Semtin en belalı adamıydı Bülent. Ahmet’in, Mehmet’in, Bakkal Hüseyin’in ve daha çok birçok kişinin belalısıydı. Bir de Aslı’nın belalısıydı. Ama farklı anlamda belalı… Yüreği yanıktı biraz, anlayacağınız tabirle. Canını sıkan adamın beyninin pekmezini akıtır, ama Aslı’nın kılına zarar veremezdi. Zarar verebileceği kadar yakınında hiç olmamıştı zaten hep uzaktan bakıyordu Aslı’ya ama yanı başında olsa saçını okşamak için bile dokunamazdı. Öyle sağlam adamdı sevdasında.
Aslı mimarlık fakültesine yeni başlamış, siyah uzun ve dalgalı saçları olan, iri gözlü ve dik burunlu bir kızdı. Burnu dikti ve burnunun dikine gitmeyi de severdi. Bir kez olsun dönüp bakmamıştı Bülent’e. Oysa Bülent onu her okul çıkışı otobüsten indiği durağın yanındaki parkta bekler, Aslı alt kattaki evlerinin korkuluklu penceresinden sokağı seyrederken hep onu izlerdi.Elini tutmaktan, yüzüne dokunmaktan geçmişti Bülent, yanından geçerken saçları rüzgardan savrulup yüzüne çarpsa yeterdi ona. Kaç kez yeltenmişti bir akşam evlerine gidip babasından istemeye, kapıya gidiyor zile bile basamadan gözyaşlarını silerek dönüyordu evine. Mahallenin külhanbeyinin gözleri, duygulandığında sıcak ve tuzlu sıvıdan salgılayamaz mı sanıyordunuz! İçten içe o da biliyordu babasının Aslı’yı ona vermeyeceğini. Kız mimar çıkacaktı, lastikçi Lütfü’nün bıçkın ve vasıfsız oğlu Bülent’e mi kalmıştı?!
Zaten olmayacak hayallerinin kurbanıydı Bülent. İmkansızlıklarla dolu iki eli vardı ama Aslı elini tutacak olsa en büyük “olmaz”ını salıverip dört koluyla sarılırdı ona. Olmadı.
Bülent o gün ilk defa parka gitmedi Aslı’yı görmek için. Bakkal Hüseyin’e iki bira yazdırıp evine doğru yürümeye başladı. Aslı’nın evinin önünden geçerken, bu mahalleye pek uğramayacak cinsten son model denilebilecek bir araba gördü. İçinden güzel giyimli, uzun boylu, buranın yabancısı olduğu belli olan biri ve Aslı indi. Adam Aslı’nın elini tuttu, arabanın önünde ona bir şeyler söylüyordu. Bülent onları görünce biraları elinden düşürdü, cam şişelerden kırılma sesi geldi ama Bülent’in gözünden damlayan yaş yere düştüğünde ses çıkarmadı. Kahretsin ki acı ses çıkarmıyordu! Öldü Bülent. Zaten her gün ölüyordu ama bu kez daha çok öldü. Öyle dağılmıştı ki, kalbinin artık Aslı için atmayacağı gerçeğine rağmen vurdu kendini. Acısı ses çıkarmıştı bu sefer. Yere yığıldı. Tekrar ölmüştü Bülent, artık gerçekten ölmüştü…