Elini eteğini dünya işlerinden çekmiş iki keşiş bir nehir kenarında yürüyorlarmış. Nehrin kenarında karşıya geçmek isteyen bir kadına rastlamışlar. Kadın yüzme bilmediği içinde karşıya geçmeye çok korkuyormuş. Kadın bunlardan yardım istemiş. Genç olan kadına inançları gereği kendisiyle temas kuramayacaklarını, dolayısıyla yardım edemeyeceklerini söylemiş. Yaşlı olan ise kadına yardım edeceğini söyleyek, kadını sırtına aldığı gibi karşıya geçirmiş. Kadın minettar kalmış ve yaşlı olan diğer adama şükranlarını sunmuş. Genç olan diğer adamın bu durum hiç hoşuna gitmemiş ve yol boyunca söylenmeye devam etmiş. Yaklaşık bir kilometre sonra yaşlı adam diğer genç olana sormuş: -” Neden hala söyleniyorsun bir sorun mu var” demiş. Genç olan: -Kızgın bir şekilde ” Biz keşişiz, kadını sırtına alıp karşıya taşımayı bırak, inancımıza göre ona bakmamız bile yasak ” demiş. Yaşlı olan , diğer adama gülerek cevap vermiş: -“Ben o kadını bir kilometre geride bıraktım. Sen neden hala taşıyorsun” demiş.![dere-nedir[1]](https://gencyazi.com/wp-content/uploads/2016/06/dere-nedir1-300x225.jpg)
Omzumuzda taşıdıklarımızı küçük büyük fark etmez, hayatın akışına bırakmadığımız taktirde katlanarak büyür ve normal ağırlıklarının on katını alır , katlanamaz hale gelirler. Adı üstünde geçmiş. Geçmişte yaşadıklarımıza yoğunlaşmak sadece geçmişin yükünü arttırır. Yoruldum , sanki yüz kiloyum , hava çok ağır gibi cümleler kurmaya başlarız. Bunun farkında olmak ya da bilmek pozitif bakış açısını kendiliğinden oluşturacaktır. Işığı görüyorsanız optimist (iyimser), söndürüyorsanız pesimistsinizdir (kötümser). Optimist unutmak için güler, pesimist gülmeyi unutur. Optimist bakarsanız tek yön caddede karşı karşıya geçerken her iki tarafı da kontrol etmezsiniz ya da kapı çaldığında gürültüden şikayet etmek yerine kim geldi diye merak edersiniz. Bahsettiğim şey tabi ki polyanacılık değil. İlk olgu geçmişte yaşanılanları hafızanızda taşımamak ve gereksiz ağırlık yapmasına izin vermemektir. Bunu yapabilmek şuan ne yapacağım sorusunu cevaplamadığından ikinci olguya ihtiyacımız vardır. Düşünce yetilerimizi her gün sağmak, savunma mekanizmalarımızı gereksiz yere kullanmamak, bardağın dolu tarafından bakabilmeyi, güzelliği görebilmeyi bir logaritma bir türev öğreniyorcasına matematik dersi çalışır ciddiyetinde öğrenmeye çalışmak. Sıkıntılarımızı sıkıldığımız yerde bırakmak, taşımamak ve ağırlığımızı azaltmak gerekir çoğu zaman. Yaşamda sıkıntılarımız kederlerimiz olabilir. Bu sıkıntılarımız küçülmüyorsa , yüreğimizi genişletmek gerekir. Tabi vurdumduymazlıkla aynı şey değil bahse konu olan. O ince ayarı
çekmek, sizin bunu ne kadar istediğinizle doğru orantılı olacaktır. Ömür bir kez yaşandığı için kendinize en iyi olanı istemek ve kendinizi affetmek, disposable hayatınızı yargılamamak gerekir. Kendinizi affetmeye , rahatlatmaya ve yaşamaya geç kalmamak. “Geç kalan teselli, idam dan sonraki affa benzer.” demiş W. shaksepeare. Öfke ve içinizdeki varsa kini, hıncı boşaltmakla başlar yüreği genişletebilmek. Boşaltın hafifleyin, Kime ne olduğu değil düşünülmesi gereken, size olacak olan iyi şeylerdir önemli olan. Kendi hatalarımıza, başkalarının hatalarına gösterdiğimiz hoşgörü göstermek ömrümüze olan borcumuzdur zaten. Acıdır ama, dostlarınızın kim olduğunu, hata yaptığınızda görürsünüz. Temiz geniş bir yürek az ve öz dostlar, pozitif bir gözlük bir çok şeyi net görmenizi sağlayacaktır.
Pozitif bakış açısını yakalamak için ön yargısız davranmak gerekir. Söyledikleriniz karşınızdakinin anladığı kadardır. Genç olan keşişin yaşlı olan diğer arkadaşını anlamadan yargılaması kendine açtığı yalnızlık yoludur. Yaşlı olan anlayışlı ve engin olduğu için dostlukları yaşadıklarından etkilenmemiştir. Yüreğimizin ferah bir genişliğe ulaşmasında az ve öz olan dostlarımızın buyuk ölçüde etkisi vardır. Etrafımızı saran kalabalıkta kaç dostumuz var desek sayı kaç olurdu acaba?
Socrates yanılıp yakılmış kendine bir ev yaptırmış. Etrafındakiler evi çok küçük bulmuşlar. Hiç hayırlı olsun ya da çok güzel olmuş demeden ” bu ev ne kadar küçük sen bile zor sığarsın” demişler. Buldukları kusurun biri bin paraymış. Bu klübe, ev değil diyenler, çirkin
görünüyor diyenler ve bir sürü negatif eleştiriler. Socrates en sonunda dayanamamış ve demiş ki: –” Ah! Keşke bu evin alabileceği kadar gerçek dostum olsa! ” Gördüğünüz üzere bazen de küçültmek gerekebilir. Bu bazen dost , bazen sıkıntı ya da sorunların azlığı ya da çokluğu ile ilgili izafi bir kavram . Önemli olan dengeleri kendi merkezinizde kendiniz için kurabilmek. Sırtınızdaki sıkıntı sepetini yere bırakıp, dostlarınızı yanınızda taşıyabilmek. Yüreğinizi genişletmek zorunda kalmayacağınız az sıkıntılı hayat yaşıyor olmanız, evinizi küçültmek zorunda kalmayacağınız, sizi siz olduğunuz için yargılamadan seven gerçek dostlarınızın sürekli yanınızda olması dileğiyle.