Nereden bilebilirdim ki, en ufak bir tereddüt etmeden arkasını dönüp uzaklaşacağını? Okadar güzel söylüyordu ki oysa titrek, kısık ve utangaç sesle “seni seviyorum” diye.
Kolay olmamıştı kalbini kazanmak. Gördüğüm ilk anda içime yerleşen bir meraktı, gün geçtikce büyüyen. Hergün onu görme-, başkasıyla konuşsa da sesini duyma heyecanıyla uyanırdım aylarca. Her gördüğümde ‘MERHABA!’ diyordum içimden. O yüzüme bakmadan, farkımda olmadan yakınımdan geçse bile, “MERHABA, HOŞGELDİN” diye karşılıyordum, hayatıma alırcasına. Kıskanıyordum da, hayatında en ufak bir yer sahibi olan herkesten. Gülüşüne, kahkahalarına, güzelliğine sahiplenmek değil, laik olmaktı bütün derdim. Yakıştıramazdım kendimi, bir başkasını asla.
Ne yaptım ettim, aldım ilk “merhaba”sını. Devamında alışkanlıklarını, duygularını, hayallerini ve hikayesini. Onun da varmış meğer yükleri, dertleri. Vurmuyormuş oda sorunlarını dışarı. Aslında bakınca, gördüğümün aksine, ne bir başkasından mutlu, nede bir başkasından sıradışı. Ama o benim SIRADIŞIM oldu. Dudaklarına ilk dokunuşum, ömür boyunca en net hatırlayacağım anı haline geldi, sıcaklığını tekrar tekrar yaşarcasına. Oda beni sevmişti artık. Derdini, özelini anlatacak kadar güvenebilmişti.
Masal gibi geçti yıllar el ele, göz göze. Ama ne yaptı etti, GEÇTİ GİTTİ.
Bir sözü vardı bana “öyle bir zamanda geldin ki. İyiki varsın” diye, o anda anlamam gerekirdi belkide. Bilemedim hayatına girerken sadece sevgiye muhtaç olduğunu. Beni hiç sevmediğini, sadece birine aşık olabilme düşüncesine kapıldığını…
“Ben başka şeyler istiyorum” dedi,
Mutluluklar diledi ve gitti.
Sanki harcadığım emekleri iade edebilecekmiş gibi.
tayfununkalemi.blogspot.com
