
Bugün klasik bir günden farklı olarak kendime zaman ayırdım ve tiyatroya gittim. İstanbul devlet tiyatrosunun değerli oyuncularının sahneye koyduğu kuyruklu yıldız altında bir izdivaç oyununu izlerken, kimi zaman tebessümle kimi zaman hmmm! diyerek düşünceden düüşünceye geçtim, Uzun lafın kısasaı güzel bir haftasonuna merhaba dedim. Unutmadan halk otobüsünde kitap okumayı da özlemişim hani, yanından gelip geçene aldırmadan meraklı gözlerin üzerinde olduğunu bilerek kitabın satırları arasında dolaşıp, maceradan maceraya koşmak, ineceğin durağı kaçırıp kaçırmadığını kontrol etmek için tam başını kaldırdığında insanların gözlerindeki çeşitli ifadelerle seni süzdüklerini görürsün. Kimi vardır okuduğun kitabı merak eder, kimi vardır; kim bu deli dercesine seni tenkit eder. Çünkü ayakta kalmıştır oturamamış ve senin okuduğun kitaba gözünü canice dikmiş hadi be ne okuyup duruyorsun ki, sanki okusan alim olacaksın, kalk da yer ver der ama halbuki kendiside oturuyordur ve sırf kendi rahatı bozulmasın diye kafayı sana takmıştır. Bunun gibi daha bir çok örnek verilebilir. Bugün bu satırları yazdım çünkü okurken aklıma bunlar gelmişti ve birde tabi tiyatro izlerkenki harmanlanan düşünceler yumağı, kelimeler ormanı arasında saklanan dünyaların hepsi bu satırların arasında saklı…