Zili çalanlara kapıyı açmadan “İyiyim.” derdi Emin. Komşular alışmıştı onun bu haline; ama hala o karısının yokluğuna alışamamıştı. Uzun zamandır kapısını çalmadıkları komşularının, yılbaşı günü kırıverdiler çığlıklar arasında. Pencereden mahalleye yayılan yanık kokusu, Emin’in kapısının önünü eskiden olduğu ibi tekrardan kalabalıklaştırmıştı.
Emin, karısıyla evin her köşesini özenle döşemişlerdi. Artık hayatlarının geri kalanını bu evde geçirecek olmalarından çok mutluydular. Yıllarca özlemle beklenen; kitapları deniz manzaralı bir evin penceresine karşı okuma hayalleri gerçeğe dönüşmüştü. Karısı evin ufak tefek işleriyle uğraşırken, Emin çoktan birkaç kısa hikaye okumuştu bile. Kahvesinden bir yudum olup kitabına devam ettiği sırada, gözü yerde açılmamış şekilde duran ufak bir koliye takıldı. Biraz daha içinde dursa havasızlıktan ölecek olan şeyi özgürlüğüne kavuşturdu. Hemen pencerenin altındaki masanın güneş alan kısmına yerleştirdi onu. Karısının “Buraya da mı getirdin onu?” sözlerine aldırış etmedi Emin. Sevdiği her şey yanındaydı. Karısı, deniz manzarasına karşı okuyacağı kitapları ve küstüm otu… Emin, ona uzun süre dokunacağını sanmıyordu. Emin’in her canı sıkıldığında yapraklarına dokunarak onların kapanışıyla büzüşen çiçek, uzun bir süre rahat olacaktı.
Arada bir gelip nasıl olduklarını soracak çocuklarının olmayışı Emin’i çok üzüyordu. Karısıyla birlikte evlendiklerinden beri kendi kanlarından olacak çocuğun özlemini duydular devamlı. Yapılacak ameliyat için gereken para, karşılayabileceklerinden çok fazlaydı. Ne olursa olsun, karısının bu ameliyatı olmasını sağlamak istiyordu Emin. Her yıl yaptığı gibi bir piyango bileti almıştı. Bu, yeni evlerinde yeni bir şans demekti. Belki de her şey bu kadar iyiye giderken, eksik olan tek şey ikramiye kazanan bir piyango biletiydi. Ancak ne kadar umutsuz olsa da, karısı yine de Emin’i üzmemek için takip ediyordu çekilişleri. Bir ay sonra kazanacakları paranın hayaliyle girdi Emin elindeki piyango biletiyle.
Karısı, pencere camının önündeki sandalyede oturuyordu. Masanın üzerinde bir kitap ve yarısına kadar içilmiş kahve kupası duruyordu. Emin, elindeki poşetleri mutfağa götürürken masanın üzerindeki çiçeğin kapanmış olduğunu fark etti. Salona geri döndüğünde karısının sandalyenin üzerinde hareketsiz duran bedeniyle karşılaştı. Birkaç defa ona seslenip, uyandırmaya çalıştı. Başaramadı. Taşındıkları son evde yakalandı ölüme. Karısının kalbi bir anda durmuştu. Onu bir süre uzaktan izledikten sonra, karısının elini kalbinin üzerinden sandalyenin koluna koydu. Kadın, kocasını aramak için telefona bile uzanamamıştı. Çiçek tekrardan yavaş yavaş açılırken, Emin tekrardan dokunarak, çiçeğin açılmasına engel oldu.
Karısı öldükten sonra kapısını bir daha açmamak üzere kilitledi Emin. Pencereden onu hatırlatan her şeyi aşağıya atıyordu. Küçük koltuklar, televizyon, elbiseler… hepsi teker teker mahalleye saçılıyordu. Günün her saatini karısının öldüğü sandalyede geçirdi. Bir sabah, yarısına kadar içtiği kahve bardağını aşağıya fırlattı. Tüm hayatını, karşısındaki pencereden diğer insanlara dağıtıyor gibiydi. Emin, kendini başkalarına iyice açmıştı. Nasıl olduğunu sormaya gelen komşularına iyi olduğu söyleyip kovalıyordu hepsini her defasında. Yine de içlerinde konuştuğu birisi vardı. Apartmanın altındaki bakkalın sahibi, Emin’in konuştuğunu bilen tek kişiydi. Daha sonraları deftere yazdıklarını silip para da almamaya başladı. Emin bu durumu pek kullanmadı. Pencereden sarkıttığı sepetle, her akşam ekmek, kahve ve bardak almaya devam etti.
Karısıyla evlendiğinden beri ilk yalnız yılbaşını geçiriyordu Emin. İçinde oturduğu ev kadar boş ve anlamsızdı hayatı. Başını pencereye doğru çevirdiğinde çiçeğin tekrar kendini topladığını fark ettiğinde aşağından gelen ses, Emin’i gerçek hayata döndürmüştü. Sepetin içinde her zamanki gibi ekmek, kahve ver bardak vardı. Ardından küçük bir kutu daha olduğunu gördü. Kutuyu açtı. Eski bir radyo vardı. Bilet hakkında konuşmuştu Emin. İkramiye çıkarsa, bakkalı biraz daha büyüteceğine dair verdiği sözü hatırlayıp gülümsedi. Belli ki ikramiyenin çıkacağına inanılmıştı. Radyoyu masanın üzerine koydu, açtı. Çızırtıların ardından gelen kadın sesi, çekilişin başladığını haber veriyordu. Elindeki bilete bakarken bir yandan da kadının söylediği numaraları not alıyordu.
Tüm numaralar çıktığında zengin olmuştu Emin. Karısının ameliyatı için gerekli olan paraya artık sahipti ama o bekleyememişti. Söz vermişti ameliyatı yaptırmak için gerekli parayı bulmaya… Parayı buldu, sözünü tutamadı. Hiçbir anlam ifade etmeyen sayılara tekrar baktı Emin. Bileti masanın üzerine koyarak odadan çıktı. Geri geldiğinde içeriden aldığı benzin ve çakmakla odaya girmişti. Benzini kendi üzerine döktü, kahveyi yarılayıp pencereden aşağıya attı. Bileti tutuşturdu ve çiçeğe bakıp ona dokundu. Kendi de karısının öldüğü sandalyede ölecekti. Bir an yanan bilete bakınca aklına bakkal geldi. Onun dükkanını büyütmeye söz vermişti. Fakat bu tutamadığı ilk söz değildi.