Kayıt Ol
Kas 1, 2014
1057 Views
0 0

[…] Abraham’ın kahvesi

Written by

Uyanalı bir saat oluyordu ama hala kendime gelmiş değildim. Yerimden kalkmak istediysem de henüz başaralı olabilmiş değildim. Bir saat boyunca yataktan doğrulduğum gibi oturuyordum. Yalnız yaşıyordum o yüzden gelip birinin beni toparlaması imkansız gibi bir şeydi benim için o yüzden bu algının yenilip yutulması fazla uzun sürmemişti. Artık oturduğum bu yerden kalkıp mutfağa gidip kendime bir kahve hazırlamalıydım ya da iyisi mi üstümü giyip bir anca dışarı çıkmalıyım. İkinci tercihin akla yatkınlığı daha baskın çıkınca üstümü bir anda değiştiriverdim; ardından anahtarları yanıma alıp almadığımı kontrol ettikten sonra birer ikişer merdivenlerden inmeye başladım. Merdivenlerden sekerek inmek azda olsa keyfimi yerime getirmeye yetmişti; artık dışarı adım attığımda anda bir ritme kavuştuğumu görebiliyordum. Vücudumdaki yorgunluğun yavaş yavaş kaybolmaya başlamış olması beni ben yapan öğeleri geri getirmeye yetiyordu. İki blok aşağıda bulunan kafeye ulaştığımda önünde uzunca durup içeri baktım neden baktığımı bilmiyordum ama bir anlamda aramak mantıksızlık olurdu. Neyse içeri girmek için kapıya yönelip kapı kolundan sıkıca kavrayıverdim bu da yetmezmiş gibi bir değişiklik seziverdim kendimde o an içeri girmek yerine kapı kolunu bırakıp ayaklarımın beni sürüklemesine müsaade ettim. Henüz evden fazla uzaklaşmış değildim. Eve birkaç blok ötede bir otobüs durağının önünde duru verdim. O an durakta sarışın, yeşil gözlü ve buralı olmadığına emin olduğum bir kadın oturuyordu. Yaş olarak hemen hemen aynıydık. Belki de tarzda bir iki oynamayla benzerliklerimizi de var edebilirdik. O an birini beklediğini fark ettim; belli ki uzun bir süredir bekliyordu gelecek olan kişiyi, neyse yanında bulunan boşluğa doğru geçip yavaşça oturuverdim. O an ne yapacağımı bilmiyordum göz ucuyla bir iki defa bakmayı denedim ama bu noktada yetenekli olduğum söylenemezdi. Bende bütün standartları zorlayıp ondan tarafta ne varsa ezberlemek adına bakmaya başladım, belki rahatsızlık duyuyordu benden ama belli etmemeye çalıştığı çok belliydi. Neyse bu süreç içerisinde yaklaşık yirmi dakika olmuştu o ana dikkatimi celbeden durum ise durakta bizden başka kimsenin olmaması ve henüz hiçbir otobüsün gelmemiş olması.. –açıkçası bu durum şaşırtıcı gelmeye başlamıştım. Bu nokta da fazla düşünmek istemesem de yanımda kadının o eşsiz güzelliğini görmek beni kimi zaman bu ansız düşüncenin uçurumuna doğru sürüklüyordu. Bir ara yerimden kalkıp hareket etmek istesem de başaramamıştım. O an aklıma benim evden kahve almak için çıktığım gelmişti ve ben burada oturmuş öylece bekliyordum; garip bir andı açıkçası… neyse otuz dakikadır burada olup da sıkılmamak benim için şaşılacak bir şeydi. O an yanımda ki kadının burada ne kadar süredir oturduğunu düşünüyordum ve birden ona uzun uzun baktığımı fark ettim; o an ölüm fermanım yazıldığını hissediyordum. Kadının bakışlarımı yakalaması beni endişe ve tedirginliğe sürüklemişti. Şimdi ne diyecektim kadına! Ufff bu nereden çıkmıştı şimdi! Ben böyle düşünürken kadın yerinde yavaşça kıpırdanmaya başladı; o an avuçlarındaki paketi yere doğru indirdiğinde, poşetin içinde iki büyük kahve olduğunu fark ettim ve hiçbir şey demeden ellerimin poşetin içinde bulunan kahveye doğru gittiği gördüm; şaşkındım açıkçası, ne yapıyordum ben böyle diyemeden kahveyi avuçlarımın arasına alıp içmeye başlamıştım. O an kahveyi içerken yaşadığım sıcaklık kahvenin ilk doldurulduğu an da ki hissi veriyordu. Bunca hareketin zamansızlığı içerisinde kadının bana şaşkınca bakışlarını görmek bir an olsun durdurmuştu beni. O an bana adımı sorma nezaketini gösterip üstüne yapıştıracağı küfürleri kime edeceğini bilmek istiyordu belli ki! Neyse ona adımın Abraham olduğunu söylediğimde kahve bardağına bakmamı istedi üzerinde “x” markasının logosu ve benim adım yazıyordu. Şaşkındım ne diyeceğimi bilemez olmuştum o an durup anlam vermek ve defalarca kez bakmak istedim ve her şey şuan yazdığım gibi oldu. Ardından kadına dönüp bunun nasıl olduğunu sordum. Bana dediği tek şey on dört yıl, sekiz ay, on iki gün, kırk iki dakika boyunca ben hep sizinle var oldum. Nasıl yani? Yani-si şu bayım sizi kaleme aldığım günü bir gün gerçek olacağınızı biliyordum ve işte bugün buradasınız. Ben her gün burada aynı saatte sizi bekledim, durdum. Ve bir gün gelecek olacağınızı bilmek beni sabra ve inanca sürükleyiverdi ve işte buradasınız artık yanı başımdasınız. Korkmayın sakın bende anlatmamı isterseniz size her şeyi anlatırım ama tek bir şartla bu sefer kahveyi siz yaparsanız o yüzden lütfen tutun elimden ve hiçbir şey düşünmeyin bırakın kendinizi ve güvenin ayaklarınıza bizi nereye götüreceklerini biliyor onlar. Hiçbir şey diyemeden elinden sıkıca tutup kalktım. Kalktığım da hala elimde kahve bardağı vardı o an yol boyu sessizce tebessüm ve edişe ile yürür olduk. Yolumuz uzun değildi açıkçası. Kısa bir sürede benim evime gelmiştik ve hiçbir şey konuşmadan içeri girdik o an mutfağa geçip kahve suyu koydum. O an bunu yaparken her şeyin bir rüya olup olmayacağını düşünür olmuştum; ama gelin görün ki elimi yakan kaynar su kadar gerçekti her şey! Ardından ne mi oldu dersiniz? Bilmem bazen heyecanı yerinde yaşayıp bir şeyleri geleceğe saklamak en iyisi… teşekkürler!

Article Tags:
· · · · · · · · · · ·
Article Categories:
Anekdot

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.