. Adam hayallere daldı. Burada yaşaması imkansız gibi birşeydi. Kaderine söverek yürümeye devam etti. Olsa olsa burada hamallık falan yapabilirdi. Kuvvetliydi, fakat astımı vardı. Birkaç sene önce çalışmayı bırakmıştı. Yüzü, kimliği, yaşamı belirsizdi. Hiçlikten doğmuş bir adamdı o. Şimdi ne yaptığını kimse bilmiyordu. Adını kasabalılar bile bilmezdi. Belki bir meczup… Ama o bu durumdan oldukça memnundu.

Eğitimliydi aslında, iyi bir aileden gelmişti. Çocukları çok severdi. Hukuk Fakültesi’nden üç yıl önce mezun olmuştu. Teşhis konduktan sonra ailesi onu dışlamıştı. O da dalından koparılan bir elma gibi çürümeye başladı zamanla. Pedofili raporunu gören insanlar ona gelmemeye başladı. Kısa süre sonra da mesleğinden ihraç edilmişti. Dürtülerini durduramıyordu. İlaçlar da artık bir işe yaramıyordu. Doktora gitmemeye başladı, parası suyunu çekince çareyi kimsenin onu tanımadığı bu kasabaya yerleşmekte bulmuştu. Bir süre,çocuklardan uzak durarak rahat yaşadı. Ama camdan içeri dolan o çocuk sesleri…

Bir gün bir gün bir çocuk
Eve de gelmiş kimse yok…

Candan baktığında sarı bukleli sevimli kız çocuğunu gördü. İçinde bir kazan alev aldı adeta. O sarı buklelerin kokusunu, o buğday tenin tadını içinde hapsetmek, küçük kızın masumiyetini içmek istiyordu. Gözlerini kapattı. Sağlıklı bir insan değildi o, dolayısıyla insani vicdanını nereye bıraktığını hatırlamıyordu. Hayatında hiç suçluluk duygusunu hissetmemişti. Sadece, haz…

“Hey tatlı kız!” dedi. “Kraker ister misin?”

O günden sonra Polly’i kimse görmedi.

Adam hala büyük bir hazla hatırlıyordu Polly’nin gülümsemesini, krakeri aldıktan sonra teşekkür edişini, evine davet ettiğinde çekinmeden girişini…

Elbisesinin yırtılmasını, gözbebeklerinin büyümesini, çocuğun çığlıklarını…

Bir kenara çekilip kızın narin, çıplak bedenine doyumsuzlukla baktı. Polly karanlık bodrumda can çekişiyordu. Gözlerine ilişen kuyruklara sevgiyle baktı.

Bir çok kızın aksine o, fareleri severdi. Düşündüğü son şey de fareler oldu. Bir melek, sessizce ve utançla Polly’nin ruhunu alıp gitti.

Sadece küçük bir an, siz düşünün bu hikayenin sonunu… Ve boşlukları kendi adaletinize göre doldurun. Biliyorsunuz ki, benzer bir çok hikaye var.

Benim hikayem mutlu sonla bitmedi. Elimde acılı, dışlanmış bir anne ve küçük bir kızın hayal pırıltıları kaldı sadece. Nereye serpeceğimi bilemediğim bir avuç kül. Ama asla değersiz olmayan tanecikler onlar…

Haydi, rüzgar’a emanet…

Avatar

Latest posts by Emre Can Doğan (see all)

Article Categories:
Aforizmalar · Fantastik · Hayata Dair · Hikaye Öykü · Psikoloji

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.