Kayıt Ol
Eyl 11, 2014
1312 Views
0 0

Bir Garip Yolcudur İnsan

Written by

 

Yüreğinin çırpınışlarına cevap yetiştiremiyordu. Ne yapsa ne ile uğraşsa dindiremiyordu. Aklından çıkmak istemiyordu bütün olanlar, kendisi artık unutmak istese bile. Baktığı her yer, gözüne ilişen her şey canlı tutuyordu. Hafızasını kaybedip kendisini bile tanımayası vardı. Öyle sızlatıyordu acısını yüreğinin çırpınışları.

İşte yine akşam olmak üzere, yine gün tamamlanmaya başlamıştı. Ilık ilkbahar akşamlarını bitmek bilmeyen bir günün ardından efsunlu geceler için seviyordu. Evinin balkonundan gökyüzüne yaptığı sonsuzluk yolculukları için seviyordu. Çünkü uzun hayat  hikayesine ancak yıldızlar göz kırpıyordu…

Mutfağının penceresi caddeye bakıyordu. Beş metrelik duvarın üç metresini enine, iki metresini boyuna istila etmiş büyükçe bir pencereydi. Temizliği kolay olsun diye orta  boylu bir insanın kolu yetişecek şekilde bölümlere ayırtmıştı penciye.. “Kolay açılsın, kolay temizlensin, şeffaf olmalı görüntü” diyordu her zaman. Çünkü akşam üzerleri pencerenin önüne karşılıklı yerleştirilmiş tek kişilik koltuklardan birine oturur, aralarındaki fiskos sehpasının üzerindeki  menekşeleri uzun  uzun sever, sonra da  arkasına yaslanıp caddeden gelip geçenleri  seyrederlerdi beraber.

Sevgili Nalan’ının zevkiydi bu köşe. Bordo-krem döşemeli, altın varak taçlı koltuklar, aralarında sarı-varak rengi örtülü oval fiskos  sehpası, üzerinde rengarenk açmış menekşeler… Rengarenk deyince, menekşe deyince  insanın aklına  mor ve lila renkler  gelse de bu menekşeler bordo ve sarı  açıyordu Nalan’ın  zevkine saygı duyarcasına.. “Osmanlı saraylarının fevkalade kokusunu duyuyorum” diyordu Nalan Sultan… “Ah Gönlümün Sultanı!” diye iç geçirdi. “Hani beraber  çıkmıştık yola can yoldaşım, yolda bıraktın beni. Ahh sevgilim, bilirim hep  benden önce eve girip beni karşılamak en sevdiğin işti. Şimdi de Cennetteki evimizde beklersin değil mi?” diye mırıldandı. Kalbi yine çırpınmaya başladı. Menekşeler de hissetti sanki. Sanki yanındaki koltukta Nalan’ı oturuyordu her  zamanki gibi..

“Çay içer misin? Yeni demledim. Seversin bu saatte çay içmeyi. Bak radyoda programımız da başladı…” dediğini duyar gibi oldu. Ama yoktu işte. Yoktu. Gitmişti…

Yavaşça yerinden kalktı, kısık ateşte fısıltıyla radyoya eşlik eden  çaydanlığa doğru bir baktı. Sessizce çayını doldururken  sanki çaydanlık bile nazlanmıştı.. Radyonun sesini  biraz daha açtı. Koltuğuna  kuruldu. Bu defa karşısındaki koltuğa bakmadan, doğrudan pencereye yöneldi. Yolun ortasından geçen tramvay durağına  gözü takıldı. Kocaman bir düğüm geldi boğazına oturdu.

Tramvayın kıvrak, seri bir hareketle duruşu, insanların önce binmek için itiş-kakışları, “sayın yolcularımız güvenliğiniz için lütfen sarı çizgilere yaklaşmayınız.!” anonslarının arasında kayboluyordu. Duraktaki hareketlilik, radyodan yayınlanan şarkıyla birden dondu sanki;

Bir garip yolcuyum hayat yolunda,

Yolunu kaybetmiş perişanım ben,

Mecnun misali gurbet ellerde,

Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben.

Sanki kendisini  anlatıyordu. Sanki deminden beri  anlamlandıramadığı  çırpınışların kelimelere  dökülmüş halini dillendiriyordu..

Şarkının mısralarında  gezindi. Gerçekten  garip bir yolcu olduğunu  fark etti. Tıpkı tramvay  durağındakiler  gibi… Bir itiş kakışla binmişti hayat tramvayına… Yolunu bulmaya çalışırken Nalanıyla   karşılaşmıştı bir başka  durakta. Mecnuna dönmüştü  ve yola  beraber devam etmeye karar  vermişlerdi. Fakat sonra Nalan sarhoş  bir yolcunun  ters bir hareketiyle sarı çizgilere  yaklaşmış ve… ve… ve… Hatırlamak istemiyordu ama unutamıyordu da “yardım edin” feryatlarını.. O mel’un  kaza kırk yıllık yoldaşının cesedini raylara  yapıştırmıştı. Tramvay tam belinden ezmişti. Vücudunun bir parçası rayların bu tarafında bir parçası diğer tarafında kalmıştı. Etrafa sıçrayan kanlar bir müddet kalmıştı. Sanki tramvay değil de eski hantal bir tren ezmişti nasıl olmuştuysa. Feci bir tren kazasıydı sanki. Ne fark ederdi ki ha tren, ha tramvay…

