Geçmişin unutulmuş, boş sofalarında
Eski bir odada terk edilmişti anılar
Tozlu hikâyeler sandıklarda uyurken
Bütün kapılar acımasızca kapandı
Hatırlamanın yasak olduğu bir kuytuda
Akşam, sessizliğin gürültüsüyle oynaşırken
Kirli camlara yazılanlar okunmaz oldu
İhanetlerin acısı yüreklere düşerken
Yaşamın sonuna nokta olan mektuplara
Dargın fotoğraflardan yaşlar süzüldü
Karanlık; sevinçleri sevmedi, istemedi
|
Korkularla dansını sundu her gece
Yitik umutları bir yorgan gibi örttü
Gün uyanırken uzaklaştı sessizce, gizlice
Unutulmak bir tercih, bir yazgı olmamalı
Anılar üşümemeli, yalnız kalmamalıydı
Korkmamalıydı bu nedensiz ayrılıktan
Onlar; sevdalarımız, hüzünlerimiz
Düşlerimiz, hayal kırıklıklarımız, acılarımız
Terk edemediğimiz sırlarımız, gizemlerimizdi
Aşk, vazgeçilmez, hatta ölmeye değiyorsa
Hala, tadına varılmamış güzellikler varsa
Kutsanmış, öpülesi bir zaman diliminde
Küçük bir ışık huzmesi girmeli çatıdan
Bir ahşabın ince aralığından sızmalı
Aydınlatmalı yaşananları, paylaşılanları
Senden gelen ne varsa geçmişten, korumalı
Sarmalamalı melek kanatlarıyla her şeyi
Ve dudaklarımda hep senin tadın kalmalı
Ferhat AĞAOĞLU