Gelişimin zamanla olduğu, zamanın da eğilimin elinden tuttuğu bir gerçektir. Çocuk yaşta kazanılan yetenek, düşünme olgusu vesaire gibi durumlar yaş ilerledikten sonra kazanılması zor, unutması kolay fiillerdir. Çocuk ve gelişim üzerine yazılan yazılardan da anlaşıldığı üzere, insanda etki bırakan belli nesneler vardır. Bu sevk edilen eğilimin, çocuk üzerindeki algıyı dışarı vurmasına sebep olur. Kısacası henüz yaşı ufak olan bir bireye, kalem verip ondan bir şeyler çizmesini beklemek bir yönlendirme faaliyetidir. Lakin çocuğun vereceği tepkiye göre, gelişimin hangi yönde ve nasıl olacağına kanaat getirmek yine olgun bireylere düşer.
Yetenek belli bir seviyeye kadar kazanılması mümkün bir durumdur. Çabalamak, gelişmek daimi bir takım pozitif kazanımlar sağlar. Doğuştan gelen yetenek diye tabir edilen olgu vardır ama bunun arkasına sığınarak, yeteneğini kullanmamak veyahut geliştirmemek kendini köreltmek için herhangi artı bir fiilimsi durum gerektirmez. Beethoven müziğe ilgi duymaya başladığında henüz çocuktu. Ailesi her ne kadar tasnif edilecek olarak geçmese de kitaplarda, Beethoven’ı müziği yönlendirmiş ve ilk kez halkın karşısına sekiz yaşında çıkmıştır. Günümüzde de bu verdiğim örnekleri televizyon programlarında görüyoruz. Her ne kadar yanlış bir eğilim içinde de olsalar, ufak çocuklar bunları fırsat olarak algılıyor, ya da ebeveynlerinin düşüncesi. Bu tarz bir yerde gelişmesi mümkün olmadığı gibi kalıcı hasarlarında bırakılacağı nettir. Televizyon programlarında hedeflenen yetenek bulmak değil, izleyici kitlesini belli saat aralığında ekran başında tutmaktır. Programların konseptleri bellidir, bin kişiden ikisi finali görür, biri ipi göğüsler. Geride kalanlar yetenekli olmalarına rağmen kaybetmeyi erken yaşta tattıkları için, bir çaba daha gösterseler yine aynı hüsranla karşılaşacak gibi temkinli olur ve o çaba tekrar gün yüzüne çıkmaz. Köreltilmiş yetenekler, sekizinci harikayı yaratacaktı belki. Kim bilir. Bu kaba taslak olarak verilen örneğin bir benzeri de hayvanlara uygulanmıştır. Hemen hemen herkes duymuştur “fil hafızası” terimini. Bu terimin doğuşu, yavru fillerden türemiştir. Ufak yaştaki bir fili sökemeyeceği bir şekilde zincirle bağlarlar, fil birkaç kez dener kopartmaya lakin başarısızlıkla sonuçlar. Ve bundan sonra yavru fil bir daha denemez, çünkü bilir ki önceden deneyip başarısız olmuştur. Bu yavru fil büyüdüğünde aynı kalınlıktaki zincirle tekrar bağlanır, o zinciri tek hamlede kopartacak olmasına rağmen bir tek girişim dahi sergilemez. Çünkü o artık öyle yer etmiştir zihninde.
Şartlar, gelişim sürecinde önemli rol oynar. Kısıtlamalar da öyle. Çocuğa konulan her engel daha cazip, içinden gelmemesine rağmen sevk edilen her durum da bir o kadar iticidir. Özgürlüğün özgür olduğu tek evre olan çocukluk çağı, ebeveynlerin satranç oyununa dönmediği sürece doğurabileceği en büyük zarar; kirlenmiş el-yüz, diz kapaklarında ufak yaralar ve toprakta çamur olmuş kıyafetler.
