Ne çok isterdim yeğenimin tuttuğum takımın renklerine sahip olduğu için oyuncak arabalarından birini bana verdiği zamanki masumiyete sahip olmayı ve verilen değerin sadece bu kadarcık bir şeyle herkese karşı ifade edilebilmesini… Onun yüzündeki o paha biçilmez mutluluğun öylece kalbinde ve yüzünde ömrünün sonuna kadar asılı kalmasını… Ve bunu son nefesime kadar görüp hatırlayabilmeyi…
Öyle çok kirlendik ki hepimiz, öyle mutsuz, öyle acımasızız ki, cümlelerimizi kendimizi ifade etmek için değil de bir kurşun gibi kullanmaya daha çok çaba gösterir gibiyiz… Cümlelerimizin karşımızdakinin bedeninin, kalbinin, beyninin bir tarafından girip diger tarafından girişini zevkle izler gibiyiz, hepimiz…
Bu sabah tüm bunları düşünerek baktım aynanın önüne bıraktığım oyuncak arabaya, üzerindeki yazıları okurken biriciğimin arabayı verirkenki halini düşündüm… Çok uzaklarda bir yerde içimden, üzerimden çıkarıp attığım ve asla geri gelmeyecek masumiyetimi çok özlediğimi fark ettim.
Nerede vazgeçtik biz olmaktan ve nerede başladık sen, ben olmaya kim bilir… Nasıl oldu ve neden geldik biraraya madem biz olamayacaktık?
Düşünceler sabahtan beri kafamı kurcalıyor, hiçbir şeye konsantre olamıyorum. En çok da nerede durup düşüncelere dalıyorum biliyor musun? Şu sözü düşününce; hayatında bir şeyler ters gitmiyor, sen hep arkana bakarak yürüyorsun… Hep arıyorum, masumiyetimi nerede kaybettiğimi, mutluluğumu nasıl terk ettiğimi, insanlara güvenimi neden yitirdiğimi ve insanları sevmeyi ne zaman bıraktığımı…