Tutunduğun dalın çürük olması nasıl bir olaydır? Yıllarca o dala tutunmuşsun, yıllarca o dala astığın ip ile sallanmışsın, hayaller kurmuşsun.. Ve yıllar sonra o dal’da asılmışsın. Tabiri caizse…
Ve ben senle kapatıyordum bütün çirkinlikleri, mezarlık çiçekleri gibi… Meğer görememişim ağacı saran sarmaşıkları, meğer görememişim kuruduğunu
Görememişim beni de kuruttuğunu…
Uykusuzluk senden kalan son hatıra.
Geçen geceydi sanırım… Sabaha dek sürmüştü muhabbet, sofrada biten iki tane yüzlük votkaysa cabasıydı. Çok içiyordum evet, içiyordum çünkü sana ulaşamıyordum bir türlü, sana ulaşıp seni çıkarmalıydım… Sürekli içiyordum içeriye yolluyordum acı savarlarımı ki sana ulaşsınlar ve seni oradan çıkarsınlar diye..
Seni derdest etsinler diye!
Soruyorlar bana sürekli, nedir bunun manası? Neden hala içiyorsun… Hala daha üflediğim dumanlarda, her dumanı dışarı verdiğimde silueti beliriyor..
hala yaşıyor…
Boğazıma kadar sen doluyum ve bu midemi bulandırıyor… Midem bulandıkça gerçekleri ortaya kusmaktan çekinmiyorum…. Öldürmüştüm seni bir ara, evet seni asmıştım… Lakin sandalyeye tekmeyi vurmamla beraber ölmen bir oldu..
Tuhaftı hiç can çekişmedin…
ve geçen günlerimizin taburesine ben vurmuştum esaslı tekmeyi!…
Seni gömmek istedim lakin, eştikçe toprağı bir türlü derine inemiyordum… Derin kazamıyordum… Öyle gömmeye karar verincede, unutamadım herhalde..
ne bileyim olmadı…
bunu da beceremedim……
Sonra gördüm ki bunların hiç birine gerek kalmamış… Sen kendi kendini öldürmüşsün içimde… Ama yaşayan bir beden ile ölü bir beden duramaz.
Tıpkı sarmaşık gibi, kendini öldürdüğün gibi beni de öldürmene müsade etmem!..
Bir ölü var içimde,beni zehirleyen Bir cenaze var kefenlenip gömülemeyen.. Ve birde tanrı var.. Tanrı.. Sahi tanır mı beni huzuruna çıktığımda… İpler inceldiği yerden çok olmuştu kopalı. Ve şimdi sen! Cehennem ateşi olsan dahi, ısınamam. Ve yine cehennem ateşi olsan bile , beni tutuşturamazsın eskisi gibi…