Kayıt Ol
Oca 3, 2017
987 Views
5 1

Rüzgar Sesli Çocuk

Written by

Baş ağrımın arada bir yokladığı zaman dilimindeydim. Hiçbir dertleri yokmuş gibi dans eden insanları, masanın üzerinde yudumladığım biramı içerken izliyordum. Karşıdan bakan biri olsaydım bu halimin komikliğine kendimi tutamaz, kahkahayı basardım sanırım. Tuğçe’nin yoğun ısrarı üzerine en fazla on dakika dans etmeyi başarabilmiştim. Ki ben o hareketlere ‘dans’ demek istemezdim. Boğazımı yakmasını umursamadan, kalan biramı içtim bir anlık gelen cesaretle. En son bara gelişim Rüzgarlaydı.  İki senedir içkiye uzaktım ve şuan kafama diktiğim bira, midemi bulandırıyordu. Barmenden bir bira daha istedim, midemin halini es geçerek. Sarhoş olmak istiyordum. Eğer sarhoş olursam, belki Rüzgar rüyama uğramayı düşünebilirdi.

Onunla sadece rüyalarda görüşebilmek…

Tanrım, bu sinir bozucuydu!

Aklıma dolan her anıyı silmek istiyorum hafızamdan.

Canımı acıtıyorlar çünkü!

Boğazımı sıkıca saran yumruyu, tek dikişle bitirdiğim ikinci biramla göndermeyi başarabilmiştim. Gözlerim, alışkın olmayı çoktan bıraktığım içki yüzünden, bulanık görmeyle cezalandırıyordu beni. Ya da gözyaşıyla buluştuğu içindi bütün bu bulanıklık…

Umrumda değil, diye bağırdım üçüncü biramı isterken. Karşımdakinin tuhaf bakışlarını hissetsem de ona kulak astığım söylenemezdi. Yanımdaki çoktan sarhoş olan adamın, beni duyduğunu sanmıyordum da zaten. Üçüncü biramı da diğerleri gibi mideme göndermeye hazırlanıyorken, bir el durdurdu, bira dolu bardağı dudaklarımla buluşturmak üzere havaya kaldırdığımda. Boşta kalan elimle gözlerimi bulanıklaştıran gözyaşını silip, içkiyi bitirmeme fırsat tanımayan kişiye döndüm. Bileğimi tutan elin sahibine…

Kaan.

Nazikçe kolumu masaya bırakıp, elimdeki birayı aldı gözlerimi onunkilerle buluşturduğumda. Gözlerindeki ifadeyi aradım bir süre oyalanarak.

Kırgınlık?

Yoktu.

Öfke?

O da yok.

Gözlerinde gördüğüm ifadeyi okumakta zorlanıyordum. Onun da mimikleriyle bana yardımcı olduğu söylenemezdi. Sessizce önüme dönüp, tepkisini bekledim. Sadece arkamda duruyordu. Konuşmak istediğini sanmıyordum.

“ Kendini içerek cezalandıramazsın. “

On dakika… Tam olarak on dakika sonra cevaplandırdı meraklı bedenimi. Evet, saydım. Çünkü o an, orada yapacak, yapabilecek başka bir şey yoktu.

Tuğçe ve yanında getirdiği atölyeden arkadaşı Eda dans etmekten yorulduklarında yanımıza teşrif edebilmişlerdi. Baş ağrım, birkaç dakikadır ortalıkta görünmeyen mide bulantımla buluştuğunda, kafamı masaya koydum. Çekilecek halde değildim. Sadece gitmek istiyordum.

“ Naz’ı alıp gidin buradan. Bugünlük eğlence bu kadar! “

Barın yüksek gürültüsünde bile duyabileceğim sert sesi, hızlıca başımı masadan kaldırmama sebep olmuştu. Onda ilk defa rastladığım bu katı tavır, arkaya dönüp yüzüne bakmamı sağlamıştı. İfadesizdi. Yüzünü göremesem de az önceki bağırışına göre zıt duruşu, yanlış duyup duymadığımı düşündürmüştü ister istemez.

“ Hadi, gidelim. “ diyen Tuğçe’ye döndüğümde ceketini giymiş, bana gözleriyle işaret ediyordu. Tuğçe’deki siniri görebiliyordum. Emir kipi olan cümlelerden nefret ederdi. Kaan’a kızmıştı bu yüzden ama benim için bir şey de diyememişti. Güçlükle kendimi bu dünyaya atabildiğimde, ceketimi masadan almaya çalışıyordum. Başımın ağrısı şiddetini arttırmış, ceketimi almama bile müsaade etmiyordu. “ İyi misin? “ Merakla yanıma gelen Kaan’a gözlerimi devirerek, ceketimi aldım. Ani siniri için açıklama yapmak istiyordum kendime, fakat bu kafayla mantıklı bir cümle bile kuramıyordum.

