Hava kararalı 9 saat olmuştu ve kilometreler boyunca çam ağaçlarıyla bezenmiş sık orman, yağan yoğun kar sebebiyle beyaza bürünmüştü. Koca ormanın ortasından geçen sakin, aynı zamanda huzur veren yol boyunca ormanın içine uzanan bazı yollarda mevcuttu. Aralarında ormanın içinden bir dağın eteğine uzanan kıvrımlı bir yol vardı ki, ağaçların seyrek olmasından mütevellit geri dönüş yolu tamamıyle tıkanmıştı. O tıkanmış yolun yakınlarından kurtların uluma sesleri yükseldi.
Sevim, kısık sesle,”Kurt seslerini duyuyor musun? Duyuyor musun Hande?” diyorken içinde bulundukları ormanın birden fazla köşesini işaret ediyordu feneri tuttuğu eliyle.
”İşte şimdi sıçtık Sevim, bin şu arabaya da günün ağarmasını bekleyelim, sıkıştık kaldık senin yüzünden.”
”Nee? Benim yüzümden mi, aptal mısın Hande? Benimle yolun tıkanmasının ne alakası var.”
”A-Aa bak hakaret ediyor bir de, gecenin bir yarısı doğada fotoğraf çektirmek için beni ayartan sen değil miydin?”
”Tamam, tamam boş versene.”
”Konuşmayayım, konuşmayayım diyorum ama kızım bu ne biçim araba yaa? Kliması yok bunun soğuktan donacağız yemin ederim, senin baban hiç mi üşümez?”
”Daha önce bu arabaya binmemiş gibi konuşma, klima geçen gün babam bizi avm’ye bırakırken yolda bozuldu ya hani hatırlasana. Ama hiç hatırlar mısın bana ağzını yaya yaya konuşman lazım ya hatırlamazsın elbet. Ama dedim yaa…”
”Dur! Dinle Sevim, duyuyor musun? Daha yakından geliyor sanki, sanki bura…”
”AAaaaaaaaaaaaaaaaahhh…”
Dışarıda ki kurt sürüsünü gördüklerinde yürekleri ağızlarına geldiğinden olsa gerek yaklaşık 3 dakika boyunca çığlık çığlığa bağırdılar ve bağırmakta haklıydılar, zira kurtlara dikkatle baksalardı anlarlardı. Tir tir titrerken Sevim telefona sarıldı ve hızlıca polisin numarasını girerek kulağına dayadı. Numarayı yanlış girdiğini fark edince düzeltip tekrar aradı, bu sefer çalıyordu.
”A-aa-al-oğ.”
”Evet, Polis şikayetiniz neydi.”
”Pa-ba-polis bey biz..kurt..biz..polis bey kal-dık burada kurtlar etrafımızı çevreledi şehrin kuzeyindeki or-man yoğ-lunda girerken..giderken şey.. 7. kıvrımda, yol karla kaplı tıkanmış vaziyette arabadayız lütfeen yardım edin.
”Sakin olun lütfen hemen yardım gönderiyorum siz sadece sakin olun.”
Telefonu kapatıp arka koltuğa fırlatan sevim, handeye,”Yardım geliyormuş, yoldaymış.”
Kurtların kaçmasına sebep olan bir silah sesi yükseldi ormanın içinden. ”Küçük donmuş su birikintilerinin orayı hatırlıyor musun, fotoğraf çekilmiştik hani?” Diye telaşla söze girdi Hande. ”Onun ilerisinde bir ev gördüğümü söylemiştim ya sana. Hadi arabayı oraya sür büyük ihtimalle ses oradan geldi.”
Alaycı bakışlarla Sevim”Delirdin mi sen Hande? Silah sesinin geldiği yere arabayı sür diyorsun, hem bekle polisi aradım yardım yoldadır” der.
Hande, açmaya yeltenmiş bir tavırla kapısını tutarken arabanın,”Seni bilmiyorum ama ben ölmek istemiyorum,” der ver kapıyı açıp dışarıya çıktığında telefonunun fenerini açıp hızlı ve ürkek adımlarla orman yolunda ilerlemeye başlar.
Sevim hata yaptığını düşünüp Handenin geri dönmesi için uzun uzun kornaya basar, ancak kornaya basması başlı başına bir hatadır.
