Ben bir yönetmen olmalıydım.
Kimsenin anlamayacağı filmler çekip yine kimsenin dinlemediği yerlerde anlatmalıydım…
Yatağımdan kalkıp bir sahneyi canlandırmalı, sonra kendimi öldürüp resimlere koymalıydım.
Nefes alıyormuş gibi yapıp sigara içmeli, sigara içiyormuş gibi yapıp sevişmeli .
Ben aslında tek başıma bir dünya olsaydım üzerimde hiç bir mekanik teknoloji gezinemezdi.
Zaten beynimde hiç bir teknoloji barınamıyor.
Ben bir yönetmen olmalıydım.
Setimde ışıkçı çalıştırmazdım.
Senaristleri kapı dışarı ederdim, hiç bir oyuncuyu gerçekçi bulmazdım
Sırf acı çeksin diye belki,
annesinin ve kız kardeşinin telefon numarasını isterdim.
Sonra bir bankta oturan adamın yalnızlığını
bana yansıt dediğimde, öfke ile bakmalıydı denize
sanki annesini o yıkamış gibi son yolculuğunda.
Sonra ALLAH’a inandığı kadar deniz kızına da inanmalı.
Dünyada ki bütün kaptanlardan nefret etmeli,
üniversitelere sınavlar dışında ayak basmamalı.
Okuyacağı bir kitabı önce yakmalı, sonra içmeli ve ardından kusup okumalı.
Ben bir yönetmen olmalıydım.
delirmişlikle manyaklık sularında boğulan.
beni herkes paramparça etmeliydi
sanatın bu olmadığını anlatmalıydı herkes
bense yıllar sonra bile ölmediğime üzülmeliydim
ve bunu da bir baş rol oyuncusuna giydirmeli .
hiç bir kameranın olmadığı yerlerde geçmeliydi
film…
Öyle bir film ki eşi benzeri yok ve hiç kimse
bilmiyor.
Hiç kimsenin izlemeye cüret edemeyeceği bir filmdi
benim kafamdaki.
