Adın geçtiğinde yüreğimin yangınını hissediyorum. Hiç bilmediğim, başımı yaslayamadığım, göğsüne sığınmalı diyorum. Güven de orada huzur da… Ahh kara sevdam, acılarla ağlar ördüğün, derin çatlakların, sızıntıların oluştuğu yüreğine merhem olmak istiyorum.
O kimsenin göremediği, kimselerin doğru yolu bulamadığı kalbinin labirentinde kayboldukca seni bulmak istiyorum.
Yüreğimdeki yerini tanımlayamıyorum… Yer yüzündeki bütün eskitilmeye yüz tutmuş sarı kağıtlara seni anlatacak oluyorum;
Elim kaleme gidiyor, sanki pas tutmuşcasına yazamıyorum… Yüreğim mi pas tutan yoksa kalem mi? Bilemiyorum…
Sana gelince hep tıkanıyorum. Sanıyorum yüreğimin bildiğini, aklımdan saklamaya başlar oldum. Yarım kalan onca şey arasında, bir de sen kaybolma istiyorum! Ve ben gözlerine bakıp, haykırmamak için, gözlerimi gözlerinden sakınıyorum.
Seni izliyorum uzaktan uzağa… İçten içe bakmaktan alıkoyamadığım gözlerini, gözlerime çevirmenden korkuyorum. Kim bilir ne çok şey anlatıyordur, buzdan kaleler ördüğünü sandığım gözlerim…
Ben seni bir anne şefkatiyle sevmek istiyorum…
Söyle sinek valesi, cesaretin var mı bu kadar sevilmeye?
Maide Er
9 Kasım 2014
05:37
