Kayıt Ol
Eyl 29, 2015
1246 Views
0 0

Zamanda Hapsolmak

Written by

Zamanda hapsolmak. Sahi nedir zamanda hapsolmak? Ya da neydi zamanda hapsolmak? Bir insan nasıl zamanda hapis olabilirdi? Böyle bir şey mümkün müydü? Mümkün olabilirdi, çünkü o olmuştu. Zamanda hapsolmuştu. Yıllarını sigara içerek geçirmişti. Ancak hayatı ve kendisi hiç değişmemişti. Zamanda adeta hapsolmuştu. Yüzü hiç değişmemişti. Kıyafetleri bile hala aynıydı. Sigara içişi, sigarasının markası bile değişmemişti. Sigarasının fiyatı değişmişti sadece. Ancak cebindeki parada aynı oranda artmıştı. Cebine girmesi gereken fazla para sigaraya gelen zama gidiyordu. Hala her ay aldığı paranın aynı yüzdesi sigaraya gidiyordu. O halde buna değişiklik denebilir miydi? Denemezdi. Hala her şey aynıydı. Çünkü zamanda hapsolmuştu. Yıllar geçmişti aradan. Tam 8 yıl geçmiş olması gerekiyordu ama o hala 8 yıl önceki küçük bir çocuktu. Hayata karşı dimdik durmaya çalışan o küçük çocuktu. Zorluklarla mücadele etmeye başladığı 14 yaşındaki çocuktu hala. Yürüyüşü dahi değişmemişti. Düşünceleri, fikirleri, dertleri hala aynıydı. Zamanda hapsolmuştu. Mutluluğu, sahi mutluluğu nerdeydi? Kahretsin o zamanlarda da mutluluğu yoktu ki. Ve hala mutlu olamıyordu. Mutlu olabilmek için ne yapması gerekiyordu? Ne yapmak lazımdı mutlu olabilmek için? Bilmiyordu hala. Zamanda hapsolmuştu. Ne geriye gidip her şeyi düzeltebiliyordu, ne de ileriye gidip değişiklik katabiliyordu hayatına. Çünkü zamanda hapsolmuştu. Kocaman bir boşluktaydı. Çıkış yolunu bir türlü bulamıyordu. Kahretsin…

Dile kolay koskoca 8 yıl geçmişti. Hiç mi bir şey değişmezdi? Değişmemişti. “Neden sigara içiyorsun?” sorusuna aşina olmuştu ve artık cevap vermeye bile tenezzül etmiyordu. Sigara içen bir insana sorulacak en saçma sorudur; neden sigara içtiği. “Sanane lan.” demek istiyordu. Hatta ağırı, daha argosunu söylememek için kendini zor tutuyordu hep. Artık cevaplamıyordu. Ama ölmek için içiyordu sigarayı. Akıllı insan işi değildir sigara içmek. O da pek zeki sayılmazdı. Hatta gerizekalının önde gideniydi. Beyinsizin bayrak taşıyanı işte tam oydu.

