Behçet Necatigil. Şiirimizin gizli öznesi. Anlaşılamayan öğretmen. Gizli özneleşmesi, Edebiyat öğretmeni olmasından değil, popüler kültüre ayak uyduramamasından ileri gelir, daha önce incelediğimiz Cahit Sıtkı gibi. Sonra inceleyeceğimiz Dağlarca gibi. Öz. Uzadıkça kısaldı, deyim anlamında olmayarak.
Sayısız, düzensiz. Şiirlerini “bir şey çıkmamış biletlerin kenarına yazması” bundan. Bazen üçler dizelerini, bazen dörtler. Beş, en sevdiğiyken, ikiyle altının yüzüne bakmaz. Kendisine yakıştırmasını bilir bu düzensizliği.
Öğretmen. Daha doğrusu, Cumhuriyet öğretmeni. Rüştü Onur’u eğitti, Muzaffer Tayyip Uslu’yu da. Ve daha birçokları filmlere konu olmadığı için bilinmemekte. Çünkü öğrencilerine sadece şiir yazmasını değil, kendisi gibi gizli özne olarak kalmasını da öğretti. Neden mi? Bırakalım Selim İleri‘yle yaptığı röportajda belirttiği gibi kendisi açıklasın, “Tencere kapalı kaynarsa, hem yakıttan tasarruf edilir, hem de pişen yemek daha lezzetli olur.”
Düzensizliğiyle öğretmenliği birbirini takip eder. Düzensizlik içinde öğretir, öğreteceği çok şeyi olduğu için düzensizleşir. Düzensizliğiyle öğretmenliği, Ceyhun’la Seyhan misali birleşir. Ortada da, verimli bir Maveraünnehir gibi, Behçet Necatigil kalır. “Ne kalır, ne kalır?” Dünya kadar eski iki nehrin ötesi kalır.
Necatigil, şairin hayatını bölümlere ayırmaya çalışır. Burçlar üzerinden yapar bunu. Deneği, kendisidir, “Bence her şair, şiir hayatı boyunca, üç burçtan: Gurbet, hasret ve hikmet burçlarından geçiyor. İlki gurbet burcudur; şair önce bir süre bir gurbeti yaşar. Sanki Robinson gibi, ıssız bir adaya düşmüştür.” Devam eder, “Beğenisi sağlam temellere oturmamıştır. Beğendikleri, iyi şairler de olabilir, kötü şairler de. Gününün ustalarına rastlamışsa, bu onun için bir şanstır. Onlar gibi yazar; onlardan farksız da, onlardan iyi de yazabilir.“(Nayır ve Bolat, 18)
Nedir onun gurbet dönemi? Kuşkusuz 1945’te çıkardığı Kapalı Çarşı dönemidir.
“Kendi yastıklarına gölge salmasın
Çocuklarının öpüşleri onlara anlat
Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar
Ruhların içindeki müzikle karşılıklı
Kapalı çarşı içinde bir sigara
Bir keman kılıfı senin saçlarına sürünen yağ
Onlara anlat kadınların gözlerinin içinden geçer
Kapalı çarşı ve kapalı çarşıyı götüren saat
Bir inci gerdanlık dumanları içinde kapkara
Anlamağa başladığı ağır ve çekilmez kelimeler içinde dağ
Senin resmin ince gerdanlığın siyah parlaklığı içinde ışıklı
Işıklı ışıksız yandan ve önden ışıksız arkadan ve içten ışıklı
Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı
Tüyler içinde gelen yeni dünya
Bir sandalye kadar hür olduğu gün
Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat”
Kendisi değil burada. Yine öğretmenliği var, yine düzensizliği var evet ama uzayıp kısalmışlığı yok daha. Çok olmamış şiir macerasına başlayalı. Yeni yeni büyütüyor şiirini, kumaşını yeni yeni işliyor. Batıda aslında ama Doğuda gibi davranıyor. Öyle ki, “bir sandalye kadar hür” olmaktan bahsedip, özgür ve noktalamasız bir şiirin içinde, Doğu asıllı söylemleri barındırıyor. Bu zıtlık neden peki? Gurbettedir çünkü burada. Ama kimin gurbetindedir? Maneviyatçı bir şairin gurbetindedir. Kimin gurbetindedir? Gözlemci ve İstanbullu bir şairin gurbetindedir. “Kimin” gurbetindedir? Bunu yalnız Necatigil bilebilir. Bu şiirden hareketle bizim bildiğimiz tek şeyse bu gurbetin güzel bir gurbet olduğu gerçeğidir.
