Ve yine o üç katlı gölet evinde bir cesetle hayat bulacağını düşünen o katil ile baş başa kalmıştı sigarası ve içkisi… Sigara bile yanmaya korkar halde düşürdü külünü parkeye, içkisi ise kendi kendine ısınıyordu aldırış etmeden…
Üst kata çıkıp bir kurban daha öldürmeye hazırlanmak için ayağa kalktı, merdivenlere doğru yeltendi. Dışardan gelen sesler ürkütücüydü ama kime göre? Kendisi korkusuz bir kişiydi. Ölümden korkan ama öldürmeyi seven bir katil, ne garip değil mi?
Eşyalarını hazırladıktan sonra deri ceketini ve siyah postallarını giydi. Harley’ine silahları yerleştirdikten sonra eve dönüp ‘’Fazla bekleteceğimi sanmıyorum seni bu gece’’ diye gülümseyerek mırıldandı.
Artık hazırdı, bu sefer kendine olan eminliği ve güveni ile yola koyuldu. İnsanlara işkence etmeyi ve öldürmesinin nedenini kimse bilmiyordu kendisi dışında. Çok zeki, bi’ o kadar şizofren, bi’ o kadar acımasızdı.
Şehir merkezine geldikten sonra kurbanı seçmek için etrafa göz gezdirdi. Soluna dönüp:
‘’-Sanırım burada bulamayacağız ha eski dostum?’’ diye motorsikleti ile konuştu.
Aradığı insanı neye göre seçiyordu? Her zaman değişirdi, kendi kafasından geçen düşüncelere yakın olan insanlar, daha önceden gözüne kestirdiği o sinirini bozan insanlar ve daha niceleri…
Motoruna bindi ve ara sokaklarda dolaşmaya başladı. Gözü sol taraftaki küçük barın içinde oturan o orta yaşlı adama takıldı. Saatlerce izledi, izledi… Bardan ayrılışını dört gözle bekliyordu. Beklediği an gelmişti, adam bardan ayrılıyordu. Motorunu çalıştırdı ve adamı meydana kadar takip etti. Adam anlamıştı ters giden bir şeyler olduğunu ama korkusundan belli etmemeye çalışıyordu.
Enka motorundan indi ve:
‘’-İyi akşamlar beyefendi, Stone adında bir bar arıyorum. Nerede biliyor musunuz?’’ diye kibarca yaklaştı. Adam o donuk bakışlarıyla:
‘’-Hayır! Bilmiyorum!’’ diye yüksek sesle cevap verdi…
Enka sinirlenmişti ve adamın kafasına silahı ile vurarak yere düşürdü. Motorun arkasından zincirini aldı, adamı motora bindirdi ve bağladı. Kurbanın kim olacağı belliydi artık, kurtulması için üç adet soru vardı…
Eve geldi, motoru durdurdu ve adamı çözdü. Adama dönüp:
‘’-Adınız?’’
‘’-Thomas’’
‘’-Seni şimdi çözeceğim Thomas ama bir aptallık yaparsan beynindeki sıvıyı önüne dökerim’’ diye tehdit etti.
Adam derin ve korkak bakışlarıyla ona bakıyordu, öleceğini anlamıştı. Artık pek fazla şansı yoktu. Yapması gereken tek şey soracağı soruyu bilmekti.
Thomas’ı bodrum katına indirdi, üzerindeki gömleği çıkarttı ve soğutucuyu çalıştırdı. Oda ceset kokuyordu… Ceset ve kan… Bileklerinden bağlayıp tavana bağlı olan demire astı.
Eline neşteri aldı ve:
‘’-Sana toplam üç tane soru soracağım, ikisini bilirsen seni bırakacağım ama bilemezsen o cesetlerin yanına katılacaksın. Hazır mısın?’’
‘’-Ha. Ha. Hazı. Rım.’’
‘’Eğer bir çitte, bir metrede bir direk varsa ve çit 25 metre uzunluğundaysa, toplam kaç direk vardır?’’
‘’25!’’
Gülümsedi Enka, eline neşteri aldı:
‘’-Aaaaaağğğ, yanlış cevap Thomas!’’ diyerek göbek deliğinin altına yay şeklinde bir yarık açtı.
‘’-İkinci soru geliyor’’
‘’ -Ölüm cezasına çarptırılan bir adama son sözü sorulmazdan önce şöyle deniliyor.
“Son sözünü yalan söylersen asılarak, doğru söylersen kesilerek öleceksin.”
Bu adamın kurtulma şansı olduğuna göre ölüm cezasından kurtulmak için ne söylemelidir?’’
‘’-Beni asmaya götüreceksiniz derse kurtulur çünkü hem doğru hem de yalan söylemiş olur!’’
‘’-Vay be! Zeki çıktın sen. Tebrikler’’ dedi ve diğer soruya geçmek için elindeki neşteri bırakıp sandalyesine oturdu.
Ve o adamın yaşantısını sürdürmesi için bilmesi gereken son soru…
‘’Thomas, hayatta kalmak için birini öldürmen gerekiyor. Bu kim olurdu?’’
Thomas alaycı bir gülümsemeyle başını kaldırdı ve:
‘’-Tabi ki sen olurdun götve…’’
Daha cümlesi bitmeden boğazını ikiye ayırmıştı Enka. Zinciri çözdü ve diğer cesetlerin yanına atarken duyduğu naylon hışırtıları ona haz ve hayat veriyordu.
Yere sakince bıraktı, yüzüne baktı ve masasına doğru yeltendi. Oturdu, ciğerlerine doldurduğu ceset ve kan kokusunu sigara dumanıyla süsleyerek oradan ayrıldı…
Neden öldürüyordu? Para için mi? Hiç sanmıyorum, öldürdüğü her insanın cesedini izlerken hayat bulan biriydi. En azından o öyle sanıyordu…