Çok seviyoruz kendimize acı çektirmeyi. Oramızı buramızı kesmeyi, biçmeyi. En küçük bir nedenden kendini kesenler, intihar edenler çoktur. Sadece ülkemizde değil, Dünya’nın her yerinde durum böyle. Bu durumlar insanların gerçek acıları tanıyamamasından kaynaklanmaktadır. Psikologa gidenler de cabası, psikolog sizin duygularınızı anlayamaz, kendi içinizi sadece kendiniz bilebilirsiniz. Kendi psikologunuz olun.
Bu tür önlemler hem acıyı tanıyamamaktan hem de “gerçek” acıyı duymak istememekten kaynaklanmaktadır. Onların yaptıkları gösteriş amaçlıdır, yapay acıdır bana göre. Gerçek acının önündeki bir duvardır sadece. Saf acıya gelmeden önceki son duraktır. O acıyı duyup da ortalığı yıkanlar, bir de gerçek acı çekenlere bir bakın. Ama onları göremezsiniz, gerçekten acı çekenler, o saf duyguyu tadanlar kendilerini göstermezler. Gösterme ihtiyacı da duymazlar, çünkü kendi yöntemleriyle azaltmak isterler acılarını. Gösteriş yaparak değil, kendi ruhlarının derinliklerinde çözerler bu problemi. Sessiz ve sakin gibi görünebilirler. Güleç bir insan kılığına girebilirler. Kalpleri o kadar büyüktür ki, karşıdaki insanı rahatsız etmek istemezler, ona hiçbir şey hissettirmezler. Bir söz vardır; Çok gülenler aslında çok acı çekenlerdir. Çok doğru bir sözdür, gülmeleri onlar için bir maskedir. Gerçek acıyı tadanların hep bir maskesi bulunmaktadır. O maskeyi düşüremezsiniz, onlardaki kararlılık hiç bir yiğitte yoktur.
Her duygunun saf hali insana zarar verir, ama acı kadar değil. En önemlisi de gerçek acıyı tadanlar bir gün var, bir gün yoktur. Çünkü ruhunun derinliklerinde acıyı azaltmak isterken, bir yandan da fark ettirmeden kendini yiyip bitirmektedir. Bir gün artık dayanamaz ve gerçeklik dünyasından uzaklaşır, bir daha kendini ne gören vardır, ne de duyan.