Son zamanlarda şunu fark ettim: Beni gerçekten tanıyan kimse yok.
Kahvemi nasıl içtiğimi, kalabalıktan mı yoksa sessizlikten mi huzur bulduğumu, bir şarkının tam hangi saniyesinde içimin titrediğini kimse bilmiyor. Yağmurun hangi kokusunda çocukluğuma döndüğümü de… ve aslında daha bilmedikleri çok şey var.
En çok hangi cümlede kırıldığımı, sabah uyandığımda aklımdan geçen ilk düşünceyi, geceleri uykusuz kaldığımda içimden kimin adını geçirdiğimi.. bunların hiçbirinden kimsenin haberi yok.
Ama konu nasıl yaşamam gerektiğine gelince, herkes bir anda bilge kesiliyor. “Böyle yap”, “şöyle yap”, “bunu dene” demeye başlıyorlar. Sanki içimde taşıdığım yükleri onlara anlatmışım gibi, sanki sakladığım korkuları önlerine sermişim gibi…
En tuhafı da şu: Seni tanımayan insanlar sana en büyük rolleri biçiyor. Sen kendini anlamaya çalışırken, onlar çoktan kim olman gerektiğine karar vermiş oluyor. Bazen düşünüyorum… Belki de insanlar anlamadıkları şeylere karışmayı daha kolay buluyor. Çünkü anlamak emek ister, zaman ister, sabır ister. Ama karışmak sadece tek bir cümleye bakar.
Ve ben, kendi sessizliğimi çok iyi biliyorum. Beni tanıyan gerçekten tek bir kişi var: o da benim