Kayıt Ol
Şub 16, 2016
986 Views
0 0

Yaşayamamak

Written by

Uyandı.Uyandığı günün adını bile bilmiyordu. Hem ne önemi vardı ki hangi gün olduğunun? Bütün günler birbirine benziyordu. Her gün bir önceki günün tekrarı gibiydi hayatında. Yataktan kalkması 1-2 saatini aldı. Kalkmaya üşeniyordu. Dün ne yapmıştı da şimdi yorgundu. Hatırlayamıyordu. Yine hiçbir şey yapmamış olacaktı. Tuvaleti vardı, sıkışmıştı. Yataktan kalkıp ayak yoluna gitmesi gerekiyordu. İyiki de yatağı duvara dayalıydı. Ayağını duvara dayayıp kendini iterek yere düşmesini sağladı. Yataktan düşerken başının yanındaki sandalyeye kafası çarptı. Başı ağrıdı biraz. Ama yataktan kalkmıştı sonuçta. Dün gece o kadar içmeseydi şimdi ayak yoluna gitmesi gerekmezdi. Her şeyi geç farkediyordu. İşini hallettikten sonra elini yüzünü yıkadı. Hemen su ısıtıp bir kahve yaptı. Bir yandan da çayı koydu. Kahveyle birlikte paketinde kalan son 2 dalı içti. Bugün evden çıkmak istemiyordu. Çayın hazır olmasına 5 dakika vardı. Kahvaltı hazırlamaya başlayacakken kafasına dank etti sigarasının bittiği. Ve çayın altını kapatıp, utana sıkıla dışarı çıktı. Önce 2 gündür gittiği markete gitti. Kasada kuyruk vardı. Hiç sevmezdi kuyrukları, kalabalığı. El mahkum bekleyecekti. Hem zamanda geçmiş olurdu. Zamanın geçiyor olmasının iyi ve kötü yanı vardı. En değerli şeyi, zamanı geçiyordu. Ancak onda zamandan bol ne vardı? Sanki yapacak daha önemli bir işi mi vardı? Yoktu. Zamanının geçmesi iyi miydi kötü müydü karar veremedi? Bunu tartışırken kafasının içinden kendisiyle sıra ona gelmişti. Tam bir paket muratti rosso diyecekti ki, kasiyer muratti mi dedi ve paketi uzattı. Lanet olsun dedi artık ne içtiğimi biliyorlar. Bir daha buraya uğrayamayacaktı. İki dakika çenesini tutamadı diye kasiyer artık daha uzak ve yolunun ters tarafında kalan markete gitmek zorundaydı.
Yeni paketinden hemen bir sigara çıkardı ve yaktı. Midesi boştu. Kahvaltı yapmamıştı. Ancak hem iştahı hem de keyfi kaçmıştı. Artık istese de kahvaltı yapamazdı. Ya otobüs ya minübüs bekleyecekti ya da yürüyecekti. Beklemeyi sevmediğinden yürümeyi tercih etti. Ara ara önüne insanlar çıkıyordu. En sevmediği şeydi bu. Çünkü onları geçmek için hızlı yürümesi gerekirdi. Ama hızlı yürümek istemiyordu. Yolda iki sigara daha içti. Tramvay durağına vardığında tramvayı kaçırdığını gördü. Turnikeden geçmeden bir sigara daha içti. Sigarası bitince geldi tramvay. Bindi, sebepsizce. Amaçsızca yol alıyordu. Gülhanede indi. Aslında orada bir işi yoktu. Sadece tramvaydaki diğer insanlara farkettirmemeye çalışıyordu amaçsızlığını. Gülhane parkında biraz mola verdi. Oturdu. Biraz düşünerek sigara içti. Bugün haftaiçi olmalıydı onu farketti.
Hava durumunu yine tutturamamıştı. Soğuk olur diye kalın giyinmişti ancak hava günlük güneşlik idi. Çok sıcaktı. Sıcaktan bıktı. Bunaldı. Tekrar tramvaya doğru yürümeye başladı. Geldiği tarafa doğru bindi. İnsanlar vardı. Ne çok kalabalıktı tramvay ne de boş. Azımsanmayacak bir kitle vardı. Rahatsız oldu. Evinin olduğu durakta inemezdi artık. Yoksa insanlar ne derdi arkasından? Neler neler derlerdi? O kadar lafı kaldıramazdı ruhu. Kendisi duymasa da illaki hissederdi. İçi sıkılırdı sonra. Evinden 2 durak sonrasında indi. Evine doğru gölgelik alanlardan yürümeye başladı. Bir sigara daha yaktı. Paketinde son 5 dal kalmıştı. Daha paketi alalı 2 saat bile olmamıştı. Ne kadarda hızlı bitiyordu şu sigara. Bir büfede yine kuyruğa girdi. Kafasında bu sefer çok daha saçma bir konuyu tartışıyordu. Bu anlamsız tartışmaları neden yapıyordu ki? Sanki bir taraf haklı mı çıkacaktı? Hiç. Boşuna beynini yoruyordu. Belki de istediği buydu. Kendisinden üç sıra öndeki kızı sadece arkasından görmüştü. Ama burnuna gelen bu kokuyu tanıyordu. Bu onun kokusuydu. Yıllar önce kaybettiği sevdiği kadın. Kadını izledi sıra kendisine gelene kadar. Hala görüş alanındaydı. Sigarasını alınca düştü peşine. Topkapıda bir bankta oturdu kız. Sanki birini bekliyormuş gibi, ama kimseyi beklemediğini biliyordu. Çünkü aynı şeyi kendisi de yapıyordu. Onun bakış alanında olmayan bir banka oturdu ve biraz izledi. Yüzünü hafifçe dönünce kız yan tarafa doğru artık onun O olduğundan emin oldu. Yanına gitsem mi acaba diye bir düşünce yiyordu beynini. Dayanamadı kalktı ve kendi yoluna doğru geri gitti. Arkasından onu gördü kız ve tanıdı. İkisi de aynı düşüncedeydi şimdi. “Demek ki o da benim gibi.” İkisi de pişman. İkisi de üzgün. Ama biliyorlardı ki mutluluk diye bir şey yoktu bu hayatta. En iyisi sadece bir düş, bir hayal veya belki de bir hatıra olarak düşünüp hayatlarına kaldıkları yerden devam etmek gerekti. Tabi devam edilecek bir hayatları varsa.
Sigara içerek bilmediği sokaklarda yürümeye başladı. Eve gidesi de kaçmıştı artık. Bu hayatta öğrendiği iki şey vardı birincisi sigara içmek, ikincisi ise yürümek. O da sadece bu bildikleriyle sadece becerebildiği bu iki şeyi yaparak yaşıyordu. Kimse ona nasıl yaşaması gerektiğini öğretmemişti. Yaşamayı öğrenmemişti de zaten. Doğduğundan beri çok iyi bildiği ama öğrenmediği bir şeydi, yaşamak. Şimdiyse unutmasına ramak kalmış bir şey olmuştu, yaşamak.,
Yaşamak ya da yaşayamamak. Unutmak ya da unutamamak. Ölmek ya da ölememek.

tarantino

Hayata bir türlü tutunamadık. Hep ince çizgilerle kaybettik. Belki de hiç kazanamadık. Ama çok sevdik. Sevilmeyi az da olsa tattık. Ancak hiçbir zaman sevdiğimiz kadar sevilmedik.
Avatar

Latest posts by tarantino (see all)

Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.