Ve koşarak gelen Hande arabaya bindiği gibi kapıyı kilitler, telefonunu göğüslüğe koyar, ardından Sevimin gözlerinin içine sitemle bakarak konuşmaya başlar, ” Sen ne yaptığını sanıyorsun ya? Kurtları mı çağırıyorsun? Hadi artık sür şu eve, arabayı.”
”Hayır kurtlar sesten kaçıyor, baksana silah sesini duyunca gittiler.”
”Belli olmaz, çalıştır şu arabayı artık.”
Aynı saatte, gitmek için yola çıktıkları evde
”Görüyorsun işte buradayım, buradayız. Benden aldığın O şeyi almaya geldim. Şimdi, biz zaten bulacağız ama bizi yormadan yerini söylemek istersin belki? Tılsım nerede?” Kendisine sarılan kızıyla hanımına, ”Hadi bakalım zaman kaybedemeyiz, evi arayın ve onu bulun” der.
Yerde kanlar içinde yatan, rengi solmuş adam ara ara öksürüyorken ve öksürükle birlikte ağzından kan çıkar vaziyetteyken konuşmaya başlar, ” O’nun sana yaptığı tam olarak bu, tam olarak bu..görmüyor musun? O’nu hiç bulamayacağın bir yere sakladım, O’nu asla bulamayacaksın. O senin elindeyken olması gerekenden daha başka bir şeye dönüşürüyor..daha başka.”
”Şu haline bir bak, onunla seni iyileştirebilirim, bu kadar özel bir şeyi nasıl olur da saklarsın? Seni ahmak herif, asıl sen görmüyor musun? Ne yaptığına bir bak, kendini sorgula şu son anlarında. Ya da boş ver.” Av tüfeğini adamın göğsüne bastırıp tetiği çekiyordu ki dışarıdan araba sesi, peşinden korna sesi yükseldi. Tüfeği tutan adam kafasını kapıya doğru çevirmişti ki, kanlar içinde yerde yatan, ilk bakıştaki heybetli görünümünün kısa sürede perdelendiği adam, namlusu sırtına batan altını patlarını hışımla çekip onu sırtından vuran adamı beyninden vurdu. Adamın kafası patlamıştı.
Duyduğu korkuyu gözlerine, mimiklerine oradan da karşısındakine aksettiren bakışıyla Sevim,”Bir silah sesi daha geldi Hande.” der.
”Hadi ya ciddi misin? Tek kelime etme ve benimle gel, ben eve giriyorum.”
Kapısı açık evden içeriye girdiklerinde yerde yatan adamı ve kafası patlamış adamı görünce ikisi birden donar kalır.
”Yardım edin,” der, yerde kanlar içerisinde yatan evin sahibi. Tam çaprazlarında duran merdivenden ayak sesleri gelince Hande, gördükleri karşısında kendisinden daha çok etkilenen Sevimi elinden tutup kapının önüne çeker. Teskin edici ve uyarıcı bir konuşma yapmak zorundadır hem Sevime, hem kendisine. Ellerini Sevimin yüzünde, kollarında gezdirirken kısık sesle ve nadiren kekeleyerek söze girer”Bağırmadığımız çok iyi oldu, sakin olmamız lazım. İnan bende en az senin kadar etkilendim ama sakin olmamız lazım ve belli ki içerideki adamın yardıma ihtiyacı var, tıpkı bizim gibi. Ona yardım etmeliyiz.”
- Sevim – içeri girmemiz lazım, acilen.
- Hande -Hayır, yani evet ama şimdi değil.
- Sevim – Kurtlar geri döndü hemen içeri girmemiz lazım.
- Hande – Kurtlar mı?
Hemen kenarında durdukları kapıdan içeriye girdikleri gibi kapıyı kapatıp, kilitlerler. Arkalarından bir kız sesi gelince kafalarını çevirirler.”Anne onlar mı öldürdü babamı?” Annesi, kızını başından okşayarak ona gülümser, kafasını Sevim ve Handeye çevirerek yüzüne alaycı bir tavır takınır, ” Baban henüz ölmedi kızım, henüz değil.”
Devamı Gelecek…