Otobüsteydi kız, baktı durdu karşıda oturan genç çifte. Ona doğru dönüktüler. Eğer ters koltuğa oturmasaydı çifti görmüyor olacaktı. Ama ne yazık ki görüyordu. Biri diğerinin omzuna başını yaslamıştı. Camdan dışarı bakıyorlardı. O an kızın gözü bu çiftin tam arkasında oturan genç adama takıldı. O da tıpkı kendisi gibi yalnızdı. Yapayalnız… Ama bilemezdi. Belki o da diğer eşinin yanına gidiyordu, nereden bilecekti ki? Ama öyle görünüyordu; yalnız. Kız kendini, o karmaşık geçen hayatını düşündü. Tekdüze gibi görünen, ama aslında çok çapraşık olan hayatındaki olayları ve olaylardaki isimleri bir bir aklından geçirdi. Yine hüzünlenmişti. “Saçmalıyorsun,” dedi kendi kendine. “Bu ne hal?” O kadar umursamıyordu ki hiçbir şeyi artık. Hiçbir şey eskisi kadar canını sıkamazdı. Acılara ve onlara göğüs gerebilmelere fazlasıyla alışmıştı.
Gözü ilişti genç adama. Tekrar ilişti, ama hiç çaktırmadan. Gözlerinin ak kısmıyla izliyordu onu sanki. Bakmadan, görmeden, gördüğünü sezdirmeden… Genç adamın önünde oturan çift hâlâ el eleydi, hâlâ birinin başı öbürünün omzundaydı. Kız o an genç adama bakarak başını cama yasladı. Sanki genç adamın omzuna yaslanıyormuşçasına… Sanki aynaya bakıyormuşçasına… Aynada genç adamı izliyormuşçasına…
Genç adam ileri doğru baktı. Önünde oturan, başı diğerinin omzuna düşmüş çifti gördü. Onları fark etmesinin asıl sebebi, daha ileri baktığında gördüğü meraklı gözlerdi. Kızın çifti izlediğini gördü. Kıza baktı. Kız yavaşça başını cama yasladı. O an genç adam da kızın kendi omzuna yaslanışını hayal ederek gözlerini yumdu.