Kayıt Ol
Nis 18, 2019
200 Views
0 0

Yabancı

Written by

Fotoğraflar yabancı, fotoğraflar eskiyor. Gülümsediğimi hatırladığım yıllardan kalmış fotoğraflar. Kulaklarımın sessizlikten hissizleştiği günleri değil, hoşlandığım sesleri hatırladığım yıllardan kalmış fotoğraflar. Aramıza uçurumların kazılmadığı dostlarım ile yan yana olduğum, çocukluğumun oyun kokan sokaklarını bana hatırlatan fotoğraflar. Yakıp kurtulmak isteyecek kadar acı veren, kül olmalarına dayanamayacak kadar değerli olan fotoğraflar. İsimlerini unutmak isteyecek kadar kırık olduğum, onlardan vazgeçemeyecek kadar sevdiğim insanlarla, aynı karede bir avuç cennet kokusu yayan fotoğraflar.

Rüyalar yabancı, eskiyor rüyalarım.  Göremediğim de kaybetmiş olmaktan korktuğum rüyalar, içinden çıkılamaz bunalımlara beni acımasızca sürükleyen, sevildiğimi anımsadığım insanların ismimi fısıldadığı, hafızamı zorlayan rüyalar. Kimsesizliğimi bana fark ettirmeyen, çilek reçeli tadında, çam ağacı kokusunda, rengarenk süzülen uçurtma edasında gördüğüm rüyalar. Artık rüyalara karışan mutluluğumun, uyanmayı önemsizleştirdiği günlere açıyorum gözlerimi yabancı.

Eskiyor hayaller, yelkovanın akrebi değil, akrebin yelkovanı kovaladığı bir zamanda yaşamayı arzulayan hayaller. Günlerin hiç batmadığı zaman kavramının kül gibi savrulup yok olduğu, küçük prensin oyun arkadaşım olduğu  hayaller. İç sesimin çiçekleri solduran soğuk kış rüzgarı gibi değil, ılık bahar esintisi edasında, yağmur kokulu toprak gibi konuştuğu hayaller. Zamanın bana yaşatmadığı, bunun için de hiç pişman olmadığı, her gün pişmanlık ve suçluluk dozunu, her sefer de arttırarak aşılamasına sebep olan hayaller.

Eskiyor yabancı ve yitip gidiyor insanlar. Selamlaşmaların verdiği duyguyu unutturan, tebessümün en güzel halini sergileyen, konuşmadan anlaşılan papatya kokulu gök kuşağı edasında atılan bakışları gaddarca çalıp, hissizleştiren insanlar. Karşılıksız güvenen ve ıhlamur kokulu çınar ağacı edasında  güven veren insanlar. Beni sevdiğini belli eden, böğürtlen kokan tebessüm pastalarından bir dilimi benden esirgemeyen insanlar, sevdiklerini söylemelerine muhtaç olduğum ama dikenli dilleri tarafından mahkum edilen güzelliğin anlam kazandığı tatlı sözlerin ebedi sahibi insanlar. Varlığımı bana hissettiren, kanıtlayan insanlar.

Zaman yabancı zaman, eskiyor. Arka bahçemde ki salıncak geçmişimle oynamaya devam ediyor, her dakika kendini tekrar ediyor. Geçmişin eskidiğini iliklerime kadar hissediyor, eskicilerin geçmişimi geri veremeyeceğini her dakika kulağıma fısıldıyor, bu acının zamanla orantılı olduğunu çok iyi anlıyorum. Gün geçtikçe artıyor kanayan yaralar, tuz basıyorum, basıyorum ki geleceğe alışabileyim.
Kum saatimde ki her bir tanenin düşüşü sarsıyor ruhumu, her taneyle düşen zaman koparıyor bağlarımı, her yaşta sıkışıp kalan ruhumun beni ben yapan parçalarıyla.

Uzun lafın kısası yabancı, geçmiş. O eskiyor unutmak korkusunun benliğimi tir tir titrettiği, ona karşı hissizleştiğim geçmiş, tek yaşam sebebim, dünyadaki tek varlığım eskiyor. Onsuz et yığınından farksız bir bedenden ibaret olduğum, ruhumu milim milim onunla dokuduğum geçmişim. İşte o eskiyor.

Ölüm….

Asla yabancı ölüm asla eskimiyor işte, eskimek bilmiyor. Eskimiş unutulmuş bir fotoğraf karesi gibi sanılan ölüm, yitip giden hayaller kadar uzaklaşmış gibi görünen ölüm. İnsanların gözlerinden akan geç kalmışlık sendromuyla, yetişecekleri hiç bir yerin onun kadar önemli olmadığını unuttukları ölüm. İşte o hiç eskimek bilmiyor,  ölüm zamanı hiç eskimiyor.


“Bazı hasretler ancak ölümle sona erer.”

Ölüm yabancı, ölüm ölmedi…

https://huzursuzkarga.blogspot.com/

Avatar

Latest posts by Karga (see all)

Article Categories:
Psikoloji

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.