Kayıt Ol
Ağu 19, 2019
127 Views
1 0

Ruhun Özü

Written by

Ruhun Özünü Hissetmesi

Ruhunun derinliklerinde bir yerde koruyamadığı veya artık başa çıkamadığı o duygudan eksik şekilde hayatına devam etmeyi göze almıştı artık. Kimseyi duymak istemiyor, kimseye kendini açıklama gereği duymuyordu. Kendisine bile. Dünyanın kötülükleri ile baş edemez durumdaydı. Yorgunluğu artık sırtında kambur gibi birikmiş taşıyamaz hale gelmişti. Kendini kandırıyordu. Dünyayı da, etrafını da kandırdığını zannediyordu. Tabular oluşturuyor, duvarların arkasına saklanıp kendine güç kazandıracak zaman arıyordu. Dünyadan cesaret arıyordu. Asillik. Eski zamanların eşkıyalarını bulmak, yaratmak istiyordu. Ayşat’ı belki. Nehrin akışı gibi giden hayatındaki hafif dalganın sert dönüşlerine ihtiyacı vardı. Kim bilir.
Boş bir levhaydı kalbi. Boşa geçmiş zamanları, boşa geçen yaşanmışlıklara sahipti. Çok pişmandı. Zayıflıklarını gösterdiği için, yaşadığı yalan sevdaların onu güçlü olacağını zannettiği için çok pişmandı. Levhasının yıpranmışlığı, ruhunun derinliklerindeki duygu ile canlandıracağı umudu doğuyordu yine. Ne yazık. Kendini bir daha kaptırmaman gerekiyordu aslında diye kendi kendine uyarıyordu. Tutkunun olmadığı dünyada yaşamanın zorluğu onu artık umutsuzluğa sürüklüyordu. Her şeyin bu duygu, his ile oluştuğuna inanıyordu. Aşk, nefret, saygı, hoşgörü, asillik, cesaret. Pes etmeye yaklaşmıştı.
Ruhu artık özünü kaybetmiş, yıkamadığı tabuları ile devam etmeye karar vermişti. Çok uzun sürmemişti bu. Bir ses duydu. Kendinden çok emin bir ses. İçinde herkes gibi yalanların olduğunu göstermeyen bir ses. Yine kendini inandırmak istiyordu belki de. Uzak dur. Uzak dur. İçten içe kendini ele vermek istemiyor gibiydi. Yenilmek İstemiyor gibi. Konuşmaya devam ettikçe sese kendini bir adım daha yakın buluyordu. Yaklaştıkça bağlanıyor, yaklaştıkça istiyordu. Farklı bir ton. Gülümseme gördü. Ayın güneş ile buluşması gibi bir andı. Tutulması. Kısılan gözlerine baktı. Yine uzaklaşmak kaçmak için çabalamaya başladı. Bir daha hiç çıkarmamak için rafa kaldırmaya çalıştığı levhası elinde kitlenmişti. Bırakamıyordu. Neden olmasın. Bir kez daha. Baktı levhaya yansımasını gördü. Kısılan bir çift göze baktı. Sese odaklandı. Onu çeken sese. Duvarlarının arkasındaki özünü belki de canlandırmasına yetmişti. Devreye imkansızlık girdi. İmkansızlığı, umutsuzluğu ruhun bu sefer en derinlerinde hissetti. Yeniydi bunlar. Umut ile kaldırdığı başını geri indirdi. Kendi kendisinin kapısını çalmaya devam etti. Yüzünü ezberledi. Asilliği ezberledi. Adamın cesaretini gördü. Dansını ezberledi. Her yere vuruşundaki asillik ve cesareti gördü. Maral olmak istedi. Hikayelerini dinlediği Maral. Farkında olmadan karşısında olmak istedi. Avı dahi olsa istedi. Elinden bırakmak istediği o levhasını adam olmadan kendi kendine doldurmaya başladı. Yetmişti. Kadın yaşamak için belki de sadece o sese ve o sesin içindeki güzelliğe inanmaya ihtiyacı vardı. Hiçbir şey kanıtlamak istemiyordu kimseye. Kendinden başka kimseye kanıtlamak istemiyordu. Sadece yaşamak istiyordu. Kısılan o gözler ile yaşamak. Onu görür görmez kırk yıl sonraki hayalini düşlemek ve aradan ne kadar zaman geçerse geçsin onunla geçen kırk yıl boyunca en güzel tanışmayı yaşamış olmak.
Hayat zor olacak. Ruhun özü ile tanımasını kabullenmesi daha zor. Önceden yaşamadığı ya da yaşasa da hayata bağlanmasını sağlayacak şey”in bu olacağını bilmek.
Güzel adam. Sesinin duyulması, gülüşlerin kadar, kısılan gözlerin kadar daha tanışmadığım kızaran yanakların, utanmaların kadar.. Ben seni görür görmez; seni beni bırakarak, şu dünyada içinde umut olan tüm yarınlarına. Mutluluklarına. Sevgilerine. Sevilmelerine. Bir insanın ruhunu oluşturmanın yükü ile.

Avatar

Latest posts by Hüsne Özlem Diler (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.