“İçme oğlum artık şu sigarayı. Ya da bu kadar çok içme, bak kanser olacaksın.” dedi aniden parkta yanında oturan hiç tanımadığı amca. “Ne güzel.” dedi ve sırıttı. Umursamaz, ahlaksız, haysiyetsiz olmuştu sonunda. “Nerde bizde o şans amca, kanser olup bu kadar kolay ölemem ben.” dedi. Sırıtıyordu çünkü yıllardır gülemiyordu ancak sırıtabiliyor ve oldukça nadir tebessüm edebiliyordu. En uzun tebessüm etme zamanı 3 saniyeydi. Bu bir rekordu onun için. Amca biraz sinirlenmişti gencin bu tavrı karşısında. Ve sinirli bir şekilde; “Ne yaşamış olabilsin ki sen? Daha kaç yaşındasın ulan! Ne gördün ki daha?” dedi. Genç istifini biraz daha kabalaştırdı. Saygıya hürmetmiş “peh”. Onun için önemli bir kavram değildi artık. Genç ayak ayak üstüne atıp, sigarasında bir nefes daha çekti. Çok uzun bir nefes çekti ve; “Ben zamanda hapsoldum amca. Bu hayatta benim gördüklerimi bir başkası görse çoktan çıldırırdı. Ee tabi bende çıldırdım. Bakma sakin durduğuma tımarhanedeki bütün delilerden daha tehlikeliyim. Sadece bir sorum var amca, sence ben kaç yaşındayım?” dedi. Bunları söylerken gencin ağzından kelimelerle birlikte sigara dumanları dışarıya doğru adeta bir bacadan çıkan dumanlar gibi etrafa yayılıyordu. Amca biraz tedirgin oldu. Biraz ürkerek, biraz da merak içerisinde gencin sorusuna cevap verdi. “17” dedi. Genç biraz korkunç, ve oldukça çirkin sırıtışını yaparak; “22 yaşındayım ben amca.” dedi ve ekledi. “Genç göstermek ayrıdır, zamana hapsolmak ayrı. Ben genç ya da yaşlı göstermiyorum. Belki çok da bir şey yaşamadım, bilemem. Belki daha bütün acıları görmedim ama ben bu yaşıma kadar ne mutluluğu görebildim ne de birinin bana güvenebildiğini. Belki hiç doğmam gerekiyordu. Boşa laf kalabalığı yapma amca, ben bu dünyanın belki de en acınası yaratığıyım. Ben… Sahi ben neyim? Ben kimim amca? Neden varım ben? Neden burdayım? Neden yaşıyorum?” gözlerinden yaşlar gelmeye başladı. Yolun karşısında oturan bir çifte baktı. Bir sigara daha yaktı ve devam etti.
-Amca bak görüyor musun şu çiftleri?
-Evet, görüyorum.
-İşte biz hep burada otururduk, otururduk dememe de bakmayın amca, aslında ben ve onun hayali. Ama bak şimdi tek başıma buradayım. Sen geldin ve hiç tanımadığım birine -yani sana- derdimi anlatıyorum. Hayali bile terketti beni. Ama önemli değil bu benim için. Ben bu durumu atlatalı 7 yıl oldu amca. Her gün burada otururum artık tek başıma. Yapacak başka bir şey bilmem, burada oturup sigara içmekten başka. 7 yıldır, 1 yılda 365 günden 2555 gündür tek yaptığım şey bu. Ne de çok gün geçmiş, bak daha yeni farkettim. Ben her gün aynı günü yaşıyorum amca. Zamanda hapsoldum. Farklı bir şey yapmaya kalksam dünyanın bütün düzeni sarsılır. Benimde bu dünyadaki görevim bu. Nereden mi biliyorum amcacığım. Onu da cevaplayayım çünkü denedim. Her şeyi denedim. Ancak sonuç hep aynı; acı ve yalnızlık. Kafamı kaldıramıyorum artık, bakamıyorum önüme, sağıma, soluma…
Duraksadı. Ağlayacaktı neredeyse. Eğer ağlayabilseydi her şey değişebilirdi. Paketinde son 2 dalı kalmıştı. Sigarası bitiyordu. Böyle durumlar için hep önceden yeni paketi almış olurdu. Ceplerini kontrol etti. Yoktu. Kahretsin almayı unutmuştu. Çünkü planının dışında bölünmüştü sigaralar dakikaya.
-Amca sigaran var mı?
-Var evladım.
Amca meraklar içerisindeydi, hikayenin sonunu merak ediyordu. Cebinden paketini çıkardı ve gence uzattı.
-Sağol amca.
Diyerek aldı paketten bir dal sigara. Ve yaktı. Bir iki nefes çekince sigaradan, sanki hikayeye devam edecekmiş gibi, anlatma pozisyonunu aldı. Amcaya döndü ve;
-Sen niye sigara içiyorsun?
diye sordu. Amca şaşırdı. Şok oldu. Böyle bir şey beklemiyordu. Ne söyleyeceğini bilemedi. Kafasını önüne eğdi. Gencin kendisinden daha bilge bir insan olduğunu anladı. Genç amcanın duraksamasına aldırmadan devam etti.
-Amca başkasına akıl vermeden önce kendine bir bak. Dış görünüşüme veya yaşıma, hal ve hareketlerime göre beni yargılamadan önce kendini bir sorgula. Ben 7 yıldır kendimi arıyorum. Belki daha bir sonuca varamadım ancak en azından bir şeylerin peşindeyim. Peki ya sen bayım sen neyin peşindesin?
Amca boynu bükük bir şekilde gencin yanından kalktı ve gitti.

Nerede kalmıştım dedi genç, kendi kendine. Zamanda hapsolmak. Evet sahi neydi zamanda hapsolmak? Böyle bir şey mümkün müydü? Bir insan zamanda hapis olabilir miydi? Olabilirdi, çünkü o olmuştu. Zamanda hapsolmuştu.

Sigarası bitiyordu. Yeni paket alması gerekiyordu. Oturduğu yerden kalkmadan tekrarladı. Yıllarca tekrarladığı cümleyi; “Ne yapayım bende böyleyim işte. Bir türlü ölemiyorum a……m.”. Kalktı yolun karşısındaki büfeden sigara almak için. Karşıdan karşıya geçerken aniden bir ses duydu. Yıllardır duymadığı, çok aşina olduğu bir ses, adını söyledi. Yıllarca kendi adını bu sesle duymamıştı. Çok mutlu oldu. Yolun ortasında, hayatında ilk defa güldüğü anda, gülerek arkasını döndü. Ve bir anda çok mutlu oldu. Hayatında ilk defa mutlu olmuştu. Artık ölse de gam yemezdi, diyecekken tam o anda dikkatsizce gelen bir taksinin altında can verdi. Buna kesinlikle değmişti. Hayatında ilk defa mutlu olmuştu ve mutlu ölmüştü. Buna kesinlikle değerdi…

(Zamandaki hapsi bitmişti nihayetinde.)

tarantino

Hayata bir türlü tutunamadık. Hep ince çizgilerle kaybettik. Belki de hiç kazanamadık. Ama çok sevdik. Sevilmeyi az da olsa tattık. Ancak hiçbir zaman sevdiğimiz kadar sevilmedik.
Avatar

Latest posts by tarantino (see all)

Article Categories:
Deneme · Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.