Kayıt Ol
Eki 7, 2017
737 Views
2 0

BİÇARE

Written by

Eylül ayının sonlarına doğruydu. Çirkefçe parlayan güneşin altında kavruluyordu memleket. Toz, çamur, kalabalık, sıcak…  Adeta oraya buraya savrulmuş karınca yuvalarını anımsatan insan kümeleriyle doluydu meydan. Zar zor sıyrıldım kalabalığın boğucu atmosferinden, attım kendimi dolmuşa. Bir yığın üniversite öğrencisi, her birinin ağzında da bölük pörçük dertler… Kimisi hayattan dem vuruyor, kimisi terkedildiği yalnızlıktan. Ön tarafta, kucağında olması gerektiğinden daha ufak bir bedeni sarıp sarmalamış bir anne, oturuyor, yanı boş. Oturuyorum bu annenin yanına, kalabalık ve gürültüden bir anlığına kurtuldum sanıyorum, yanılmışım. Pek dertliydi anne, havanın sıcaklığından dem vuruyor sanıyorum, yine yanılmışım.  Yavrusu boynuna gömülmüş, annesinin kokusuyla huzur bulmaya çalışıyor. Göremiyorum ufaklığın yüzünü.  ‘’Ah kuzum, dayan, dayan ,  d a y a n …’’ diyor anne. Yüreğim ağırlaşıyor o an, ruhum gölgeleniyor, sebebini henüz anlayamıyorum. Dayanamayıp soruyorum bu annenin içli endişesini. ‘’Kırk derece ateşi var, yanıyor yavrum, dayan annem dayan. ‘’ diyor anne, cevabı yaraya basılan tuz misali yakıyor yüreğimi.  Şakaklarımda bir zonklama, dudaklarımda belli belirsiz bir açılış, bir kapanış, bir şey söylemeye yelteniyorum, olmuyor, başarısızım. Güçlükle sorabiliyorum ‘’ Hastaneye götürdünüz mü?’’ , cevap veriyor anne:  ‘’Devlet hastanesi yeterli imkanlara sahip değilmiş yavrum için. Özel hastaneye de götürdüm, şu elimdeki bebeğin eti ne budu ne? Büyük ücretler istediler kızım benden.  Temizlikçiyim ablacım ben, karnımı doyuracak kadar bile kazanamıyorum, kıt kanaat geçiniyorum. Nasıl öderim ablacım ben bunu? Ne olacak şimdi benim yavruma? ‘’ İşte o an bu minik beden hoşgörüyle bakıyor gözlerime, ilk defa. Al al yanakları, fındık kadar burnu, kirpikleri gözlerinde birer taç adeta, uzun uzun bakıyor gözlerime. Hayatı görüyorum, umudu görüyorum, güçlüklere göğüs gören ufak kalbin görkemli yansımasını görüyorum bu kara gözlerde. Bütün hislerini teker teker akıtıyor gözlerime, kilit vuruyor dudaklarıma. Bir söz etmeye varmıyor dilim, kuru kuru yutkunmakla yetiniyorum.  O an kalbimi ve aklımı kuşatan sorular ordusu hücum ediyor ruhuma. Soruyorum kendime, soruyorum yedi cihana! Hanginiz bakabilecek bu minik ruhun kuyu karası gözlerine? Hangi birimiz bir söz etmeye  cesaret edebilecek bu biçare meleğe? Sorgulayan çivi bakışlı gözlerine kim bakabilecek, kim hesap verebilecek?

Pınar Tuç

Pamukkale Üniversitesi / İngiliz Dili ve Edebiyatı

Amatör Baterist
Avatar

Latest posts by Pınar Tuç (see all)

Article Categories:
Eleştiri · Hayata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.