07:00 (Omuzların hala pek ağır.Kuşlarda ötmüyor.Boşver çıkma sen şimdi.Köpek filan kovalar.Kaldırma totoyu)
07:30 Bütün Temmuz planladığı sabah yürüyüşüne tam yarım saat geç kalmıştı bile.Hemen dün ne giydiyse aynısını giydi.Evin merdivenlerini usulca aşındırdı.Uyuduklarını tahmin ettiği ana annesi ile hasta halini ona yakıştıramadığı dev cüsseli dedesi uyanmıştı. Oh be dedi. Sabah sorgusunu da ne özlemişim(!).Mahalleden hızlıca çıktı. Meraklı komşuların merakını gidermeye niyeti yoktu. İnsanlara neydi ki neden yürüyüş yaptığından? Şişko muydu? Sanırım hayır. Ama olsun. Yine de insanların kendini kusurlu bulduğunu düşünmesini istemiyordu. (Yürü, yürü,yürü, denizi gördüğün noktada otur. Aynen aynen yere. Ohh. Kargalar bile bokunu yemedi daha). Denizin sıçrattığı su ile irkildi , devam etti yoluna. Solunda deniz,sağında orman,tepesinde güneş,tam önünde “o”.
40 gün sonra ilk kez.Hem de burada.Evren tüm enerjisini o an o noktaya göndermişti sanki Şansın dibiydi bu. Kalbi çizgi film karakterlerinin ki gibi derisinden fırlamaya hazırdı.. (Ego yapma! Konuş.) Yürüyüşteymiş.Buradan yazlık almışlar. İnanabiliyor musunuz? Şans denen sey varmış. Dünya da öyle anlatıldığı kadar büyük değilmiş demek ki değil mi ama ah kalbim ! diye anlattı durumu arkadaşına. İçerisinde 5 kere tamam dediği o konuşma tam 40 saniye sürdü.40 saniyecik. Ortalama 11 nefes alıp verme süresi. Günde 20.000den fazla nefes alıp verdiğimizi düşünürsek ne küçük bir sayı değil mi?
(Ne enteresan şey şu hayat. Ettiğin dualar kabul olmazken,öyle bir zaman da –sen istemeyi bıraktığın zaman- kabul oluyor ki işte bu Tanrının bizi şaşırtma şekli .Tabir caizse evrenin sağ gösterip sol vurduğu anlardan biri. Bu arada ben sevenlerin kalbine düşen 3 elmadan biri. Kalp kırmızısı.)
//