Gözleri doldu. Yüzünde derin bir hüzün belirdi. Göz pınarları  berrak damlalarını, çoraklaşmış tarlaları andıran yanaklarına  gönderivermişti. İşte gözyaşları da bir yolculuğa çıkmış, yanaklarının kıvrımlarında hızla ve heyecanla  akıyor, minik bir tepeyi andıran çenesinin  altında  buluşuyor, hıçkırıklarının hareketlendirdiği göğsüne  doğru süratle  yol alıyordu…

“Ah  vefalı yoldaşım! Bu yolculuğu sensiz nasıl tamamlayacağım? Bana  öyle bir cümle söyle ki ey gönül, şu yolculuğun makul bir gerekçesi olsun, anlıyor musun? Makul  gerekçe!!” Titrek elleriyle gözlerini sildi. Tekrar  pencereye yöneldi. Bir kanadını açtı, ılık akşamüstü yelleri  gözyaşlarının yüzündeki izini  kurutuverdi. Tramvay  durağındaki donmuş sahne tekrar  canlandı. On dakikada bir duyulan anons  tekrarlandı..”Sayın yolcularımız  lütfen sarı çizgilere  yaklaşmayınız..” Tramvay  rayların üstünde ustaca kıvrılarak geldi, durağın önünde durdu; “tısss”. Duraktakiler  telaşla, inmek isteyenlere  fırsat  vermeden doluşmaya çabaladı.. Tramvayın sesine karıştı Nalan’ın feryadı…

“Ah Nalan Hanım ahhh! Ah vah ettirip  feryatlara boğdun beni  Sultanım.” diyecek oldu. Derin bir iç çekti. Sehpanın üstüne koyduğu çayı hatırladı. Ilımıştı. Olsundu. Nalan Hanım çayı ılık içerdi her zaman. Çünkü okuma saatinde kendini bile unuturdu Nalan… Ilık çayından bir yudum  aldı Nalanın hatırına. Elindeki kitabı usulca açtı. Dün kaldığı yerden devam edecekti. Bir yudum daha aldı, “Nalan’ım” diyecekken dudakları, gözleri de okuyacağı sayfayı kolaçan ediyordu. Besmelesini tamamlayamadan   gözüne çarpan cümleyi okumaya başladı. Dehşete düşmüştü. İşte derdine derman bulmuş, hasretinin tesellisini okuyuvermişti. ”İşte sana makul bir gerekçe…” dedi usulca:

“İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar  yolculuğu devam eder.”

“Ey insan! Aklını başına al… Senin elinde bulunan  nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir.”

Gözleri irileşti. Kalbi daha bir çırpınmaya başladı. Başını geriye yasladı, tramvay durağına bir daha baktı. Bir daha okudu aynı cümleleri… İyice soğumuş çayından bir yudum daha aldı. Derince bir nefeslenip  bir kendine bir de yanındaki boş koltuğa baktı. Bordo-sarı döşemeli, altın taçlı, saray koltuğuna… Sehpanın  üzerindeki menekşeler de meraklanmıştı. Radyo artık parazit yapıyor, “sayın yolcularımız, sarı çizgilere yaklaşmayınız!” anonsları  uğultu gibi geliyordu.

Gençliğin hızlı kıvrılışları arasında güzel bir yolculuğa çıktıkları Nalanıyla ihtiyarlığın duraklarından birisinde ayrılıvermişlerdi, beklemedikleri bir zamanda. Kalan yolculuğunu yalnız  tamamlayacaktı Hasan Bey; hangi durakta ineceğini  bilemeden. Şu okudukları hem radyodaki şarkıyı bastırmış, hem de uzayan yolunu aydınlatmıştı. Tabii ya kim tramvayda sonsuza kadar kalmak isterdi ki? Elbet bir durakta inilmeliydi. Önemli olan ineceğin durağa  hazırlıklı  olmak, inerken emanet oturduğu tramvay  koltuğunu  yerinde  bırakmak gerekiyordu. Önemli olan indikten sonra gideceği  doğru adresi bulabilmekti…

“Hey gidi çılgın kadın! Yine beni karşılamak istedin değil mi? Bu yüzden önce indin durakta değil mi? Kim bilir ne güzelliklerle  karşılayacaksın beni. İneceğim durağı sabırsızlıkla bekliyorum.” diye mırıldandı. Yüzüne belli belirsiz bir tebessüm yayıldı. Derin bir iç çekti ama bu defa  huzurla… Bu defa gözyaşları  müezzinin; “Hayye  alel-felah” cümlelerine katıldı… Bilet  kontrol vaktiydi. Elindeki  kitabı usulca  bıraktı menekşe  saksısının yanına. Batmış  olan  güneşin  kızıl  ışıkları, bordo-sarı koltukların taçlarına  vuruyordu. Işıltısı akşam  durağını  parlatıyordu… Karanlık artmaya başladığında hava serinlemiş, açık duran mutfak penceresinden içeriyi yokluyordu. Sesi biraz daha kısılmış radyo inleyen nağmeler sunmaya devam ediyordu. Son bir hamle ile secdeye kapanmış Hasan Bey kımıldamadan öylece duruyordu. Yıllardır taşıdığı yükü bir kenara indirmiş hamal rahatlığı vardı üzerinde. Ne kadar daha öylece kalacağı belli değildi ama yüzünü kaplayan tebessüm kalkmak istemediğini ele veriyordu.

“Sayın yolcularımız” anonsları artık duyulmuyordu…

                                

 

 yrtrty

M.Sude

Aile ve Eğitim danışmanı.Medya ve İletişim bilimlerinden yüksek lisans yapıyor.
Kalem ve kağıt kokusu yazmak aşkını güncelliyor.
Avatar

Latest posts by M.Sude (see all)

Article Tags:
· ·
Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.