Sayın Başkanım,
Sizinle en son 2004 Yaz’ının İzmir Fuarı’nda sohbet etmiştik. Bu karşılaşma, daha 17’sinde bir belediye başkanı ile tanışan, İZFAŞ çalışanı bir genç için hatıra sayılabilecek bir görüşmeydi, fakat elbette sizin için sözü dahi edilmemesi doğal olan, gündelik bir görevdi. Aradan geçen zorlu 13 Yıl beni Norveçli bir Türk yazara, sizi ise İzmir’deki her siyasi ve kültürel görüşten kişinin babası haline getirdi. İşte bu yüzden, şehrimizin sarsıldığı bu acı gün, beni tekrar kapınızı çalmaya zorladı.
Sosyal medyayı yakından izleyip, halkın seslenişini dikkatle takip ettiğinizi biliyorum. Fakat yine de, sadece tarihe not düşebilmek adına, 5 Ocak 2017 Akşamı İzmirli binlerce vatandaşın andığı ifadelerin bazılarını aşağıda listelemek isterim:
#İzmirBoyunEğmez
#KORKMUYORUZ
#Başaramayacaksınız
TürkDevleti DizÇökmez
Tahmin edersiniz ki, bu sözler gelir geçer hamasi duygularla ifade edilmiş seslenişlerden ziyade, milletin yıllardan bu yana bağrında taşıdığı özgürlük inancı ve zorbalıkla mücadele azminin dışavurumudur. Referans aldığım bu küçük toplum nabzı araştırmasında, bir başka ayrıntı da dikkatinizi çekecektir. “Terörü Lanetliyoruz” çığlığı, adliye saldırısıyla birlikte toplum nezdinde eskisi gibi rağbet görmemektedir. Zira, geçmiş saldırılarda insanlar duygu ve düşüncelerini çoğunlukla terörü lanetleyerek sergiliyorlardı, fakat kamuoyu terörü lanetlemenin bir fayda sağlamadığının farkına vardı ve önümüzdeki günlerde yeni çözüm arayışları içerisinde olacaktır.

Toplum refleksindeki bu önemli değişiklik, devleti oluşturan kurumların tamamı tarafından dikkate alınmalı ve daha etkili çözümler için gerekli adımlar ivedilikle atılmalıdır. Öyleyse, yapılması gerekenlerin başında hücre evlerinin kurutulması gelmektedir. Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, bu tür bir karar için gerekli yetkinin elinizde olmadığının elbette farkındayım, ama elinizin altındaki çok daha etkili bir yetkiye işaret etmek isterim. O da, halkın demokratik gücüdür. Kısacası, önümüzdeki günlerde kurmaylarınızla birlikte İzmir’de düzenlemeyi planlayabileceğiniz bir terör mitinginde, terörü lanetlemek yerine, siyasi iradeyi hücre evlerini kurutmaya yöneltecek mesajları önplana çıkarmanızı sizden rica ediyorum. Zira, millet itfaiye müdüründen valisine, belediye başkanından İZSU yetkilisine kadar devleti oluşturan her türlü kurumun başındaki sorumlulardan tek bir şey talep etmektedir: Teröre acil bir çare bulmak…
Mektubumu sonlandırmadan önce, 15 Temmuz’dan sonraki günlerde Oslo’da dikkatimi çeken bir olaydan bahsetmek isterim. Darbe girişiminin nasıl durdurulduğunu izleyen farklı milletlerden (Norveçli, İtalyan, Boşnak, Pakistanlı, …) arkadaşlarımız, sanki ağız birliği etmişçesine bizlere bir söz söylediler.
“Aşırı sağcı katil Breivik, Utøya Adası’nda tek başına yüze yakın genci katletti ama koskoca Norveç Devleti, tüm gün boyunca tek bir caniyle baş edemedi. Sizin ise, üzerinize tanklarla ve jet uçaklarıyla saldırdılar, ama halk daha güneş doğmadan karanlığı boğdu.”
Üzerimize çöreklenen terörün tek gayesi işte bu anlamlı sözleri haksız çıkarmaktır ve İzmir, siyasi iradeyi halkın gür sesiyle birlikte çözüme davet edecek çağrınızı beklemektedir.
Saygılarımla,
Sercan Leylek / OSLO