Kayıt Ol
Haz 16, 2018
599 Views
0 0

Son Bir Belkim Var.

Written by

İnsan da kişiliğini 24 saat kullanamaz bir günde. Eskir. (Oğuz ATAY)

İnsanların yalanlarını dinlemeyi seviyorum. Bir çok nedenim var bunun için. Ancak, şu iki nedeni açıklamam yeterli olacaktır. Birincisi, hiçbir yalan kendiliğinden ortaya çıkmaz. İnsan hayal ettiği, düşündüğü veya yapmak istediği ya da yaşamış olmak istediği olayları anlatır. İkincisi tek başıma oturup bir şeyler düşünmek ya da hiçbir şey yapmamaktansa bir şeyler dinlemek, farklı bir insanın sesini duymak bazen iyi geliyor.

Zamanımızın değersiz olması, zamanımızı değersiz kişilere harcamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Eğer bir kişiye zamanı harcıyorsam ya değer veriyorumdur ya bir çıkarım vardır veyahut yapacak daha iyi bir işim yoktur. Evet Üstadım, ben de kişiliğimi 24 saat kullanamıyor, kullanamıyorum. Kişiliğim eskidi mi, eskiyor mu? Bilmiyorum. Daha öncede mütemadiyen söylediğim gibi, umursamıyorum. Bu konu/konular çok karışık ve uzun. Ve maalesef ki anlatmaya çalışsam bile beceremem anlatmayı. Bundan dolayı farklı bir konuya değinmek istiyorum.

Kunduzlar, mükemmel baraj ustalarıdır. Yıl olmuş 2018 insanoğlu elindeki teknoloji ile bir kunduzun kurduğu mükemmel baraja yaklaşamıyor. Peki kunduzlar nereden öğrendi baraj inşa etmeyi? Yaradılıştan… Yaradılış diyerek geçiştirelim mi? Hayır, eşelim farklı örneklere de girerek. Nesillerden nesillere görülerek öğrenilen bir sistem bu. Peki insanoğlunda böyle bir eğitim yok mu? 8 yıl ilk ve orta öğretim, 4 yıl lise ve 4 yıl lisans. Üstüne yetmez gibi bir de yüksek lisans, master ve doktora… Yetmez, üstüne bir de çıraklık eğitimi dediğimiz okuyaman veya okumayıp işi yaparak ustalarından öğrenenler var. Nerede hata yapıyoruz? Belki de her şeyi doğru yapıyoruz. Tek bir gerçeği mi atlıyoruz? His… Hissiyat… His, duygu, düşünce sadece insana mı özgü olgular? Herkes aynı pencereden bakmaz. Cevaplar hepimize göre farklı olabilir. Ancak bence tek bir gerçeği atlıyoruz. İnsan, yaptığı işi sevmiyor. Her işimiz baştan savma, istemsizce. Yapayım da kurtulayım. Veya ben bu işi yapmaktan nasıl kaçarım, düşüncesi.

Bir anlık içinde bulunduğunuz dünyayı unutun ve hayal edin. İnsanın para için, geçimini sağlamak için çalışmadığını. Paranın bütün dünyada tedavülden kalktığını düşünün. Ama hemen hiçbir iş yapmadan, bir şey üretmeden yan gelip yatarak yaşadığı bir dünyaya gitmeyin hemen. İnsanların sırf sevdiği için çalıştığını, bir şeyleri ürettiğini, diğer insanların işlerini yaptığını düşünün. Örneğin bir banka gişe memurunun, yatırdığı her faturada mutlu olduğunu düşünün. Bir inşaat işçisinin severek tuğla ördüğünü… İşlerimiz ne kadar hızlı hallolurdu değil mi? Şimdi aynı dünyaya tekrar parayı koyun. Herkes yaptığı işin karşılığında kazansın parasını yine. Ancak işini severek yapsın. Hem kendisi için hem diğer insanlar için hem dünya için çok iyi olmaz mıydı? Bence olabilirdi. Belki de olmayabilirdi. Çünkü insan bir şekilde kendini mutsuz etmeyi başarıyor ve bundan keyif alıyor. Eeee peki o zaman neyin hayalini neden kurdun bize? Çok açık olan gerçekleri bir kere daha ortaya çıkartmak için. İnsanlar kin, öfke, uyuşuklukdan vazgeçmez. Ve her zaman mutsuz olmaya hazırlardır. Ancak mutlu olmak, sadece bir hayalden ibaret veya hayal bile edilemeyecek bir şey olmuştur. Yani, uzun lafın kısası yaşadığımız her şeyi hakediyoruz.

Sevgili; “Dünyamın En Güzel Kızı” söylemeye çalıştığım şey, ben seni, sen ise beni hiç tanımadın. Biz hiç tanışmadık, hiç konuşmadık. Bir gün bir yerde yollarımız kesişti ve istemsizce birbirimize baktık. Bir toplu taşıma aracında, sokakta, kahvede bir anlık karşılaşan ve birbirine anlamsızca bakan iki kişiyiz. Birbirimiz hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Tıpkı bugün yanlarından geçtiğimiz veya otobüste yanımıza oturan kişilerin hayatları hakkında hiçbir şey bilmediğimiz gibi. Rüyasında bile tanımadığı insanları gören, rüyalarıyla gerçeği ayırt edemeyen bir insanın beyninin ona oynadığı en büyük oyundun sadece. Yalnızca bir kaç gece, sabah uyandığımda hatırlayamadığım, rüyalarımda seninle bir şeyler yaşadığımızı hafızama işlemişti. Belki de sen sadece birinin bana anlattığı bir yalanında geçen bir karakterdin. Konu buraya nasıl geldi yine biliyor musun? Çünkü, konu benim beklemeyi ve birini özlemeyi çok istiyor olmam. Böyle bir şeyi istememin ise tek bir nedeni var; “kendini mutsuz etme isteği.”. Acı çekmekten keyif alan biriyim, çünkü insanım. En başından beri diyorum, etraf karanlık bağırıyorum ama sesimi duyan yok. Ne bir tüneldeyim ne de bir çukurun içinde. Ben kendimi hapsettiğim kapısı aslında açık olan bir hapishanedeyim. Sesimi duyan yok, çünkü burada sadece ben varım. Ama bilmediğim ya da unuttuğum bir şey var, o da kapının aslında açık olduğu. Kabullenmiş çaresizlik…

Son bir belkim var. Belki de ben burada acı çekmekten keyif alıyorumdur. Yoksa kim ister ki böyle yaşama(ma)yı?

tarantino

Hayata bir türlü tutunamadık. Hep ince çizgilerle kaybettik. Belki de hiç kazanamadık. Ama çok sevdik. Sevilmeyi az da olsa tattık. Ancak hiçbir zaman sevdiğimiz kadar sevilmedik.
Avatar

Latest posts by tarantino (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.