Kayıt Ol
Eki 6, 2014
1123 Views
0 5

Şu An Sonsuzluğumun Dayandırıldığı Son Sınırdayım…

Written by
#günbatımı #deniz #manzara

#günbatımı #deniz #manzara

Gözlerimin çukurlarında hissettiğim göçmüşlük duygusu varlığımın konumunda da, hislerime hâkim olmayı amaçlarcasına sevimsiz davranışlarla yaşamıma giriyor. Sevgiyi hiç beklemediğim yerlerden eşantiyon gibi kabul ederken beklediğim yerlerden bulamayışımın çelişkisini yayıyorum düşünceme. Sonra düşüncemi küçük bir et parçasına sığdıramayışın hissizliğiyle donuyorum. Donukluğum geçici de olsa hoşuma giden, insanlar koşadursun, benim yol kat etmeye rant vermeyişim. Bu yolculukta farklı olmak önceden hoşuma giderken şimdi bu farklılığın dezavantajlarını sıralıyorum kendime. Ama biliyorum ki, bir gün bunu da es geçerek ve bambaşka düşünce ufuklarıyla yine bambaşka bir insan olma yolunda yaşamıma yön vereceğim.

Hayatı kısa bir an olarak düşünen insanlar olarak belki de en iyi uyum sağlayabildiğimiz nokta durup beklemek. Her ne kadar zaman bizim beklememizi kayda değer görüp dönüp bakmasa da biz zamanın getirdiklerine direnç göstererek, “kısa anı” doya doya tatmak ve üzerinde düşünmek için çaba sarf ediyoruz. Bu da bizlerin koştuğu, beklide sadece benim koştuğum nokta. Netice ne kadar boş veya dolu olursa olsun herkesin ortak bir meşgalesi var. “Yaşamak”. Yaşarken duyduğumuz üzüntüler, kederler, sevinçler, mutluluklar bizi yoğuruyor ve hayat üzerinde düşünmeye, bazılarımızı ise yazmaya ya da sanat yoluyla hislerini dile getirmeye itiyor. Peki ya, bizler her nerede olursak olalım içinde bulunduğumuz durumu önemsizleştiren nedir? Ya da çevremizdekilere anlatmadığımız, anlatamadığımız yaşanmışlıklarımıza verdiğimiz önemi kim bizimle paylaşır. Bir hayatı sevgiliyle ya da bir dostla paylaşmak bizlere yeterli midir? İnsana daha çok potansiyel katan, ileride daha önemli bir paylaşıma sahip olmasını sağlayacak, onu ve yaptıklarını bütün cihana duyuracak bir güç olmalı değil mi? Onu yaşanmışlıklarıyla toprağın altına gömen bu hayat tarzı doğru bir düşüncenin eseri mi? Gerçekliğin reddedilmesindeki acı gerçek işte tam bu noktada bizleri sonsuzluğumuzun dayandırıldığı son sınıra getirmiyor mu?

Yaşamımın her anı beni mutlu eden hazların bu dünyada tükenmesi ve benim zaman veya zamansızlık boşluğunda kaybolacağım neticesini güden zihniyet, benim sonsuza dek mutlu olmayı hak edecek kadar üstün olduğumu görmezden gelemeyeceğinin, mutluluğun sürekliliğin anlamını da taşıması gerektiğini atlıyor mu? Ben sürekli var olmayacaksam neden dünya kadar kompleks bir düzenin güzergahına oturtulmuş ve kendi haline bırakılmışım? Varlığın tadına vardıktan sonra ondan vazgeçemeyeceğimi bilen ve beni bu noktada da doyurmaya hazır olan bir güç olması gerekmez mi? Çünkü gizli bir el beni bu dünyada mutlu edebiliyor. Adı her ne olursa olsun bu elin sahibi bana zorluklara göğüs germe ve güzelliklerde hayat bulma imtiyazını sağlıyor. Öte yandan dünyanın çepeçevre sınırlandırdığı biz, dünyadaki acizliğimizi fark etmeden fikir alemine dalıveriyoruz. Pembe bulutlar arasından bu fikir pek taze, pek mutlak görünüyor hepimize. Ama bizden önce de bizden sonra da insan sadece düşüncesiyle var ve hayata düşünce ufkuyla dokunabiliyor. Oysa ben belki uçmak, belki ağaçlarla beslenen koca bir canavar olmak, belki insandan daha çok düşünebilen ama cansız bir varlık olmak isterdim. Ya da evimde beslediğim bitkiyle saatlerce dertleşmek, arkadaş olmak isterdim. Bana bunları yapamadığımı fark ettiren gizli el yarın bana bunları yapabilecek nitelikleri kazandırmayacak olsaydı herhalde düşmanım olması gerekirdi. Çünkü böyle yaşamak gerçekten acı verici. Adeta yapabildiklerinden çok yapamadıklarını düşünerek yaşayamamayı yaşamak ve kendini bu keşmekeşte doğru yöne savurmaya çalışmak, ucunda bir mükafatı gerektirdiği düşüncemi usulca var ediyor. İnsan doğduğunda şartlanmışlıklar içinde kendini geliştirmeseydi, sınır koymasaydı, bunları düşünerek yaşasaydı küçüklüğünü anlar, dünyaya bu kadar bağlanmaktan vazgeçer miydi acaba?

Bu denkleme göre insanoğlunun ya ezeli bir düşmanı var ve yapabildiklerinden çok yapamadıklarını düşünen insanları ceza olsun diye dünyada yaşatıyor. Ya da gerçekten bir güç, yapamadıklarını yapabileceğin bir dünyaya hazırlık için seni burada bekletiyor.

Takip et!

Rümeysa Sarıarslan

Merhaba,Hayatımızın çoğunu bir sis perdesi ardından yaşıyoruz. Kişisel aydınlanmamızı yaşayacak kadar şanslı ve gelişime açık biriysek, hayatın daha gerçek bir versiyonunu keşfediyoruz. İşte bu gerçeklik daha ne kadar öteye ulaşabilir! Bunu merak ediyorum. Bu merakı birlikte paylaşalım, keşfedelim ve en güzelini, en iyiyi deneyimleyelim! Sevgiler.
Rümeysa Sarıarslan
Takip et!

Latest posts by Rümeysa Sarıarslan (see all)

Article Tags:
· · · · · · ·
Article Categories:
Deneme · Hayata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.