Uyuma şehir şehir uyuma Uyuyor yürek yürek karanlıkta işçiler Susma şehir şehir susma Kaç yürek sustu kaç yürek yasta? Yok oldu hayatlar zifiri karanlıkta Bir umut var işçim adına ağıtlarda…
Bir küçük balıkçı teknesi salınıyordu akşam ziftinde Bir balıkçı içinde,çayı semaverinde selamımı verdim,girdim içeriye sormadı bana ‘kimlerdensin’ diye Deniz kokusu içimde, gözüm ellerinde Derken bıraktı ağları,girdi içeriye Çayları getirdi titremez…
Kaç kez söz verdin hayata? Kaç kez yola çıktın? Bu yolda pabuçlarını kaç kez değiştirdin? Kaç kez parçalandılar hayat yolunda? Kaç kez yalın ayak kaldın,dönmek istedin? Elindeki revolver kaç kez…
Yeni insanlar tanımaktan korkmadım. Hiçbir zaman çekinmedim o ilk andan. Hamlemi yaptım,kapılarını açtım. Bazı kapıların ardında görmeyi ummadığım şeyler vardı. Bazılarında gül bahçeleri,akşam güneşi.. Bazılarında kaos,yıkım.. Her ne ise gördüğüm,asla…
Anlamına eş olanı bulamazsın öyle kolay Bir aralık gördüğünü sanabilirsin bazen Ne o eşidir senin anlamının Ne yansımasıdır,yalnızca aldatmacadır. Farkındalık hüznüyle gelir bu davete Ve sıkıcı bir ziyarettir bu Cenaze…
Yazmak zor bir iş değildir Ne yazdığını duymak bir iştir. Kalemi eline aldığında Kader gibi yazacaksın bir kere Güz gibi yazacaksın Ayazı seni titretecek.. Ve ne uğruna yazıyorsan Tutkusunu taşıyacaksın…
Bir beyaz yelkenlinin yamasıdır fırtına Ki sen fırtınalardan gelirsin Yelkeninde beyaz aransalar da Yamalarını gizleyemezsin Zordur elbet her dalga Acemiye yer var mıdır hayatta? Yamalarınla açılacaksan yeni bir fırtınaya Önce…