Brezilya asıllı yazar Paulo Coelho’ nun Dünya’ da; İngilizce ‘Adultery’, Portekizce ‘Adulterio’ ülkemizde de ‘Aldatmak’ adıyla yayınlanmış ve çıkar çıkmaz da çok satanlar listesine girmiş en son romanıdır. İlk yorumum; iki günde okunabilen ve oldukça hızlı akan bir roman. (Sadece bir okur gözünden kitap değerlendirmesi yaptığımı ve dolayısıyla kişisel görüşlerim olduğu notunu düşerek.) Bu kadar çok satmasının sebebi bu olsa gerek. Çünkü adını aldığı çarpıcı konuyu yeterince derinliğine anlatabildiği söylenemez. Bu romanda hikaye sadece Linda’nın gözünden anlatılmış. Linda, Cenevre’de yaşayan, ailesi için çalışan mükemmel bir eşe, iki harika çocuğa ve kendi çapında bir kariyere sahip bir kentli kadındır. Kısacası mükemmel bir hayata sahip bu kadın, bir zaman her şeyin bu kadar mükemmel ve sistemli olmasından sıkılarak hayatında bir değişiklik arayışına girer. Bu da onu liseden arkadaşı olan ama şu anda parlak bir politik kariyere ve güzel bir eşe sahip olan arkadaşı Jakob ile ilişki yaşamaya yöneltir. Buraya kadar çok yalın anlattım, çünkü yazardan beklediğim ‘Aldatmak’ gibi iddialı ve sarsıcı nitelikleri olan bir temayı son derece yüzeysel bir dille anlatmış olması beni de şaşırttı. Simyacı gibi kült bir romanı, Hac gibi insanın kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğu anlatan Coelho’dan bu konuda çok daha sarsıcı ve derin bir anlatım beklerdim. Kitap bende edebi bir eserden ziyade, çok satsın diye tamamen okuru avlamak üzere kurgulanmış, içine tensel öğeler de eklenerek ilgi çekici kılınmaya çalışılmış profesyonel bir bestseller projesi gibi geldi. Ne ‘Anna Karenina’’daki aldatan kadının kendi mahvına yol açma pahasına aşkın peşine düşmesini ve temelde aşkı yücelten bir anlatımım buldum, ne de İnci Aral’ın ‘Sadakat’ romanında anlattığı gibi aldatılan kişinin yaşadığı ve insanı çıldırma raddesine götüren duygusal buhranlarını betimleyen bir anlatım gördüm. Konusu aldatmak olmasına rağmen, adından da anlaşılacağı gibi eylemin ana öznesine yani aldatılan kişiye bu romanda hemen hemen hiç yer verilmemiş. Bu da anlatımı zayıflatmış. Linda karakterinde insanın içindeki iyilik ve kötülüğün mücadelesini Dr. Jekyll ve Mr. Hyde hikayesi ile betimlerken, kötülüğün bazen galip geldiğini Frankestein karakterine yar vererek aktarmış. Tüm bunlar romanı desteklerken, Linda dışındaki karakterlerin bu kadar hikayenin dışında kalması romanın en zayıf noktası olmuş. Kim bilir belki de bu kadar derinlik aramak gerçekçi değildir, yazar sadece Aldatmayı günümüz kent yaşamında rutinden sıkılan kişilerin yaptığı hatta bir bakıma haklı bile gösterilecek, küçük bedeller ödenerek içinden kolayca çıkılacak bir eylem olarak aktarmak istemiştir. Romanın ilk üçte iki bölümü bunlarla geçerken son bölümde biraz toparlanmış ve insan dünyasının derinliklerine inerek Linda’nın yaşadığı iç mücadelesini daha derinlikli bir şekilde aktarmış. En çok beğendiğim bölüm ise Linda’nın bir dağın tepesinden paraşütle atladığı ve yere inene kadar geçen sürede hisler dünyasındaki değişimlerinin anlatıldığı bölüm oldu. Bu bölümde yazarın edebi dehası bir anlatım büyüsüne dönüşüyor. Kitapta geçen birkaç çocuk hikayesi var, bunlar da çocuklarımıza anlatabileceğimiz muhteşem hikayeler. Her ne kadar beklentimi karşılamadığını belirtsem de, bu çocuk hikayeleri, Cenevre’yi anlattığı bölümler, paraşütle uçarken kişinin evrenle ve kendisiyle bütünleşmesini anlattığı bölüm ve aşağıda paylaşacağım aforizmaları gibi birçok cümle olması nedeni ile bu kitap pek çok kişinin ilgisini çekecektir.
‘Sevgi bir duygudan ibaret değildir; bir sanattır. Sanatta olduğu gibi sevgiye de ilham yetmez, emek vermeden olmaz.’ (Sayfa:199)
Saygılarımla,