Erteledim.

Yine ve yine.

En iyi yaptığım şey buydu.

Sabah çalan alarmımdan bir farkı yoktu benim için, olayların. Dilediğim zaman düşünmeyi erteleyebiliyordum.

“ İyiyim. “ dedim yanından geçip giderken. Belki aldığım biraz alkol sayesinde, bu geceyi unuturdum. Diğerlerinin de bu geceyi hatırlamak istemeyeceğini biliyordum çünkü.

Berbattı.

Uzun zaman sonra Tuğçe’ye yaşatmak istediğim gece, berbattı.

Ben…

Berbattım.

Yoğun ter kokusu, birbiri üzerine düşenler yüzünden bar kapısına ulaşmam uzun sürmüştü. Tuğçe’nin, içinden küfürleri sıraladığına emindim. Belki de dışından. Bilemiyordum. Hem geciken bana, hem de saçma tavrı için Kaan’a. Barın kapısına ulaşabilme sevinci yaşarken, kolumdan tutulduğu için arkamı dönmek zorunda kalmıştım. Ve bu akşam ikinci kez, aynı olayı yaşamam şerefine bir kadeh daha kaldırmam gerekecekti.

“ Bana kızıp gidemezsin. Sadece ona verdiğim sözü tutmaya çalışıyorum. “

Bu seferki ifadesini tanıyordum işte. Üzgündü. Ona kızıp gittiğimi sanıyordu. Oysa sadece düşünmek istememiştim.

“ Kızgın değilim. Ama Tuğçe’den özür dilemen gerekecek. “

Temiz hava ciğerlerime dolarken, diğerlerine uyum sağlayıp hızlarına yetişmeye çalışıyordum. Tuğçe sinirini ancak yatıştırabilmiş, gün içinde yaşadıklarını anlatıyordu. Eda da küçük gülümsemesiyle ona katılıyordu.

Bardan çıkalı yaklaşık bir saat olmuştu. Kaan’la aramızı düzelttiğimizi anladığımda, Tuğçe’yi daha fazla bekletmemek adına çıkmıştım oradan. Özür diledim defalarca. Bir önemi olmadığını söylemişti. Ama vardı. Ona söz vermiştim.

Sözümü, gecesini mahvederek tutabilmiştim.

 

Tanıdık melodi kulaklarımı delip geçerken, nefesimi tuttum. Sanki dünya orada dönmeyi bırakmıştı. Yanıyordum. Kalbim, ellerim, dudaklarım…

Ya o ses?

Tanrım, bu olabilir miydi?

Ayaklarım yürümeyi bırakmış, sesin sahibini arıyordum gözlerimle. Görmek istiyordum onu. Artık kalbimle yürümeye başladığımda, sese götürüyordu beni, çarpmayı unutarak. Arkamda ne yaptığımı anlayamayan Tuğçe ve Eda’nın bağırışlarını duyabiliyordum.

“ Naz, nereye gidiyorsun? “

Ona, Rüzgar’a…

Bu sesi o kadar özlemiştim ki! Bu şarkıyı. Bizim şarkımızı… Ses yaklaşmaya başladıkça kalbim o kadar hızlanıyordu. Bir an unuttum yürümeyi, konuşmayı, sevmeyi… Onu göreceğime o kadar inandırmıştım ki kendimi, karşımda şarkı söyleyen bir grup gençle karşılaştığımda, hayal kırıklığı sarmıştı her yanımı.

Nasıl böyle benzeyebilir bir ses Rüzgar’a ?

Hiç düşünmeden oturdum, müziğe kendini kaptırmış grubun solisti olduğunu düşündüğüm çocuğun yanına. Beni fark etmesi, şarkıya eşlik etmeye başlamama kadar sürdü.

Onun sesini bulmuştum.

Başka bir bedende o vardı.

Ve ben…

Her dizesinde bir kez daha aşık oluyordum kaybettiğim adama.

Give me love like never before

‘Bana aşkını ver daha öncekilere benzemeyen’

Sesim, kendinden emin ilerliyordu mısralarda. Bu şarkıyı hissediyordum. Göz kapaklarımı indirmiştim bulunmak istedikleri yere. Belli belirsiz hayal dünyamda onu arıyordum.

Cause lately I’ve been craving more.

‘Çünkü son zamanlarda daha çok özlüyorum.”