İyice büyür şair ve “Sonra sıra ikinci döneme, hasret burcuna gelir. Şair, kendi şiirini özlüyor, gurbetlerde oyalanmanın zaman kaybından başka bir şey olmadığını gördü. Yazıklarında ne kadar kendisi, ne oranda başkaları olduğunu gördü. Kendine özlemiyle dolmuştur. Yoğunlaşır, belirginleşir bu özlem. Şimdi şikayetleri, tedirginlikleri kişisel biçimlere girer, kendi bakış açısını, kendi yazış biçimini bu süreçte bulur.“(18) Necatigil’in hasret döneminin en iyi örneği, 1956’da yayımladığı Eski Toprak kitabıyla gelen, Sevgilerde şiiridir.
“Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.”(Behramoğlu, 421)
Kendini bulmuştur burada. Noktalamaları yerine gelmiştir, eskisi kadar düzensiz değildir. Eskisi kadar uzun da değildir, kısalmıştır. İdeal bir kısalma ama, ne bir sözcük eksik, ne bir sözcük fazla. Sadeliği, hat safhadadır. Şiiri, büyümüştür. Kendisini dini maneviyattan sıyırmış, dünyevi bir maneviyatın içine girmiştir. Yarım kalmış sevgilerinden, yepyeni bir sevgi çıkarmıştır. Sevgilerdedir artık, üçüncü burcuna varana kadar.
“O zaman hikmet burcuna girer. Hikmet çapraşıktır ve çok az değişir. Geçmişin büyük şairlerini o zaman anlar. Niçin her biri bir yerde kötümser olmuş, dışımızdaki zamanın içimizdeki vakti nasıl çabuk tükettiğini algılamanın acısıyla niçin her biri Yunus’laşmış, Hayyam’laşmış, Galip’leşmiştir.” Şiiri de değişir, “Şikayetlerin, isyanın şiiri, zamanla yerini, kabulün, benimsemenin, vazgeçişin şiirine bırakır.“(Nayır ve Bolat, 19)
Nerededir Necatigil’in hikmeti? Zebra kitabında, 1976’dadır.
“Ol hayat ehline hayranım sessiz
Döşerler
Çok az kimse geçtiği kaldırımı
Sonra onca emeği sayarak hiçe
Toplar taşlarını bir karanlık gece
Yorgun yola çıplak
Düşerler.“(428)
Tam tarif ettiği gibi. Şikayet yok, isyan yok. Kabullenmişlik var. Benimseme var, vazgeçiş var. Geleni, geldiği gibi karşılamak var, o gelen ölüm olsa bile. Sevgiler yarına bırakılmış, belli. Çünkü şikayetin, isyanın olmadığı yerde, sevgi de olmaz. Olmasın. Necatigil de sevgisiz bir şairdir hikmet burcundayken, ne var? Zaten, kim sevgisizleşmemiştir ki, hikmetlendikçe?
Şiirlere adanmış bir hayat, kahpe bir tümörün etkisinde biter. Üç burçluk bu amansız serüveninin zihin izleri ise, dizelerinde kalır. Ardında, iki koca sözlük kalır. On beş şiir kitabı ve sayısız şair kalır. İçinde yine gizli özne olmasına rağmen genç edebiyatçılara yön veren bir Kelebeğin Rüyası kalır. Onu en iyi anlatan şiiri yazan Cemal Süreya kalır.
“-Nereye mi yazardı dizelerini
Bir şey çıkmamış biletlerin kenarına yazardı.“(Süreya, 191)
Son olarak da şairin kenarda köşede kalmış muazzam bir kuplesi kalır. Edebiyatımızdaki iki nehrin ötesi kalır.
“İnsanlara, tezgahlara, kağıtlara kolaydı
Biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı”
Kaynakça
Nayır, Yaşar Nabi, Bolat, Salih. Şiir Sanatı. İstanbul: Varlık Yayınları. 2003
Behramoğlu, Ataol. Büyük Türk Şiiri Antolojisi. İstanbul: Sosyal Yayınlar. 1993
Süreya, Cemal. Sevda Sözleri. İstanbul: YKY, 2002.



