Mesela ben hala
Senin gözlerinde o filmi görüyorum…
Plansız bir şekilde yine aynı masadaydık. Randevu falan yoktu yani ortada. Sadece tesadüf. Sabah mahmurluğundan olacak ki yorgun gibi bir hali vardı. Saçları dağınıktı, üşüyordu. Sol bileğinde örme bir bileklik, başında sade bir bere.
Masa örtüsü lekesizdi. Her şey lekesiz gibiydi.
Anlatamadım derdimi eyy fontim. Gereksiz yere öfkeleniyorum ona. Bazen kalbini kırıyorum. Ne aptallıklar yapıyorum bir bilsen. Farketmesin diye azarlıyorum. Bilse ne der diye düşünüyorum. Sıfırlanıyorum karşısında, bildiklerimi unutuyorum. Oysa ben hiçbir şey bilmiyormuşum fontim. Yokmuş bir farkım kimseden, küstahmışım aslında. Bunu ona bakınca anlıyorum. Aslında bakmamak için de elimden geleni yapıyorum ama o fark ediyor bakışlarımı, duyuyor susuşlarımı. Fark etmesin istiyorum, kimse görmesin istiyorum ama dünya çok küçük ki fontim. O susunca daha çok konuşuyorum, o uzaklaşınca ben de adımlarını sayıyorum arkasından. Ve bazen uzaktan bakıyorum ona. Sevdiği yemekleri, seyrettiği filmleri, güldüğü şeyleri, kurduğu hayalleri ezberledim göz ardı etmeden sessizce ve kendimce.
Yanmaktan korktum fontim. Bu sevdayla tutuşmaktan. Ateş açtığı, kanattığı ve sonunda dönüp bakmadığı bir oyuna benziyor bu. Sözler bende, ışık bende, sahne bende. Çift kişilikten bozma tek kişilik bir oyun… Her yönüyle duygusal bir adamın hiç aşık olmamış biriyle ilgili gelecek zamanlı cümleler hayal etmesi komikti biliyorum. Kendime söyleyecek çok lafım oldu bugüne kadar. Bir yerlerde bitiyor dillerdeki söz, kalplerdeki kırıklık. Ayrıntıları unutup kaçtığım anlarda çıktı karşıma fontim. Onca kalabalığın içinde, karmaşık yaşamın ortasında öylesine berrak ki. Hayatta aşılan ya da hiç durmadan aşınan şeylerin aksine o durmadan çoğalıyordu. Anlatsam bunları ona, en doğru cümleleri kurabilsem, ben ağlasam içime içime o keşfetse yaktıklarımı, en inceldikten sonra en az hasarla çıkabilsem karşısına. Ama anlatamamış olmak anlaşılmamaktan daha iyidir belki de fontim. Çünkü kalanları toplasam da yeniden bir daha ben etmeyeceğim.
Elli sekiz adım atmıştı geçen akşam vapura giderken. Dünyayı sarsan elli sekiz küçük adım. Elli sekiz kere yutkundum, elli sekiz kere yaktım yazdıklarımı.
Rakıla şimdi zihnimi ey saki ! Dün gibi hatırlıyorum.
Mecnun’un da dediği gibi fontim.
Nasıl yapsak ki ? Seviyorum !
DEMİROĞLU