And it’s been a while but I still feel the same

‘Uzun zamandır böyle hissediyorum’

Maybe I should let you go

‘Belki gitmene izin vermeliyim’

Hayal dünyam bomboş karşılamıştı yer bulmaya çalışan gözlerimi. Ama o ses devam ediyordu, kalbimi yerinden çıkarmayı kendine amaç edinerek. Tanımadığım bir bedende onu bulma umudum, kaybolmanın yollarını ararken çaresizce dış dünyaya çevirdim gözlerimi. Etrafta bize bakan bir sürü yüz ile karşıladı dış dünyam beni, hiç beklemediğim bir şekilde. Onları es geçmeye çalışıp, beni buraya davet eden sese çevirdim yüzümü. O da bende bir şeyler arar gibi, dikkatlice inceliyordu yüz hatlarımı. Gözleriyle birleştiğinde bakışlarım, tanıdıklığı içime işlemişti. Aynı yeşil gözler… Ve aynı çarpık gülümseme.

Bu oydu. Korulukta karşılaştığım çocuk. Ya da adam. Her neyse. Bakışlarında gördüğüm ima, onun da beni tanıdığını vurmakta çekinmiyordu suratıma. Yanaklarıma hissedebileceğim bir sıcaklık düştüğünde, bunu onun görmesine fırsat tanımadan bakışlarımı bizi izleyen kalabalığa düşürdüm. Utanmıştım. Ve bunun bir nedeni yoktu. Rüzgar olduğuna inandığım için buraya gelmem. Tüm sebep, bu.

Give a little time to me, we’ll burn this out.

‘Bana biraz zaman ver, yakıp kül edeceğiz.

Nakarata geldiğimizde, gözlerini üzerimden çektiğini hissetmiştim. Bu beni, küçük bir boşluğa düşürmüştü nedensiz. Fakat bunun, sesime yansımasına izin vermedim. Buna inanmaktan vazgeçmeliydim. O Rüzgar değildi.

Bir sese aldanıp, bu hükmü veremezdim. Bu, imkansız.

We’ll play hide and seek, to turn this around.

‘Saklambaç oynayacağız ve buraya geri döneceğiz.’

All I want is the taste that your lips allow.

‘Tek istediğim dudaklarını tatmama izin vermen.’

 

En sonunda sustum, onun bitirişini izledim. Sert duruşunun altındaki onu görmeyi bekledim. Sahi, kimdi O?

Rüzgar sesli çocuk mu?

Yoksa koruluktaki çocuk mu?

Ya da hiçbiri. Tesadüf denen o anlamsız illetin, bir parçasına rastlamış iki müzikseverdik sadece. Ve bu illet, bizi rahatsız etmediği sürece bu, son olacaktı.

“ Give me love. “

Şarkıyı bitirdiğinde, alkış seslerinin arasından bana döndü. Az önceki çarpık gülüşünden ziyade, bu fazlasıyla suratında samimi duruyordu. Bir şey söyleme gereksiniminde bulunmadım. Bulunmak istemedim. Onun da ağzından çıkacak herhangi bir kelimeye fırsat vermeden, tek hamlede ayağa kalktım. Bana merakla bakan kızları, küçük kalabalıkta bulmam zor olmamıştı. Yanlarına gitmek için adımlarımı hızlandırdığımda, sert elin beni geri çekmesiyle olduğum yerde dönmek zorunda kaldım. Bugün, benim için fazla tekrarlanan bu olay, sinirlerimi yeterince zorluyordu. Fakat bunun farkı vardı. Arkamı dönmemi sağlayan Kaan değildi.

Oydu. Hiç bilmediğim bir şekilde bu akşam, onun yanında şarkı söylediğim ve  ona benzettiğim adam…

Şaşkınlığımı ona belli etmemek adına, ifademi değiştirdim. Sert durmaya çalışıyordum ama bu, beni olduğundan daha fazla zorluyordu. Bir el boğazımı sıkıyordu sanki, konuşmakta zorlanıyordum.

“ Seninle bir daha nerede karşılaşırız? “

Yutkundum. Böyle bir soru beklemiyordum. Aslında, benimle konuşmasını da beklemiyordum. Zaten, hayat da benim beklediğim gibi gerçekleştirmiyordu olayları. Burada son bulmasını istediğimiz her şey, burada son bulmuyordu. Aksine uzayıp gidiyordu. Ve ben, kolumu ondan kurtarırken bir cevap bulmaya çalışıyordum. Yoktu. Onu görmek istediğimi sanmıyordum. O sadece, onun geri gelmesini umut etmeme neden olacaktı. Her şeyiyle O’na benzediğini görmek istemiyordum. İnancımın körlüğünü, daha yeni yeni kendime itiraf edebiliyorken, tedavi ettirmek istemiyordum. Artık birine inanmak istemiyordum. Gelmeyeceğini bile bile, birini beklemek istemiyordum. Olmayacağını bilsem de, olmamasını delicesine umut ederek yanıtladım sorusunu.

“ Belki başka bir şarkıda, tekrar karşılaşırız. “

Avatar

Latest posts by Neslihan Sezer (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair · Hikaye Öykü · Kurgu

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.