BÖLÜM -2-
Sonunda akşam olmuş ve neyse ki işten çıkma vakti gelmişti. Önündeki bilgisayarı kapattı ve sessiz adımlarla çıkışa doğru yöneldi adam. Dışarda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor ve çalışan herkes evlerine gitmek için yağmurun dinmesini bekliyordu. Adam kibar bir sesle yol istedi. İnsan yığınının arasından geçerken cebinden ucuz sarma sigarasını çıkardı ve kapıyı açmadan yakıp avucunun içerisine saklayarak binadan o yalnız sokaklara uzandı. Yağmuru hiç aldırış etmiyor hatta umarsız bir tavırla her zamankinden daha yavaş yürüyordu. Üzerine düşen her yağmur damlası adama tahmin edilemeyecek kadar sakinlik sağlıyor belki de hiç bir şey düşünmemenin hazzını yaşatıyordu. Birkaç sokak böyle sakinlikte yürüdü adam. Bir siren sesi tüm dikkatini, tüm rahatlığını bozdu. Kafasını çevirdiğinde bisiklete çarpan bir taksi görüyordu ve üzeri çöp poşetiyle kapatılmış bir cansız beden… Bir an duraksadı uzun bir bakış attı ve o an o yağmurun verdiği huzur yerini tekrar düşünce çukuruna bıraktı. Yerde yatan cansız bedeni düşündü. Acaba o beden bugünkü kaza hiç yaşanmasaydı hayatına yine hiç ölmeyecekmiş gibi mi devam ederdi? Ve ya şuan tekrardan ikinci bir şans ile yaşamaya devam edebilse bir gün o güneş ışığını sonsuza dek unutacağını, kendini unutacağını acaba nasıl kabullenirdi? “İşte bu kadar basit” dedi mırıldanarak. Bir hayat, bir yaşamın yok oluşu, binlerce gerçekleştirilmemiş yaşanmamış hayallerin yok oluşu işte bu kadar basitti! Saçma ama bir o kadar da gerçekti. Trajikomikti, mantıksızdı. Birkaç adım daha atarken yavaşladı, beyninin içindeki her düşünceyle yine galibinin belli olmayacağı bir savaşa girdi.. Ya sahip olduğun tek iş bu yıl sahip olabileceğin tek işse? Ya sahip olduğun her şey, sahip olduğun tek şeyse? Başka bir şey elde edemeyeceksen? Ya bize daha fazlasını vermezlerse o zaman ne yapacağız?
Nihayet o kadar uzun ve beynini sonuna kadar yoran bir yürüyüşün sonuna varmaya yaklaşmıştı. Uzaktan oturduğu küçük binanın kapısını görmüştü. Yaklaştı kapıyı itti gıcırtılı bir sesle açtı giriş kapısını. Yaşadığı apartmanın merdivenlerine yönelirken sahip olduğu son dairenin bile yıllardır içinde boğulduğu bu binada olduğunu düşündü.. Belki yaşamı ve çabasıyla ileri de daha iyisinde yaşayabilecekti, belki de daha eski bir daireye sürükleyecekti hayat onu. Bilemiyordu zaten bilmekte istemezdi. Şu zamana kadar merak ettiği, düşündüğü, araştırdığı her şey adama zarar veriyor onu derin düşünce kuyularına sürüklüyordu.
Her gün olduğu gibi yine mutfağın bir köşesine sinmiş yalnızlığıyla boğuşurken bugünün de tekrarını yaşıyor gibiydi. O sağnak yağmurun verdiği huzur, siren sesinin hissettirdiği duygu, beyninin içinde ona her zaman karşı gelen fikirler… Bugün her zamankinden farklı olarak birkaç saat içinde farklı duygular yaşamış olmak, olayların istikrarlı bir şekilde peş peşe gelmesi bu nasıl bir kaderdi? Yağmurun altında nadir de olsa yaşadığı o rahatlama hissi bile uzun sürememişti. Şuan kadere mi lanet yağdırmalıydı yoksa daha uzun süre huzurlu olabileceğini düşündüğü için kendine mi kızmalıydı?
Tütününün o ağzında bıraktığı acımsı tadını gidermek için kahve yapmaya kalktığı zaman dışarıda yağmurun tekrar başladığını duydu. O eski ve kirli mutfak camına yağmur damlaları vuruyor, rüzgarın etkisiyle sert vuran yağmur damlalarını izliyordu. Cama yaklaşıp dışarı baktığında her gün gördüğü otomobillerin bile aynı yerde park ettiğini görüyor her şeyin tek düze devam ettiğini farkedebiliyordu. Bir süre o boş sokakları, o karanlıkta her gece sokakları aydınlatan eski sokak lambaları izlemeye devam etti.
Yalnızdı adam, hesaplayamayacağı kadar uzun bir yalnızlıktı. En son ne zaman bir kadının elini tutmuştu onu bile hatırlayamıyordu. Çocukluğunun neredeyse tamamı eski bir yetimhane de geçmiş sevgi nedir bilmeden büyümüştü. Hayata 1-0 yenik başlamış ve o skoru 34 yıl boyunca 1-1 e getirememişti. Birisini sevmek, evlenmek, aynı evde aynı yatakta uyumak onun hayali bile olamamıştı.
Ceketini ve masanın üzerindeki sigarasını aldı merdivenlere doğru yürüdü. Sahile giden karanlık yolda ağır adımlarla hareket ediyordu. Yalnızlığın sırtına yük olduğu o garip gecelerde kendini hep bu karanlık yola atardı. Yolun sonu sahile uzanır dalgaların hışırtısı adamın düşüncelerini dizginlerdi. Ayakkabılarını çıkardı, o günün sıcaklığını içinde tutan sıcacık kumlara uzandı. Bu gece sadece özlem duyduğu, hayallerinde söylemek isteyip de söyleyemediği, zamanı ellerinden kaçırdığı günleri anımsamak istiyordu. Yıllarca hep birilerinden hoşlanmış ama hiç konuşacak cesareti bulamamıştı. En son hoşlandığı kadın sahilde bir kafede barista olarak çalışıyordu. Ara ara kafeye uğrar, en sertinden bir filtre kahve söyler ve kahvesini içene kadar kadına açılma konuşmasını planlardı. Şuan üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bu planları içinde bir ukte olarak kalmıştı.