Bazen insan bilmez. Nereye gideceğini, ne yapacağını, hatta nereden ayrıldığını bilmez bazen. Bilinmezliklerin yüküyle savrulur oradan oraya. Yorulur ama durmaz. Dursa da gitmek ister içi, gitse de geriye dönmek. Zaman geçer ama ilaç olmaz yaralarına. Etrafına bakar birileri beni anlıyor mu diye. Gözlerine bakar insanların dikkatli dikkatli, bir ümit belki benim kendime soramadığım soruyu sorarlar diye. Sormazlar, burukluk olur içinde. Susar. Hep sustu ya zaten, yine susar. Bulduğu her fırsatta güler, her şakaya her garip duruşa güler. Hüngür hüngür ağlayamadığı için kuşun uçuşuna kahkaha atar. Çok mutlu gözükür. İçinde acılar doludur oysaki, içi paramparçadır. Gözlerine dikkatli bakın onun, parlar belki ama o ışık içindeki ateşin çığlığıdır. Görmezler, göremezsiniz. Yalvarıyor o gözler size, anlayın beni diye. Duymuyorsunuz. Ne zaman duyuldu ki zaten. Duyulmaz. Çok derin, çok derin. Kavrayamaz kimse bu karanlığı. Ta ki onu yutup ortadan kayboluncaya dek…