Aziz günlük,
Gecenin bu tenha vakt-i şeriflerinde, herkesin gaflete düştüğü ve dünyevi uğraşlar içerisinde kaybolduğu, nefsanî arzu ve hevesleri dehlizlerinde geçirdikleri günün ardından kuş tüyü yataklarında gaflet uykularına daldığı şu vakitlerde ben seninle günün muhasebe ve kritiğini yapmak için buradayım…
Ey günlük, beni kimse anlamıyor. İnsanlık, gaflet, dalalet, hıyanet, cehalet, sefalet içerisinde yüzerken benim kıymetli, nadide, değerli, eşsiz dimağımdan çıkan fikir ve görüşlerden tabi ki istifade edemezler… Latif bedenî vücudum tüm bunlardan uzak ilahî, ruhanî, saffânî ve devrani âlemlerde seyrü sefa içün kaim eyler durur…
Gece mahalledeki birkaç gafil, zındık kişilerin pervasız tutum ve davranışları neticesinde istirahat vaktimi hunharca katletmiş oldular. Uykusuz halde düştüğüm ilim yollarında bu aciz insanların benim engin tecrübelerimden istifade etmelerini ne çok istiyorum, azıcık dahi olsa bana benzemeye çalışsalar tüm yaşantıları değişecek ama bilmiyorlar işte…
Sûfiyane yaşantım beni gaflete, kibre, riyaya düşmekten alıkoyuyor, okula giderken otobüsün kalabalık olması dolayısıyla oturacak yer şöyle dursun ayakta dahi zor duruyordum. Karşı cins olan nisaya değmemek için epey bir mücadele ettim. Allah korusun, abdestim tehlikeye falan girseydi ben nice olurdum… Şükür abdesti sakatlamadan okula ulaşmıştım… Bir ara hatunun biri inmişti, bazı din kardeşlerim benim oraya oturmam içün telkin va’z etmişlerdi fakat ben hemen hiddetle karşı çıktım. Bir hatunun kalktığı yere ben, asla oturamazdım. Maazallah takvama zarar verebilirdi. Üstelik bu fiil, basuruma iyi gelmiyordu açıkçası. Hemen oradaki bacılardan birinin oturmasını reca ettim. Tüm bunlar vuku bulurken nefsimi kontrol ettim, gurur ve kibre kapıldı mı diye fakat riya yoktu zaten olamazdı, benim kalbim temizdi. Benim gibi mümtaz bir şahsiyette kibir ve riya ne arardı. Besmelesiz adım atmayan ben, böyle küçük nefsî oyunlara gelir miydim, HAYIR!
Okula vardık, sınıfa doğru yürürken bilhassa bayanların gittiği yoldan gitmemeye dikkat ediyordum, onların bastığı taşlara basmamaya, tuttuğu yerleri tutmamaya itina gösteriyordum. Zira bunlar günahkâr ve gafil insancıklar. Maazallah, onlara benzemek istemem, rabbül âlemin beni korusun, böyle gafletlere düşürmesin… Amin. Bastığın yerleri toprak diye geçmeyeceksin, düşüneceksin biraz, buraya daha önce bir hatun basmış mı oturmuş mu?
İlim meclisi sınıfıma girdiğimde her zaman o topluluğa önce Allah’ın selamını verir, erkek din kardeşlerimin hal ve hatırlarını sorardım. Hatunların yanlarına yaklaşmazdım, zaten onların bu meclislerde ne işleri varsa… Kapitalist, seküler, laik ve dahi pragmatist yerleşik düzen yüzünden burada değiller mi zaten! Burada vakit kaybedeceklerine gitsinler, evlerinde analarına yardım etsinler… Yemek öğrensinler, temizlik yapsınlar, çok okumak istiyorlarsa evlerinde okusunlar, sokaklara çıkıp erkeklere günah bataklığına sürüklemesinler…
Neyse sınıfa girdiğimde bir kısım erkeklerin toplanıp istişare yaptıklarını müşahede ettim, yanlarına varıp şöyle bir kulak verdim… Vermez olaydım, aman rabbim! Duyduklarım beni dumura uğrattı… Gaflete düşmüş bir iki gafil, ortaya korkunç bir fikir atmış, hatunlardan birinin yakın zamanda annesi vefat etmiş deyu hatunun yanına gidip geçmiş olsun diyeceklermiş, acısına ortak olarak teselli verip yanında olduklarını göstereceklermiş miş… Aman rabbim! Bu kulaklarım bunları duymaz olaydı, bu nasıl bir muvacehedir! Bu devirde olacak iş mi! Bu insanlar bu teklifi ortaya atacak cesareti nerden buldular da bu kadar mı şeytanlaştılar? Bu zındıklar şeytanın, iblisin uşakları olmuşlar… Nerde görülmüş bir hatunun o kadar yakınına gitmek, üstelik sadece gitmekle de bitmiyor bir de konuşmaya kalkacaklar! Neymiş, başın sağ olsun, Allah rahmet eylesin, falan diyecekler… Olacak şey değil! Nâmümkün! Toplum nasıl bozuluyor, buradan anlamak mümkün, insanlar bu kadar pervasız olabiliyorlar demek… Başımıza taş yağmasa iyi.
Kısa bir şaşkınlıktan sonra bu iki zındığı ağır bir dille uyarak o cemaatten def eyledim. Bir daha bu gafillerin hiçbir cemaate girmesine izin vermeyeceğim sevgili günlük… Ey günlük, sen de böyle şeyler söylersen seni ateşe atar yakarım, haberin olsun… O gafiller cehennemde yanacak ben de seni burada sobada yakarım…
Akılları karışmadan cemaati tekrar toparlayıp onları uyardım böyle şeyler yapmayın, etmeyin, gaflete düşmeyin, şeytana uymayın deyu. Bunlar şeytanın oyunları dedim. Hatunlara yaklaşmamalarını onlarla göz göze gelmemelerini, asla konuşmamalarını telkinde bulundum…
Ne kadar şanslılar değil mi günlük? Benim gibi salih bir din kardeşleri var onların iyiliklerini isteyen, onlara doğru yolu gösteren… Sâfi, zahid, alim, fazıl kamil ve berrak akıl sahibi birinden destek almak çok önemli hele bu devirde en önemli şey…
İşte böyle günlük, bugün de din kardeşlerime hizmet etmenin gururu ve huzuru üzere akşam ettim… Ben daha Cenab-ı Rabbül Âleminden ne isterim? Asıl onlar cennette bana komşu olmayı istemeleri lazım… Sevgili günlük insanların bana ihtiyaçları var, bunu sende biliyorsun…
Yeni güne yeni hizmetler için uyanmak üzere…