Şu anda arkada son derece hüzünlü çalan bir şarkıda saat gece ikiyi otuz yedi geçe tüm hislerimi dökmek için yazıyorum. İmkansızı nasıl kovaladığımı anlatacağım. Denizkızının bir insana aşık olması gibi bir şey. Kendisini feda ederek sevdiği adamın peşinden giden bir deniz kızı gibi. İşin komik yanı deniz kızı kadar güzel olmamam ama karşımdaki insanın benim için çok uçuk olması. Efsaneye göre deniz kızı sevdiği adamın peşinden karaya çıkarsa sadece o sevdiği kişiden karşılık bulunca yaşayabilirmiş. Ben de tam olarak o durumdayım. Eğer deniz kızı sevdiği kişiden karşılık bulamaz ve ait olduğu yere, okyanusa geri dönmezse kalbi giderek sertleşerek ölürmüş. Yani anlayacağınız sevdiği insan için kendi hayatını tehlikeye atacak kadar cesur olması gerekiyor deniz kızının.
Durumumun bundan ibaret olduğunu söylemiştim. Ben kendimi riske attım. Kalbimin taşa dönüşeceğini biliyorum, bundan da eminim. Karşılık bulamamanın ne demek olduğunu da çok iyi biliyorum. İnadına savaşıyorum ama. Savaştıkça bir şeylerin değişeceğini, beni fark edeceğini hissediyorum. İçgüdülerime şu zamana kadar çok güvendim, umarım onlar beni yarı yolda bırakmaz.
Denizkızının kalbi sadece o insanı gördüğünde delicesine atarmış, ben de onu her gördüğümde kalbimin yerinden çıkacak derecede attığını hissediyorum. Sanki göğüs kafesimden çıkacakmış da oracıkta yığılacakmışım gibi… Sesindeki huzuru anlatmama bile gerek yok. Gözlerimi kapatıyorum ve ninniymiş gibi dinliyorum. Bazen gözler buluşuyor. Sadece denk gelme olduğunu biliyorum. Ama bu beni biraz da olsa mutlu ediyor. Olmayacağını bildiğinden insan en ufak bir şey de bile umutlanmak yerine mutlu oluyor çünkü.
Geceye o hüzünlü şarkıyı bırakıyorum. İyi geceler.