Güneşli güzel bir gündü. Her zamanki gibi mahalleden arkadaşlarla Tuna yokuşunda, Şener Teyze’nin evinin önündeki betonda tasolarımızı birbirine vuruyor, cebimizdekilere bir yenisini eklemeye çalışıyorduk. Oyun iki kişilik oluyor, betonun kenarına karşılıklı oturan rakipler yere birer taso koyup üstüne elinde tuttukları tasoları fırlatıyor sırayla. Yerdeki tasolar dönerse tersine senin oluyor ve elindeki tüm tasoları kaybeden kalkıyor, kazananın karşısına yeni rakip oturuyor. Oyun akşam ezanında sona eriyor haliyle.
Sıramın gelmesini bekliyorum oyun alanı olan betonda. Şener Teyze her an camdan su döküp bizi kovalayabilir. Oyun erken bitsin, herkese sıra gelsin diye acele ediyoruz. Bir nevi kumar gibi. Mekanı polis basacak. Herkes hızlı oynamalı! Neyse ki sıra bana geliyor. Elimde 20’ye yakın taso ve karşımda sabahtan beri herkesi deviren Berkcan. Şener Teyze’den ses yok. Akşam ezanına da daha çok var. Her şey çok güzel, ortam ve zemin müsait. Oyuna başlıyoruz. Berkcan her vurduğunu çeviriyor ve birer birer alıyor elimdeki tasoları. Elimdeki son tasoyla oynuyorum. Fırlatıyorum dönmüyor, Berkcan fırlatıyor ve son tasomda onun cebine giriyor. O anda gözlerim doluyor ve Şener Teyze cama çıkıp herkesi kovalıyor. Yalnız başıma ağlayarak giriyorum eve.
Dedem karşıdaki koltukta oturup bana bakıyor. Yanına gidip elini öpünce “Hayırdır, ne var?” der gibi gözünü kırpıyor. Anlatıyorum olanları. Karşısına alıp beni: “Bak torun. Eskiden bilyeler vardı bilirsin hala var. Bizler de onlarla oynardık. Ben her bilye kazanmamda yarısını eve saklardım. Kazanamadığımda ise evdeki bilyelerden bir sonraki gün bir kaç tane alıp giderdim sokağa. Böyle böyle mahalledeki bilye zenginlerinden oldum. Herkesten biraz kazanıp sakladım. Kaybetsem bile fazlası evimdeki çekmecemde usulca beni beklerdi. O yüzden oynarken ne hırs yapardım ne de tedirgin olurdum. Oyuna odaklanıp herkesi yenerdim. Mahallede benden başka bilyesi olan kalmadı sonunda. En büyük hayalim buydu ve yaptım. Unutma herkesten biraz biraz alıp o birazın daha azıyla gireceksin oyuna.” Dedi ve gitti.
O günden sonra taso oynamadım hiç. Ama dedemin o öğütü hep aklımdaydı. “Herkesten biraz biraz, herkese birazdan daha az.”
Düşünsene ne kadar da haklı dedem. Hayatta herkes bir şeyler katıyor bize ve ne zaman fazlasını versek alıp götürüyorlar her şeyimizi. Acımasız olmak değil bu. Oyunu kazanmanın taktiği. Eğer gerçekten büyük hayallerine ve mutluluğa erişmek istiyorsan bence de hak etmeyen herkesten bir şeyler alıp daha azını vermelisin Biriktirdiklerinle büyür; hayallerine, hak edenlere, erişip mutlu olabilirsin.
Dedem şimdi ne yapıyor, senin düşündüğün gibi hayatına uygulamışta mutlu olmuş mu diyorsunuz içinizden.
Dedem gayet mutluydu ama ne yaptığına dair bir fikrim yok.
Belki cennetin bir köşesinde bilyelerini sayıyordur kim bilir…
