Bir çocuk… Yüzünde gülümsemenin hakimiyeti…
Düşlerinde, dün gecenin hikayesi, masal perisi.
Yoktu rengi, hayalleri vardı.
Düşünüp dururdu mavi uçurtmasını.
Onun gibi olup, aşmak isterdi tavanları.
Gözü hep semadaydı, bulutları seyre dalardı.
Martıları özenir, onlar gibi uçmayı dilerdi.
Rengi yoktu… Var olan tek şeyi oyuncakları…
Dokunsanız, ağlayıverirdi.
Kötülük nedir bilmez, savaşı zaten hiç duymamıştı…
Yalın yaşardı, ne söylesen inanırdı.
Büyüdü çocuk.
Hayalleri değişti, alıp yanına hikayesini…
Rengi oluştu bir anda ve tüm dünyanın oluverdi bir rengi!
Özendiği kuşları hedef aldı sapanı…
Çıkarları oldu, kazançları…
Ve her şeyi onlardan ibaret sanarak nefes aldı.
Çıktı hızlıca merdivenleri, dönüp arkasına göz gezdirdi.
Hiçbir zaman sevemedi ilk basamaktakileri…
Menfaatleri vardı, çıkarları…
Üstelik rengi…
Ve sonra bir çocuk doğdu, onun çok uzağında…
O da martıları seyretti, kuşlara özendi.
Uçurtması tele takıldı ağladı.
Yoktu rengi…
Daha çok oyuncak istedi bir de masal perisini görmeyi…
Ancak o merdivenleri çıkamadı!
En üst basamaktan, aşağılara kurşun yağıyordu!
Gözleri nemlendi, ağladı…
Savunmasız, güçsüz kaldı.
Hayalleri vardı, daha çok oyuncağı olacaktı…
Belki de oyuncaklarını masal perisiyle paylaşacaktı.
O paylaşacaktı paylaşmasına da… Onunla paylaşamadılar dünyayı.
Ve bir gece, çıkarları için gözü dönmüşlerin, sofrasına konuldu.
Gözleri önünde patladı bir bomba… Sonra diğeri…
Anlam veremedi, oyun sandı.
O bu dünyaya gözlerini oyun sanarak kapadı!
Oysa yoktu rengi…
Hayalleri vardı,oyuncaklarını masal perisiyle paylaşacaktı…
